1. HABERLER

  2. HABER

  3. HUKUK

  4. “Örgüt Üyeliği” Suçlaması Hangi Unsurları İçermeli?
“Örgüt Üyeliği” Suçlaması Hangi Unsurları İçermeli?

“Örgüt Üyeliği” Suçlaması Hangi Unsurları İçermeli?

Bugünkü yazısında Etyen Mahçupyan, 15-16 Temmuz’daki darbe kalkışmasından sonra “FETÖ ile mücadele” altında ortaya çıkan bazı hukuksuzluklara dikkat çekiyor ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin “örgüt üyeliği” suçlamasıyla ilgili kararına değiniyor.

A+A-

Demokrasiye Yargıtay Desteği

Etyen Mahçupyan / Karar

Demokratik yönetimleri otoriter sistemlerden ayıran en kritik kelimeler mesafe ve görecelilik olmalı. Tek adam veya parti yönetimlerinde kurumlar arasında mesafe kalmadığı gibi, yetki de belirli bir noktada yoğunlaşıp tekelleşir. Oysa sistemin demokrasi diye adlandırılabilmesi için, kurumlar arası belirgin ve şeffaf bir mesafenin oluşması ve her kurumun kendi göreceli özerkliğine sahip olması gerekir.

Diğer taraftan ister parlamenter ister başkanlık sistemi uygulansın, yürütmenin ‘genlerindeki’ diğer erkleri hegemonyası altına alma dürtüsü engellenemeyebilir. Nitekim yasama organı kişiliğini yitirme riski ile karşı karşıya kalabilir. Yargı ile ilişki ise genellikle daha gerilimlidir… Yürütme yargıyı kendi öznel ideolojik çerçevesi içine almayı istediği oranda, birçok ülkede yargı da yürütmeyi sözde ‘siyaset dışı’ addedilen bir ideoloji içine hapsetmeyi hedefleyebilir.

Burada temel belirleyici, söz konusu ülkenin siyaset kültürü ve zihniyeti… Soru, yargının sınırları demokratik olarak çizilirken, onun göreceli özerk ve fikren bağımsız bir kurum olarak yaşamasına müsaade eden bir anlayışa sahip olup olunmaması.

***

Türkiye bu gerilimden çok çekti… Bazen yargının ideolojik vesayetine, bazen de hukukun yürütme elinde araçsallaşmasına tanık olduk. Kamusal yönetim alanı boşluk affetmediği için, hangi kurum daha güçlüyse diğerinin alanına tasallut edebildi.

15 Temmuz sonrasının atmosferi de söz konusu gerilimin yürütme lehine dengesiz bir hale gelmesine neden oldu. Çünkü darbenin başarılı olup olmamasından bağımsız olarak, bu dönemlerde yürütme toplumsal mobilizasyon ve ideolojik yönlendirme açısından çok güçlenerek yargıyı kendi uzantısı haline getirebiliyor.

FETÖ’nün darbe girişimi ertesinde yargı psikolojik baskı altında kaldı ve ‘FETÖ ile mücadele’ hukukun hakkaniyet dağıtma ilkesini zedeleyen bir noktaya savruldu. Öyle ki FETÖ’nün Gülen cemaati içindeki bir ‘hiyerarşik iç yapılanma’ olduğu kenara konarak, Gülen cemaatiyle ilişkili addedilen herkes suçlu ilan edildi. Yetmedi, devletin koruması ve garantisi altında olmasına rağmen, çocuğunu bazı okullarda okutanlar, bazı bankalarda hesap açanlar, ya da telefonlarında farkında bile olmadıkları uygulamalar bulunanlar da ‘terörist’ olarak tanımlandı.

Neyse ki geçen günlerde yargının ve Türkiye’nin ‘hukuksal namusunu’ kurtaran bir karara imza atıldı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ‘örgüt üyeliğinin’ hiyerarşik yapıya dahil olma, organik bağ kurma, talimat alma ve görevleri yerine getirme unsurlarını içermesi gerektiğinin altını çizdi. Buradan hareketle herhangi bir örgüte “sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir” dendi…

***

Karar ‘silahlı terör örgütü üyeliğinden’ hapis cezası yemiş ve KHK ile görevinden ihraç edilmiş bir vatandaşın müracaatı sonucunda alındı. Üst yargı makamı FETÖ’nün “başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun büyük bir kesimince böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için, yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen” göstermesini, göz ardı edilemeyecek bir olgu olarak zikretmiş oldu…

Alper Görmüş Serbestiyet’teki 2 Kasım tarihli yazısında bu hukuki serinkanlılığın 15 Temmuz öncesinde de var olduğunu ama darbe girişimi ile birlikte işlerin şirazeden çıktığını hatırlatmıştı... Nitekim darbe sonrasında yürütme ile yargı arasındaki mesafe kısalmış, yargının göreceli özerkliği zayıflamıştı. Neyse ki Yargıtay 16. Ceza Dairesi bu ülkenin bir demokrasi olduğunu göstermekle kalmadı, yürütmenin de prestij yıpranmasını bir nebze telafi etmiş oldu.

HABERE YORUM KAT