1. YAZARLAR

  2. Hayrettin Karaman

  3. Örnek Rejim/ Sistem Meselesi
Hayrettin Karaman

Hayrettin Karaman

Yazarın Tüm Yazıları >

Örnek Rejim/ Sistem Meselesi

A+A-

İran'da devrim olunca Türkiye'de İran modeli yükselen değer haline gelmişti. Fertler ve gruplar İran'a akın ediyor, başta merhum Humeyni olmak üzere devrimin ileri gelenleri ile görüşüyorlar, sonra buradan aldıkları düşünce ve programları Türkiye'ye taşıyarak tartışıyorlardı. Böyle bir toplantıya katılmıştım. Benim tezim şu idi: "Müslümanlar için hedef bellidir: Hayatın bütün alanlarında İslam'ın yaşanacağı bir düzeni gerçekleştirmek. Ancak bu hedefe nasıl ulaşılacak sorusunun cevabı ve takip edilecek yol her bir "İslam ülkesi"nin kendi şartları içinde, kendi alimleri, uzmanları ve düşünce adamları tarafından belirlenmelidir. Başka şartlar ve imkanlar içinde hareket eden Müslümanlarla istişare etmek, onların tecrübelerinden yararlanmak başkadır, taklit etmek başkadır; birincisi doğrudur, ikincisi yanlıştır."

Bu düşüncemi tekrar ifade ettiğimde Humeyni ile görüşen heyetten bir şahıs şöyle dedi: "Humeyni de, 'sizin böyle bir işe kalkışmak için önceden elli yıl çalışmanız gerekiyor' demişti".

Yakında bir yazı okudum, oradan birkaç paragraf alıp düşüncemi ifade edeceğim.

"İslami eğilimin en kuvvetli olduğu ülke olarak Mısır gerçek bir savaş alanı oldu. Bununla beraber, artık tartışma laiklerle Müslüman düşünürler arasında değil, istedikleri İslami düzen türüne göre farklı İslami düşünce kolları arasındadır. Batı ve bunların laik kuklaları, Mısır için "Türk" hatta "Malezya" modelleri için bastırıyorlar. Bunlar İslam'ın laik düzende tâbi rol alması gerektiğinde ısrar ediyorlar. İlginçtir, ABD de daha aşırı Selefi Suudi modelini sessizce destekliyor. Bu, Vahabilerin hoşgörüsüz dar objektifinden bakılmasıyla Müslümanları İslam'dan uzaklaştırmak üzere tasarlanıyor. Onlarca yıl gölgede kaldıktan sonra Selefiler aniden Mısır'da ön plana çıktılar."

ABD'nin İslam ülkelerinde nasıl bir İslam'ın desteklenmesini istediği konusunda daha çok "ılımlı İslam" modeli konuşuluyordu. Yukarıdaki paragrafta ise selefi modeli destekledikleri söyleniyor ve ekleniyor:

"Müslüman alimler ve eylemcilerin Kur'an'ın öğretileri ve Yüce Peygamber'in (SAV) hayatı ve Sünnet'ine dayalı politikalar geliştirmeleri zaruridir. Müslümanlar için tek model budur, başka hiçbir model yoktur... Bu, İran İslam Cumhuriyeti'nde başarılı bir şekilde tatbik edildi. Doğru, bu mükemmel bir sistem değil ama sunulan diğer sistemlerden açık ara daha iyidir. İslam, Müslümanların ihtiyacı olan her türlü koruma kadar tüm özgürlükler ve hakları da sağlar."

Yazının bütünü göz önüne alındığında kabaca şu sonuç çıkarılabilir: "Batı'ya ait sistemler, ılımlı İslam ve selefi İslam yanlıştır, batıldır, uygulanması caiz eğildir. İran modeli iyicedir. Daha iyisini ise "Müslüman alimler ve eylemciler, Kur'an'ın öğretileri ve Yüce Peygamber'in (SAV) hayatı ve Sünnet'ine dayalı" olarak bulup ortaya koymalıdırlar.

İşte problem de bu "çözüm teklifi"nin ta kendisidir. Elbette İslami modelin hakim kaynağı vahiy olacak, elbette Peygamberimiz (s.a.)'in yolu ve yöntemi rehber olacaktır. Ama ılımlı İslamcılar ve selefiler de aynı şeyi söylüyor, aynı kaynaklar ve örneklerden yola çıkarak bu modelleri oluşturduklarını ifade ediyorlar. "Bunlar yanlış, doğrusu şu kaynakları kullanarak oluşturulmalıdır" diyenler, ne mevcut bir örneği gösteriyorlar, ne de kendileri bir model sunuyorlar; bütün söyledikleri "şu yanlış, bu batıl, alimler doğrusunu bulsun..."dan ibaret kalıyor.

Bana göre de İran, Suudi Arabistan modelleri ve ılımlı İslam modeli her ülkede örnek alınamaz; ama bunları İslam'dan dışlayarak, benimseyenleri "cahillik ve hainlikle" suçlayarak da bir yere varmak mümkün değildir.

Bugün herhangi bir İslam ülkesinde "farklı İslami modelleri savunan" gruplar" ya ortak bir alanda uzlaşacaklar, farklı alanları kendilerine bırakıp ortak alanı ihtiva eden bir -devamlı veya geçici- düzen oluşturacaklar, ya düşmanı bırakıp birbirleri ile savaşacaklar, yahut da hiçbirinin dediği olmayacak, azami din ve düşünce hürriyetini ihtiva eden bir çeşit laik demokrasiyi kabule mecbur kalacaklardır. En kötüsü de onlar birbiri ile uğraşırken sömürücü ve sömürgeci yabancıların kendi iktidarlarını ve tercih ettikleri düzeni başa geçirmeleridir.

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT