1. YAZARLAR

  2. Sami Suruş

  3. Ordunun yükünü taşıyan yargı
Sami Suruş

Sami Suruş

Yazarın Tüm Yazıları >

Ordunun yükünü taşıyan yargı

A+A-

Türk Anayasa Mahkemesi'nin Kürtleri destekleyen DTP'nin kapatılması ve parti liderlerinin beş yıl süreyle siyaset yapmasının yasaklanması yönündeki son infial yaratan kararı, Türkiye'nin, hâlâ AKP ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la temsil edilen reformcu akım ile ulusalcı ve katı laik eğilimleriyle işbirliği içindeki askeri ve yargı kurumları arasında şiddetli, iç içe geçmiş ve sıcak çekişmelere maruz kaldığına işaret ediyor.

Mahkeme kararına şaşkınlığını ifade eden Erdoğan hükümeti, üç aydan fazla bir süre önce Türkiye'deki Kürt sorununa nüfusları 17 milyonu bulan Kürt etnisiteye kültürel ve siyasi haklar vererek barışçıl ve siyasi çözüm bulma amaçlı kapsamlı bir açılım başlatmıştı. Birçok siyasi gözlemci Erdoğan'ın 21 milletvekiliyle parlamento grubuna sahip DTP'nin, açılımın geliştirilmesi, Kürtlere ulaştırılması ve toprak üzerindeki gerçeklere dönüştürülmesi noktasında siyasi bir ortak haline gelmesini uzak ihtimal görmediği kanaatindeydi. Bu anlam itibarıyla mahkeme kararının birinci derecede Erdoğan hükümetinin kendi açılımına ağır bir darbe vurduğu söylenebilir. Türk ordusunun geçen seksen yıl boyunca Türkiye devletinin ulusalcı ve laik eğiliminin bütünlüğüne dokunmaya çalışan her partiyi, hükümeti ve şahısları vuran devletin eli mesabesinde olduğu biliniyor. Bu bağlamda ordu 1960, 1971 ve 1980'de üç askeri darbe yaptı ve devletin Turancı milliyetçi ve laik kimliğini koruma söylemi altında bu darbelerle seçilmiş meşru hükümetleri devirdi. Ordunun siyasi hayattaki rolü 2003'ten bu yana ve özellikle de AB'nin ordunun siyasi hayattaki rolünü azaltmaya sevk etmek amacıyla Ankara'ya baskı yapması sonrası gerilemeye başladı. Avrupalıların doksanlı yılların sonuyla birlikte Türkiye'ye AB'ye daimi üyelik hakkı verilmesi için açıklanmamış şartlar içine ordunun rolünün belirlenmesi talebini koymakta tereddüt etmedikleri belirtiliyor.

Burada en önemli işaret ordunun 2008 Şubat'ında Irak Kürdistan bölgesindeki sınır bölgelerine saldırısını sürpriz şekilde durdurma kararı aldığı zaman geldi. Ordu çekilmeden 10 gün önce PKK'ya bağlı unsurları yakalamak için bu bölgelere kapsamlı bir saldırı başlatmıştı. Gözlemcilerin o vakitler Türk hükümetinin, ABD'nin ve AB'nin yaptığı baskıların etkisiyle ordunun Irak Kürdistan'ından çekilme kararı aldığına dikkat çektiklerine işaret ediliyor.

Fakat acaba Kemalizm'in mirasçılarının ülkenin idaresinde yetkilerinin sınırlandırılması talebine boyun eğmesi mümkün mü? Ordu Erdoğan'ın Kürtlere açılım yönündeki politikalarını sürdürmesine göz yumabilir mi? Sonra içeride, bölgesel ve uluslararası alanda kınama alabilecek kanlı bir darbeye başvurmaksızın Erdoğan'ın açılımcı yöntemi nasıl durdurulacak? Kemalist aklı ve orduyla sağlam işbirliğiyle bilinen Türk yargısı, ordunun yükünü taşımaya en ehil ve güçlü kurumdur.

Hiç kuşkusuz Anayasa Mahkemesi'ni DTP'yi kapatmaya sevk eden etkenler farklılık arz ediyor. Fakat mahkemenin Erdoğan'ın Kürt açılımını hayata geçirmekte maksimum düzeyde ciddi olduğunu hissetmesi, DTP'ye karşı 2007 yılında açılmış davayı harekete geçirme kararının arkasındaki temel etkendir. Aynı mahkemenin geçen yarım yüzyılda 27 partinin kapatılması kararı verdiği biliniyor. Bunların 9'u Kürtlerin desteklediği partiler olup temel suçları ise Ankara'nın terörle suçladığı PKK'yı desteklemeleri. Fakat DTP'nin kapatılma kararının belirgin özelliği, oldukça hassas bir zamanda gelmesi. Özellikle de Türk-Kürt uzlaşısına dair umutlar canlanmışken. Bu yüzden birçok sebepten türlü Kürt sorununa barışçıl çözüm yolu üzerinde hâlâ ürkütücü engeller olduğu söylenebilir. Bu sebeplerin başında Anayasa Mahkemesi'nin Kürt etnisiteye açılım girişimine karşı çıkma noktasında ordunun yerine rol oynamaya başlaması geliyor. Kuveyt gazetesi Evan 21 Aralık 2009

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT