1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Ordusunu Kontrol Edemeyen Bir Halk...
Ordusunu Kontrol Edemeyen Bir Halk...

Ordusunu Kontrol Edemeyen Bir Halk...

Özkök’ün Silivri'ye gitmesi yaklaşık 4 yıllık bir süreç sonunda gerçekleşti... Geciken adâlet, idâmdan sonraki affa benzer. Ama, 30 bin sahifeyi geçen bir iddianamenin üstesinden gelmenin zorluğu da ortada.

A+A-

Selahaddin E. Çakırgil

Ordusunu kontrol edemiyen bir halk, onun esiri olur..  

Önce, -ne demekse- bir ‘manevî kız’ın ölümü ve ona Kılıçdaroğlu’nun 15 bin lira maaş peşkeşine değinelim..

M. Kemal’in ‘manevî kızı’ diye anılan bir hanım, geçen hafta, Adapazarı yakınlarında geçirdiği bir trafik kazasında ölmüş.. Haberlere bakılırsa, bindiği araba çok lüks ve güvenlik sistemi de çok gelişmiş olduğu için emniyet kemeri  takmaya gerek duymamış ve kontrolden çıkan araba, bir yere çarpınca, ön camdan dışarı fırlayarak hayatını kaybetmiş..

Sözkonusu kadın, ömrü boyunca birçok evlilikler yapmıştı.. Birisi, 50 yıl öncelerin zengin iş adamlarından birisi olarak bilinen F. Doğançay’la yaptığı evlilik idi.. Daha sonra, İstanbullu bir yahudiyle evlenmiş ve bunun üzerine, o yılların ünlü bir hiciv şairi, bir dörtlüğünde, ‘Yahudi ülküsü oldu, artık, ülküsü atanın..’ mısraına yer vermişti..

Daha sonra başka evlilikler de yapmıştı, her ne ise..

Bu kadının yıllardır, geçinemediğine dair bir takıntısının olduğu anlaşılıyordu..  -Kendi deyimiyle-atatürkçüğü’nün emaneti’ olduğuna göre, kendisine dolğun maaş bağlanmalıydı ve bağlanmıştı da.. Ayda 5 bin lira civarında olan emekli maaşının azlığından yakındığı için, 5 yıl öncelerde de yine gündeme gelmiş ve mecburen, o konuda bir yazı yazmıştım..

Anlaşılıyor ki, müteveffâ, bu taleblerini son zamanlara kadar da sürdürmüş imiş.. Ve Kılıçdaroğlu, bir kamu bankası olan CHP’nin İş Bankası’nın yönetimindeki yüksek payı ve karar mekanizmasındaki gücünden istifadeyle, maaşının 10 bin liradan 15 bin liraya çıkarılmasını sağladığını belirterek, "Yaklaşık bir ay önce Ülkü Hanım ile bir görüşme yaptık. Kendisi çok mütevazı bir insandı. İçinde bulunduğu sıkıntıyı anlatmaktan bile çekindi..’ demekte.. Ne kadar mütevâzî’ olduğu da ortada..

Hatırlayalım ki, Anadolu’daki Yunan işgaline karşı verilen savaş yıllarında, Hind müslümanlarının gönderdiği maddî yardımlardan bir kısmını, M. Kemal, 1924’de İttihad- Terakkî Cemiyeti’nin İzmir Şubesi eski başkanı ve Ankara rejiminin İktisad Vekili Mahmûd Celal (Bayar) Bey’e vererek, İş Bankası’nı kurdurtmuştu.. İş Bankası’nın kuruluş sermayesinin yüzde 38’i o paralardan oluşuyordu ve bunlar M. Kemal’in kendi parası gibi gösterilmişti..Ve M. Kemal, bu hisseyi vasiyetnâmesinde yüzde 10 ve yüzde 10’luk bölümlerinin gelirlerinin de Türk Tarih Kurum ve Türk Dil Kurumu’na verilmesi şartıyle  CHP’ye bırakmıştı. Bu yüzden CHP, hâlen de, İş Bankası’nın en büyük ortağı olarak, alınan kararlarda engüçlü sözsahibi durumunda..

Şimdi, sözkonusu‚ ’manevî kız’ın bir ömür boyu beslendiği paranın nereden nereye hangi kanallardan geldiğini düşünmek bile insana acı vermez mi?

Ilginç olan, mevcud hukuk sisteminde ’manevî kız’ diye bir şeyin bulunmaması.. Bir diğer nokta da, bu kızın, tek özelliği, 2 ilâ 6 yaş arasında iken M. Kemal’in yanında kalmış olması... İnsan,  6 yaşından önceki hayatından neleri hatırlayabilir?

Üzerinde durulması gereken bir diğer nokta ise, hangi yolla kazandıklarına bakmaksızın, başkalarının serveti üzerine yığınla laflar eden Kılıçdaroğlu’nun, filanın manevî kızı’ diye boy göstermekten başka hiçbir özelliği olmayan bir kimsenin aylığını,bir kamu bankasından, 10 bin liradan 15 bin liraya çıkarırken, vicdanı titrememiş midir?

M. Kemal’in, ya bir de öz çocuğu olmuş olsaydı, durum,  saltanat döneminden de beter bir ’cumhuriyet saltanatı’na dönüşecekmiş,  demek ki..

Son ’YAŞ’ toplantısının hayırlar getirmesi temennisiyle..

Son yapılan ve terfi veya emekliye sevkedilişlerin görüşülmesi açısından,  yıl içindeki  en önemli  toplantılardan sayılan YAŞ (Yüksek Askerî Şûrâ) toplantısı birçok yönlerden ilginçti.. Bunun için de, herkes kendi bakış açısını yansıtacak değerlendirmeler yaptı..

Bazı laik gazeteler, tabiatiyle, ilk olarak bir YAŞ toplantısında, masalarda su sürahilerinin ve sair içeceklerin bulunmamasının arzettiği ’tehlike’ye dikkati çekti.. Evet, Ramazan münasebetiyle, YAŞ’dakiler de, oruç tutsun veya tutmasınlar,  eşitlendiler, hepsi de susuz kaldılar..

Tabiatiyle, kimi çevreler de heyecanlandı, ’milletin görmek istediği tablo, işte bu!..’ diye..

Ama, asıl önemlisi, bu toplantıda, Ergenekon,Balyoz, vs.  isimler altında hâlen görülmekte olan davalarda tutuklu olan yüzlerce emekli ve muvazzaf subaylardan, 76’sının general/ amiral rütbesinde muvazzaf (vazifede) subaylardan oluşmasıydı.. Onların yargılamaları devam ederken, terfi alamıyorlardı, bu da geriden gelen ve terfi bekleyenlerin de yolunu kesiyordu..

Bu kez, bu generallerden 40 tanesinin birden TSK’yla ilişkilerinin kesilmesi, son derece büyük bir gelişme..

Elbette, bu 40 generalin hemen herbirisi, bir yıldan fazla zamandır tutuklu bulunuyorlardı ve çoğunun terfi sırası geldiği halde, geçen yılki YAŞ toplantısında kanun gereği terfi edememişler ve 1’er yıl uzatma almışlardı..

Bu yıl tekrar uzatma verilecek olsa, geriden gelenlerin yolu daha bir tıkanmış olacaktı..

Ayrıca, bir yıl boyunca yapılan yargılamalar sırasında, bunlardan hiç birisi, zayıf şübhe veya delil yetersizliği veya gerekçelerle tahliye olunmamışlardı..

Bu durumda, anlaşılıyordu ki, mahkeme, bu sanık generallerin suçluluk ihtimaline ağırlık veriyordu..

Yazının Devamı…

 

HABERE YORUM KAT