1. YAZARLAR

  2. Ali Bayramoğlu

  3. Org. Başbuğ gerçekten demokrasiye inanıyorsa…
Ali Bayramoğlu

Ali Bayramoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Org. Başbuğ gerçekten demokrasiye inanıyorsa…

A+A-

Türkiye'de Genelkurmay başkanlarının tarzları önemli olur. Ordu, ağırlığını, kimisi doğrudan konuşmalar, kimisi kamuoyuna duyurular, kimisi bildiriler yoluyla hissetirir.

Yöntem ve yol değişir ama esas değişmez, siyasete ağırlık koymak konusu, bazı istisna dönem ve kişiler dışında aynı kalır.

Org. İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanı olalı henüz 1 ay olmadı.

Ama bu süre "yoğun" gelişmelerle geçti.

Türk Silahlı Kuvvetleri adına yapılan hapishane ziyareti, ardından yeni komutanın "destek kıtaları"yla Doğu ve Güneydoğu'da yaptığı ziyaret, bu ziyarette kimi temel siyasi konular üzerine yaptığı vurgular, en nihayet önceki gün gerçekleştirilen basın brifingi…

Yeni bir dönem hızlı açıldı…

Tarz böyle oluştu, oluşuyor…

Ama bu sadece tarz meselesi midir?

Peki ya esas?

"TSK'nın ana konulara bakış açısı değişmez. Kim böyle bir şey beklerse çok büyük yanılgı olur. Üslup farkları olabilir…"

İki gün önce gazetecilere bunları söylüyordu yeni Genelkurmay Başkanı…

Yani esas…

Şimdi başa dönelim…

Yeni komutan bundan 18 gün önce ordunun sistem içindeki yerini ve işlevini belirten bir devir teslim konuşması yapmıştı.

Buna göre TSK kendisine önemli siyasi bir rol veriyor, ancak bu siyasi rolü siyaset dışı olarak adlandırıyordu. Ordunun siyaset dışı saydığı ama her yönüyle siyasi olan bu rol, Başbuğ'un dilinde "ulus devletin tanımı, askerin bu tanımı kollama görevi, kimi uygulamalar ve adımlarla bu tanımın çelişmesi halinde tepki vermesi" gibi bir şekle bürünüyordu.

Siyasi konuların siyaset dışı görülmesi ve tanımlanması toplumun bu konular hakkında fikir beyan etmesini imkansız hale getirir.

Bu konuları siyasi tartışmaya ve siyasi karara kapar.

Bu oranda siyasi alanı daraltır ve tekeli altına alır.

Askeri vesayet adı verilen hâl işte bu hâldir.

Bu rejimin rengi, tekel altına alınan siyasi konuların artmasıyla koyulaşır…

Başbuğ da aslında bu tanımı yapmıştı.

Dün kimi gazetelerin yayın yönetmenlerine ve Ankara temsilcilerine brifing verdi, Başbuğ.

Brifingde demokrasi ve hukuk devletine saygısını dile getirmiş… Ancak saygısını "askeri vesayet süzgeci"nden geçirince bu saygı anlamını kaybetmiş…

Nitekim Genelkurmay Başkanı brifingde "AB'den beklenti (…) 'Ulus devlet yapımla oynamaması, üniter devlet yapımı zayıflatmaması", derken, aslında değişmeyen esaslardan hareketle biliyoruz ki, Avrupa'ya ve siyasetçiye "Kürt meselesinde fikir beyan etme, benim Kürt politikama karışma, bana ademi merkeziyetçilik önerme, demokratikleşme kanunlarında benim gerçeklerime ters düşme…" demek istiyordu…

Örnek birden çok…

Başbuğ, akreditasyonlar konusunda "Bir açılım yaptık. Akreditasyon kriteri koyma durumunda değiliz. Kriter basın meslek ilkeleri. O ilkelere uyulsa ne bir kişinin ne de kurumun sorunu olur…" demiş.

Ama basın meslek kriterine hangi gazeteden neden ve nasıl uymadığının tespitini kendisinin yapacağını göstermekten de geri kalmamış.

Yeni Şafak, Star gibi daha önce bu toplantılara çağrılmayan gazeteler Genelkurmay Başkanı'nın masasında bu kez yerini alırken, Birgün, Taraf gibi gazeteler hala vesayetçi anlayışın yaptırımına tabi olmayı sürdürüyor…

Başbuğ'un bundan böyle "bildiri" sayısının azalacağını ifade etmesi de bir tarz meselesidir…

Bunlar askerin siyasete müdahalesini, Kıbrıs, Kürt sorunu gibi konularda iktidarı denetlemesini, hatta ikame etmesini engellemez.

Org. İlker Başbuğ gerçekten demokrasiye inanıyorsa, bir kere demokrasinin tanımını sivillere bırakmalı ve ilk hedef olarak ordusunu kışlaya çekmelidir…

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT