1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Operadan Müslüman çıkarmak
Operadan Müslüman çıkarmak

Operadan Müslüman çıkarmak

Bazı yazarların “dinde reform” ile alakalı yazılarını okuyorum. Baloyu, tiyatroyu, operayı saymak suretiyle reforma uğradığımızı vurgulamaları pek de şaşırtmıyor.

A+A-

NUSRET ÇİÇEK; Operalara da mescit yapma zorunluluğu üzerine gelişen “Müslümanlarda operaya gider veya gitmez” tartışmalarını yorumluyor:

Operadan Müslüman çıkarmak

Bir kesim, iktidarın her yere mescid yapmasına devrim tavrını koyarken, diğer kesim de taktik değiştirerek operadan Müslümanlık çıkarma peşinde...

Bilirsiniz opera can sıkıcı bir yer.

Ama işler sahneleşince bakıyorsunuz salonu sadece diğerleri değil, bizimkiler de hınca hınç dolduruyor... Cumhuriyetçilik var olalı ne kadar mesafe katlettik değil mi?

1968’lerde yol yordam başkaydı. O zamanlar bizlere “Anayasa Başlangıcı” dersinde, “mecliste ‘tapınak’ (cami) inşa edilmesi için önerge veriliyor, anayasa yönünden tetkik ediniz” gibi rejimsel sorular soruluyordu.

Maksat faka bastırmak...

Ne günlere geldik demiyorum, o günlerin o tip dikenleri olduğu gibi, bugünlerin de bir başka dikenleri elbette ki vardır... Mayınlı ve de dikenli yollar.

Sahne dedik, eskiler operaya eşek anırması derlerdi, yeniler ise bu anırmayı çağdaşlığın alameti olarak görüyor. Demektir ki bu iki şeyden bir şey çıkmaz...

Şu olimpiyatlara ben de taktım.

Birisi de çıkıp demesin mi, hem Nazım Hikmet’in hem de Mustafa Kemal’in ruhu şâd oluyor... Orada olsam ben de derdim ki:

Atıf Efendinin de mezardaki kemikleri sızlıyor ne haber.

Biz eskiden havayı şöyle koklardık; İsmet Paşa bir şeyi övüyorsa anlardık ki o şey Müslüman kesimin aleyhinedir, aynı şekilde yeriyorsa lehinedir...

Bu ölçek ne kadar hassas tartar bilemem de bu sıralar birileri durmadan gösterilerimize hem alkış tutuyor hem de methiyeler yazıyor.

Hayırdır inşallah diyorum ve bekliyorum...

Bazı yazarların “dinde reform” ile alakalı yazılarını okuyorum. Baloyu, tiyatroyu, operayı saymak suretiyle reforma uğradığımızı vurgulamaları pek de şaşırtmıyor.

İşin doğrusu, bizim reformumuz Tanzimat’la başladı, cumhuriyetle kurumsallaştı.

Sahneler eskiden günaha giden yollar olarak görülürdü, şimdi ise kadın sahnede soyunmadıkça reform yapılmadı sayıyoruz kendimizi.

AB öyle demiyor mu? Eteğinizi çıkarın da öyle gelin, değilse, etekli, başörtülü gelirseniz almayız. İşte son yıllarda bilmem ne projesi adına aynı havadan basıyoruz ya...

Etkinlikler sergilendiğinde anlatmak istenilen, dinde reform kadın erkek arasındaki mesafeyi kısaltmakla başlar. Şimdilik ufaktan açılıyor sezon.

Yarınlarda bu çocukların her birisi sahne alarak sarhoş kavmine bilmem kimin bestelerini okuyarak sanat sergileyecekler, sebebi de biz olacağız...

Böylece, hiç umut etmediğimiz ülkelerin insanları diz çöküp şahadet getirecekler!

Öyle mi?

Proje gerçekten yaman ve de ustaca...

Tek bir yere odaklanarak değil, halimize bakarak konuşursak çok işimiz var.

Birisi ABD’den Mehdi olduğunu iddia ettiğinde, içini döken hanımın hikayesini diğer kanaldan dinliyoruz. Kadın ağlayarak anlatıyordu, kocası ölürken (adamın müridi) “hanımımla çocuklarım sana emanet” demiş. Kediye ciğeri teslim etmek gibi bir şey...

Peki o ne yapmış? Hanımı çağırarak birleşme teklif etmiş ve de zorlamış...

Bir başka Mehdinin marifetleri daha da yaman.

Onunki de ekran güzelleri ile tebliğ!

Manzara oldukça ilginç...

Mehdinin karşısında açık hanımlar ve biraz sonra düğmeye basınca oyun havaları.

Kırıtarak şov yapıyorlar, sonra da duraklayıp ayetler hadisler okuyorlar...

Ne yaman bir tuzak değil mi?

O tuzağın olmazsa olmazı kadın ve erkek ilişkileri.

Mahremleştirme değil, yakınlaştırma...

Hem de el ele...

“Üçüncüsü şeytandır” diyor ya, Allah Resulü (sav)...!

YENİ AKİT 

HABERE YORUM KAT

2 Yorum