1. YAZARLAR

  2. Mümtazer Türköne

  3. Ordunun objektif ve subjektif denetimi
Mümtazer Türköne

Mümtazer Türköne

Yazarın Tüm Yazıları >

Ordunun objektif ve subjektif denetimi

A+A-

Metin Heper'in geçtiğimiz hafta sonu, Star'ın Açık Görüş ekinde çok önemli bir makalesi yayımlandı. Makale, "ordunun sivil denetimi" meselesine, makul ölçülerde bir askerî vizyon getiriyor. "Makul" ile kastım, tartışılabilir, üzerinde fikir yürütülebilir bir çözümleme olması. Ve bu vizyon askerlere ait, özellikle İlker Başbuğ'un yaklaşımını ifade ediyor.

Profesör Metin Heper, Türkiye'nin önemli ve saygın sosyal bilimcilerinden biri. İlker Başbuğ ile fikir alışverişinde bulunduğu biliniyor. Ama çabasını yanlış anlamamak lâzım. Yaptığı, TSK'nın sözcülüğünü üstlenmek değil. Ergenekon gündemine paralel, TSK'nın üst kademesinde gelişen meşruiyet arayışının tartışılmasına katkıda bulunmak.

Metin Heper'in yazdıklarından çıkacak en önemli sonuç: Ordu sivil denetime hazır. Ergenekon ve darbe tartışmaları, komutanları bu noktaya getirmiş. Askerin toplum nezdindeki itibarını yeniden kazanması, bu itibarı yeniden inşa edecek olan halkın yani onların sivil temsilcilerinin denetimine bağlı olduğunun farkında olunması olumlu bir gelişme. Asker artık "sivil denetime hazırız" mesajı veriyor. Ama nasıl bir sivil denetim?

Metin Heper bu sivil denetimi temellendirecek tarzda silahlı vesayet tarihimizi ana hatlarıyla elden geçiriyor. Atatürk, askerleri siyasetin uzağında tutmaya özen göstermiş. Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'le birlikte son söz her zaman sivillere ait olmuş. Heper, müdahaleler ve darbeleri de hep sınırlı kaldıkları için olumluyor. Askerin ülke yararını gözeterek başka çare kalmadığını düşündükleri zaman kısa süreli olarak müdahale ettiklerini savunuyor. Doğru mu? Akim kalan son darbe teşebbüsleri doğru olmadığını gösteriyor. Asker, yönetmek istiyor. Son sözü söyleyecek konuma geçmek istiyor. Bunun için önce ülkenin sosyal-siyasal şartlarını darbeye elverişli hale getiriyor. Sonra "başka çare kalmadığını" öne sürerek ve "ülke yararı" adına kalıcı bir vesayet düzeni yaratmak üzere müdahale ediyor.

"Sırf darbe yapabilmek için ülkeyi kaosa sürükleme" ithamı, bugün sivil denetimin vazgeçilmezliğinin en sağlam gerekçesi. Ordu aslî işini yapacak. 3. Ordu komutanı ile Pasinler'deki sığır çobanının siyasal gücü, sandığa atacakları bir tek oydan ibaret olacak. Bir ülke için bir ordu komutanının vatandaşına kumpas planlamasından daha büyük bir tehlike ve düşman olamayacağına göre, askerin tepeden tırnağa denetlenmesi gerekiyor.

Metin Heper, sivil denetim için, doğrudan İlker Başbuğ'u referans alarak "objektif ve subjektif denetim" ayırımını kullanıyor. Heper'e göre subjektif kontrol "sivillerin aldıkları bazı tedbirler ile (örğ: bazı kanun maddeleri) askeri kontrol altında tutmaya çalışmalarıdır. Objektif kontrol ise, ordunun profesyonel, yani kendi görevini iyi ifa eden bir ordu olması ve sadece kendi görevlerine odaklanması, siyasete karışmanın kendi profesyonel yapısını zedeleyeceğini düşünmesi ve siyasetin dışında kalmaya çalışmasıdır." Bu tanımda ve ayırımda aksayan çok önemli bir şey var. Objektif kontrol ile aslında sadece otokontrol; subjektif kontrol ile dışardan yapılan denetim anlatılıyor. Halbuki subjektif kontrol, içerden veya dışardan olsun denetleyen gücün kendi amacına veya ilkelerine uygun kontrolü; objektif kontrol ise o kurumun varlık sebebine uygun herkesin üzerinde uzlaşacağı kurallara bağlı denetimi konu edinir. Bu ayırımda önemli olan denetimi yapan güç değil, denetimin hangi prensiplere bağlı olduğudur. İktidar partisinin orduyu kendi siyasetinin aracı haline getirmesi subjektif bir kontrol; orduyu sadece ülkeyi savunma amacı içinde tutacak ve yetki aşımını engelleyecek denetimi ise objektif kontroldür.

Şayet Genelkurmay Başkanı, "objektif kontrol" tanımı arkasına saklanıp orduyu denetim dışında tutmayı hedefliyorsa, mevcut durum aynen devam edecek demektir. Ordu üzerinde parlamentonun, bakanlar kurulunun, yargının, devletin diğer denetim birimlerinin "askeri aslî işinde tutacak" ve her kademeyi ve her işi denetleyecek objektif kontrol mekanizmalarına, kurallarına ve imkânlarına ihtiyacı var.

Ancak, TSK'nın "kendi halkına tuzak kuran ve halkına savaş açan ordu" ithamından kurtulması ve itibarını yeniden kazanması sıkı bir denetim ağının içine alınmasıyla mümkün. Biz artık ordumuza sadece başbakan kefil olduğu zaman, parlamentonun denetim raporlarına bakarak güven duyabiliriz. Yüksek komuta kademesinin, denetimin tek çare olduğunu fark etmesi yine de önemli bir gelişme.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT