Ordu, hükümet ve cesaret

02.08.2010 15:09

Ali Ünal

Bir ülke ve onun idaresi için aslolan ne hukuktur, ne ordudur, ne hükümettir, ne de başka müesseselerdir. Çünkü bunların hepsi insan ve millet içindir; insana ve millete hitap eder ve insan ve millet ile kaimdir.

Dolayısıyla aslolan, önce herkes için aynı olan temel hususiyetleriyle insanı ve her millet inancı, dünya görüşü, içinde yoğrulduğu tarihi ve gelenekleriyle birbirinin tıpatıp aynı olmadığı için de milleti tanımaktır. Bir ülkeyi çevreleyen her yönüyle coğrafî ve jeo-politik şartlar da, o ülke ve idaresi için ayrı öneme sahiptir. Bu belki her ülke, daha doğrusu her insan topluluğu için nev'-i şahsına münhasır aslî unsurlar, yani herkes için aynı olan temel hususiyetleriyle insan; inancından, dünya görüşünden, tarihinden, geleneklerinden gelen kendine has özellikleriyle millet ve kendisini çevreleyen coğrafî ve jeo-politik şartlarıyla ülkedir ki, bir ülkede uygulanması gereken hukukun, idarenin ve temel müesseselerin ana karakterini tayin eder. Bu karaktere "hikmet" de diyebiliriz. İşte bu ana karakterin aslî özellikleri veya hikmetin düsturları, idarenin kanunları ve kuvvetin kaideleri birbirine uyum içinde olmaz, birbirini desteklemezse o ülkede kaos kaçınılmazdır. Belki üç asırdır, özellikle son bir asırdır, hele hele Cumhuriyet tarihi boyunca yaşadıklarımız ve bugün bütün yanlarıyla kendini gösteren halimiz, söz konusu gerçeğin tezahüründen başka bir şey değildir.

Türkiye, özellikle bir asır öncesinde bir "öz" değiştirme teşebbüsü içine girmiş, Cumhuriyet'in ilk çeyrek asrında güç kullanarak kotarılmaya çalışılan bu değişim, suları tersine akıtma teşebbüsü gibi akim kalmaya mahkûm bulunduğu için başarısız olmuş, sadece kaos getirmiştir. Bu öz değiştirme teşebbüsünün öncüsü ve lokomotifi olan ordu, Türkiye'ye kazandırılmak istenen yeni öze göre biçimlendirildiği için o da, ne bu yeni özü kabul edebilmiş, ne de kendisi olarak kalabilmiştir. Buna karşılık siyasî irade, bazen veya bazı siyasîler itibariyle içten gelerek, bazen veya bazı siyasîler itibariyle mecburen hikmetin düsturlarına uymak, özüyle milleti nazara almak gereği duymuş ve idarenin kanunları da belli ölçülerde buna göre şekillenmiştir. Dolayısıyla iki nokta arasında "müzebzeb" kalan, yani gel-git içinde bocalayıp duran ordu, çoğu zaman siyasî iradeyle ve milletle, hikmetin düsturları ve idarenin kanunlarıyla çatışmaya girmiştir. Bu çatışma, orduyu daha çok kendi içine kapamış, milletten koparmış, siyasî iradeye düşman hale getirmiş, bundan da sürekli endişe, fesat ve fitne zuhur etmiştir. Düşünün ki, bağlı bulunduğu yasalara aykırı olarak yine bağlı bulunduğu hükümete ve her defasında bağrından çıktığını iddia ettiği millete balyoz indirme, bağrından çıktığını iddia ettiği milletin iktidara getirdiği partiyi, hattâ milleti bitirme planları ve hazırlıkları yapabilen bazı ordu mensupları, yargı önüne çıkmamakta da diretebilmektedir.

Bugün tarihin ve hadiselerin ana dinamikleri bilinmediği için konjonktür diye anılıp geçiliveren kader, Türkiye'nin eline orduyu veya kuvveti hikmetin düsturlarına, millete ve ülkeyi çevreleyen şartlara uygun hali getirmek, kuvvetin kanunlarını idarenin kanunlarıyla uzlaştırmak adına öncekilere nazaran çok daha büyük bir fırsat vermiş bulunmaktadır. Bu fırsatı kullanacak olan da siyasî iradedir. Çünkü siyasî irade, yukarıda ifade edildiği gibi, hikmetin düsturlarına, millete ve ülkeyi çevreleyen şartlara daha yakın ve bunları anlamaya daha yatkındır. Ayrıca, kısmen bu unsurların dikte ettiği yasalar da kendisine yetki tanımakta, konjonktür veya kader de, bu konuda son bir asırda misli görülmemiş bir zemini hazırlamış bulunmaktadır.

Bir hükümet, yetkisini kullandıkça, gerekli mücadeleyi verdikçe cesareti artar; bunları terk ettiği zaman da cesareti azalır ve neticede söner, mahvolur. Siyasî iktidarı bu iki sondan biri beklemektedir; ya yetkisini kullanıp kuvveti hikmete, millete, hükümete tâbi kılacak veya kendi sonuna kendi eliyle imza koymuş olacaktır.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim