Ordu nereye ileri?

18.03.2008 03:00

Yıldırım Türker

Alışkın olduğumuz bir görüntüdür. Ordunun verdiği resepsiyonlardan mutlu ve uyumlu bir tablo. Kimi hayatında andıç yememiş ya da yese de tınmamış muteber gazeteciler, kendi rütbelerine yaraşır yakınlıkta Genelkurmay Başkanı'nın ve diğer istikbâl vaat eden generellarin etrafında halkalanmış, tatlı tatlı dinliyorlar.

Konuştuklarını işitemediğimiz için o gazetecilerin neden bu kadar mutlu, neden bu kadar şen şatır olduklarını hiçbir zaman anlamamız mümkün olmamıştır. Kahkaha yarışında Zerrin Özer ile Güzide Kasacı'yı aratan hırslarına bakacak olsanız, karşılarındaki askerlerin birer stand-up komedi üstadı olduğuna ant içersiniz.

Kahkahalara boğulmadıklarında, geçen gün Büyükanıt'ın karşısında, yüzünde adanmışlığın huşuu, neredeyse al al olmuş yanaklarıyla hazırolde dikilen Fatih Çekirge misali bir saygıya teslim olmuşluk. Tuhaf bir durum.

Nitekim hangi komutan babacandır, hangisinin sohbetinin tadına doyum olmaz, hangisi tatlı sert bir kahraman, resepsiyon ertesi onların yazılarından okumak mümkündür.

O gazeteciler, bu milletin asal derdinin hayatın her alanına hükmeden militarizm olduğuna inanan diğerlerini, -ki onlar hiçbir zaman basının rütbelileri olmayacaktır- sıklıkla cehaletle suçlar, ordu kademeleri, ordu ve siyaset ilişkileri konusunda bildiklerinin büyük kısmını kendilerine saklayarak imalı bilmişlikleriyle yoldan sapanları bir bir uyarırlar.

Haliyle askeri bu kadar izleyen, siyaset hayatımızda askerin yerine bu kadar itibar eden gazeteciler olarak bütün dünyayı ve memleketi anlama, anlatma biçimleri de tetiğin hep yanıbaşından kurulacaktır.

Bu coşkun zevatın askerden aldığı destekle başımıza birer çavuş kesilip her durumda herkesi tehdit etme, hedef gösterme, tel'in etme misyonu kimileyin müstehcen boyutlara ulaşır.

TSK'nin son zamanlarda şaşırtıcı biçimde magazinleşmesi, Televole'lik dedikodu-atışma-reyting malzemesi olarak sunulmaya başlaması karşısında insan ne hissedeceğini bilmiyor.

Bu miladın başlangıcının resmi, Ardahan milletvekilinin kazlı yemeğinde biraraya gelen Baykal ve 50'yi aşkın CHP milletvekilinin Azeri sanatçılarla birlikte avaza bağırarak "Hoş Gelişler Ola Mustafa Kemal Paşa" marşını söylemeleri olsa gerek. Kendilerini kaybedip "Arş ileri. Dönmez geri. Türk'ün askeri"ni iki kere üst üste söyledikten sonra kalkıp uzun uzun ayakta alkışlamışlar. Heyhat; gün batar, kuşlar döner; döndü bile Türk askeri.

Büyükanıt'la şiddetli bir ağız dalaşına giren CHP ile MHP, bu millete eğlenceli bir sürpriz yaşattı.

Youtube'a yakalananlardan geçtik, Cumhuriyet'in coşkulu günlerinde sokaklara insan döken asabi emeklilerin yen içinde kalan kırık kolları dökmesinden de geçtim, artık bütün ketum paşalar karşımıza geçmiş birbirlerini çekiştiriyor, iç hesaplaşmalarını fütursuzca dışa yansıtıyorlar: Hilmi Paşa susuyor. Aytaç Paşa'yı Kıvrıkoğlu istermiş. Sezer ne diyormuş ve benzeri. Özkök, yıllar sonra zamanında asker içi hesaplaşmalar konusunda nasıl cesur bir yorum yayınladığını hatırlıyor. Eski Paşalar rahmetle yad ediliyor. Artık hepimiz ordudaki liyakat meselesini, teamülü, devlet-ordu bütünlüğünün bütün güç ilişkilerini ayrıntısıyla biliyoruz.

TSK'nın monoblok yapısı çöküyor. Kara kutular birer birer açılıyor.

Apansız orduyla aramızda teklifsiz bir dil oluşuyor.

Burada demokrasi jandarmalığı yapıp, ama AKP de ordu CHP-MHP'ye gürlediğinde itiraz etmeliydi, diyecek değilim.

Türkiye, yeni bir iktidar yapılanması içindedir.

Ertuğrul Kürkçü'nün bianet'e yazdığı gibi, "Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş bir şey oldu. Baykal ve Bahçeli hükümeti bırakıp Genelkurmay Başkanı'nın yakasına yapıştı. 'Tarihsel blok' eğer havaya uçmadıysa ortasından çatladı: 1965'ten bu yana Türkiye'de egemenlik paylaşımını belirleyen (MHP+Özel Kuvvetler) + (CHP+Silahlı Kuvvetler) = Devlet denklemi çöktü."

Olanlar karşısında ne kadar biraz eğlenmek hakkımız olsa da durum hiç de hayatımızda bir devrim olacağının işareti değildir.

Kürkçü, ne zamandır bugün yaşadıklarımızı anlatmaya çalışıyordu:

"Cumhurbaşkanlığı, hükümet, emniyet, bürokrasi, üniversite, diyanet, yerel yönetimler, medya, sermaye tek bir politik gücün yekpare iktidarı altında, dinsel coşkunun cezbesinde birbirinin içinde eritiliyor. Başbakanın milliyetçi-mukaddesatçı safsata cephaneliğinden her gün bir yeni bir inci yumurtlaması bundan; artık yukarıdan tutulamayacağını hissediyor, adı gibi biliyor: Dolmabahçe Protokolu yürüyor."

Radikal gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim