1. YAZARLAR

  2. Ahmet Varol

  3. Onur Grevi ve Baas Vahşeti
Ahmet Varol

Ahmet Varol

Yazarın Tüm Yazıları >

Onur Grevi ve Baas Vahşeti

A+A-

Suriye halkı, Baas diktasının bütün baskılarına rağmen özgürlük mücadelesine kararlılıkla devam ediyor.

Baas dikta rejimi ise gerçeklerin dünya kamuoyuna yansımasını engellemek için medya organlarının girmesini, objektif basın mensuplarının gelişmeleri tam olay yerlerinde görüntülemelerini engelliyor. Bunun yanı sıra kendisiyle işbirliği içindeki medya organları vasıtasıyla dünya kamuoyuna yalan bilgiler aktararak yanıltmaya çalışıyor. O yüzden doğru bilgilere ancak olayları bizzat yaşayan, zulme maruz kalan veya hadiselere objektif bakabilen insanlarla doğrudan irtibat kurmak suretiyle ulaşmak mümkün olabiliyor. Bu bilgiler bazen cep telefonları vasıtasıyla çekilen fotoğraf veya videolarla teyit ediliyor.

Son günlerde Baas diktasına karşı halk direnişini daha etkin hale getirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla "Onur Grevi" adıyla bir genel grev başlatıldı. Rejim bu greve katılacakları baştan tehdit etti. Ama alınan bilgiler bütün tehditlere rağmen önemli katılım olduğunu gösteriyor. Rejimin kolluk kuvvetlerinin grevi sonlandırmak için kapatılan dükkanları zorla açtıkları, bazı yerlerde kuvvet kullanarak dükkan kapılarını kırdıkları bildiriliyor. Bu şekilde kuvvet kullanılması uygulamalarının görüntüleri de dediğimiz gibi çoğunlukla amatör çekimlerle elde edilip dünya kamuoyuna yansıtıldı.

Öte yandan camilerden çıkan insanların üzerine yoğun saldırılar düzenleniyor. Her gün onlarca insan katlediliyor. Özellikle Onur Grevi'nin devamının engellenmesi için insanlar şiddet yoluyla iş yerlerini açmaya zorlanıyor. Direnenler tutuklanıyor veya saldırıya maruz kalıyor. Suriye Devrimi Genel Komitesi'nin açıklamasına göre sadece, Onur Grevi'nin üçüncü günü olan 13 Aralık Salı günü 41 kişi öldürüldü. Öldürülenlerin çoğu ülkenin kuzeyinde ve Hatay sınırı yakınlarında yer alan İdlib şehri ahalisinden idi.

Suriye İnsan Hakları Gözetleme Komitesi tarafından yapılan açıklamaya göre de bunlardan altı kişi bir cenazenin kaldırılması esnasında güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği saldırıda hayatını kaybetti.

11 Aralık Pazar günü Beyazıt'ta düzenlenen gösteride Suriyeli Müslüman kardeşlerimiz vardı. Akrabaları orada ve yaşananları telefonlarla görüşerek izlemeye çalışıyorlar. Bugün Humus'ta, Der'a'da ve daha birçok şehirde ikinci Hama katliamı yapıldığını söylüyorlardı. Yürekleri perişan haldeydi ve her an bir yakınlarının ölüm haberinin kendilerine ulaşacağı endişesi taşıdıkları yüz ifadelerinden, konuşmalarından anlaşılıyordu.

Hiç kimse benim psikolojik tesir yapmaya çalıştığımı ileri sürmeye kalkışmasın. Bu vahşet karşısında artık duygularımız harekete geçmeli.

Bu, tam bir vahşettir. Şu an yapılması gereken de işte bu vahşetin son bulması, orada böylesine korkunç bir zulümle karşı karşıya olan insanlara el uzatılmasıdır.

Yüce Allah "Size ne oluyor da, Allah yolunda ve "Ey Rabb'imiz! Halkı zalim olan şu kasabadan bizi çıkar; bize kendi katından bir veli (koruyucu, sahip) gönder, bize kendi katından bir yardımcı gönder" diyen zayıf düşürülmüş erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?" (Nisa, 4/75) diye buyururken, zulmü temize çıkarma, onun da ötesinde zalimi mazlum, mazlumu da zalim gösterme çabalarını nereye oturtacağız?

"Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz." (Hud, 11/113)

Zulme meyletmenin burada yüzlerce ve hatta binlerce kılıfını bulmak mümkündür. Ama Allah'ın huzuruna çıktığında ve o mazlumlar, kafalarına kurşun sıkılan 13 yaşındaki Hamza'lar, ırzlarına tecavüz edilen çaresiz kadınlar "niçin bana yapılan zulme karşı değil zalimin yanında durdun?" diye sorduğunda hiçbir gerekçen olmayacaktır. "Beşşar'ın askerleri öldürmese NATO'nun askerleri öldürecekti, öbür tarafta muhaliflerin sözcülüğünü Burhan Galyun yapıyordu!" türünden vahşeti vehimlerle örten bahaneler işe yaramayacaktır.

Zalimin yerini başka zalimin almaması için çalışmak elbette bir sorumluluktur. Ama böyle bir iddia sürmekte olan zulme, katliama, vahşete sessiz kalınmasının dayanağı olamaz.

Şunu da belirtelim ki Suriye'de sürekli kan döken Baas diktası aslında kan kaybediyor ve yenilecek. Bu konudaki tespitlerimizi de inşallah müteakip yazımızda aktaracağız.

YENİ AKİT 

YAZIYA YORUM KAT