Onun villası var... Ama ruhu yok!

13.08.2010 00:00

Hasan Karakaya

Hani, Mustafa Sandal’ın bir zamanlar dillerden düşmeyen bir şarkısı vardı... “Onun arabası var” diye başlardı...

 “Güzel mi, güzel... Şoförü de var, özel mi özel... Bastı mı gaza, gider mi gider... Maalesef ruhu yok... Onun için hiç mi hiç şansı yok” diye devam ederdi... Bir insanın “her şeyi” olabilir; evi olabilir, arabası olabilir ama “ruhu” yoksa, koyverin rahvan gitsin!..
“Meydan mitingleri”ni izlemeye çalışıyorum... İşte o mitinglerdeki konuşmalarda “ruh” arıyorum... Konuşma metinleri güzel mi güzel!.. Konular, özel mi özel!.. Ama “ruh” yok... Tabiî, bir “Allah vergisi” olan “hitabet” de yok... Meselâ Devlet Bahçeli... Çıkıyor kürsüye, başlıyor bağırmaya... Meydandakilere bir şey mi anlatmaya çalışıyor yoksa insanları mı azarlıyor, belli değil!.. Sinirli, öfkeli, agresif!.. Hani, “Haddinden fazla şiddet, gayedeki hikmeti yok eder” demişler ya, Devlet Bahçeli de, öyle “şiddet ve hiddet” yüklü ki; “hikmet” yok oluyor, geriye “gürültü” ve “azar” kalıyor... Hedef aldığı insanlar, sanki “muhatap” değil de, “babasının uşağı”... Öylesine hiddetli!.. “Çekici” değil, “itici” bir üslup kullanıyor!.. “Boğaz damarları çatlayacak derecede şişiyor” ama geriye “gürültü kirliliği”nden başka bir şey kalmıyor!..
“Ruh” yok, “estetik” yok!..
KILIÇDAROĞLU, KİTLELERİ COŞTURAMIYOR!
Kemal Kılıçdaroğlu da, Devlet Bahçeli’den pek farklı değil... O da bağırıyor... Ama, hani bir reklâmda; “Sen yenisin galiba” denildiği gibi, “Bay Kemal” de; bu işlerde henüz “çok yeni” olduğundan, “sesinin tonu”nu nerede yükseltmesi, nerede düşürmesi gerektiğini bilemiyor... “Dengesiz bir ses tonu” var... “Sesini yükseltmesi” gereken yerde sakinleşiyor, “alçaltması” gereken yerde de bağırıyor!.. Tabiî, “heyecan” ve “coşku” bekleyen kitleler, bekledikleri “vurgu”lar yerinde yapılmayınca, coşkuya kapılamıyor!..
Bu iş, “inanç” işi!..
Bu iş, “dert” işi, “gönül” işi!..
Eğer “dertsiz”seniz, “dert, siz olmaya” başlarsınız... Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Türkiye” diye bir derdi, “sorunları çözmek” gibi bir sancısı yok!.. Bu yüzden de, “CHP’ye dert olmaya” başladı!..
“Sırf muhalefet olsun” diye konuşunca, ne kitleleri heyecanlandırabiliyor, ne de insanları coşturabiliyor.
Lâf aramızda, “Baykal, bu işi iyi biliyor”du... Aynı konuşmaları Baykal yapsaydı var ya, ortalık inlerdi... Ama ne yapalım ki, o da “uçkur”una hakim olamadı ve koskoca CHP’yi, bir “Yes-No memuru”nun eline bıraktı...
TAYYİP BEY’DE DERT VAR, SANCI VAR!
Tayyip Erdoğan’ı zaten biliyorsunuz... Bir yandan “çekirdekten yetişme” olması, bir yandan “Allah vergisi” olan hitabeti, üstüne üstlük “vücut dili”ni iyi kullanması, onu “diğerlerinden farklı” kılıyor!..
Ama, şunu söylemek gerekir:
Eğer Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarında “dert” olmasaydı, “heyecan ve inanç” olmasaydı, kitleleri bu kadar etkileyemezdi!.. Bir “Türkiye sevdalısı” olmasıdır ki, “milletle aynı havayı soluyor” ve aynı “ortak payda”da buluşuyor olmasıdır ki, millet onu “içimizden biri, bizden biri” olarak görüyor.
Sesini nerede yükseltmesi gerektiğini, nerede sevecen, nerede öfkeli olması gerektiğini gayet iyi biliyor!..
Hayır, bir “eğitim işi” değil bu!..
Bu işler, “okul”da öğrenilmez!
“İçten gelecek” ki, gülesin!..
“İçinde fırtınalar esecek” ki, öfkelenecek, patlayacak veya ağlayacaksın!..
Bir “gönül işi”dir bu!..
Hani, son yılların modasında “senden elektrik aldım” diye bir söz var ya, toplum, Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarından eğer “elektrik” almamış olsaydı; kalıbımı basarım, meydanlarda o “coşku”yu, o “heyecanı” uyandıramazdı!..
BAY KEMAL’İN VİLLALARI!
Bütün bunlara ek olarak, “açık yürekli” olduğunu da unutmayalım...
“Gizlisi-saklısı” yok!..
Neyi var, neyi yoksa, herkes biliyor... “Arabası”nı da biliyor, “ev”lerini de!.
Ama, “Bay Kemal” öyle mi ya?!..
Bir “kapalı kutu”dan farksız!..
Her şeyi gizli, her şeyi saklı!..
“Villa” meselesi de öyle!..
“Elin şeyiyle gerdeğe girmek” derler ya; “Baykal’ın kasediyle genel başkan” olan “Bay Kemal”, henüz “Yes-No memuru” olmadan önce, NTV ekranlarında diyordu ki;
“Ne ben zenginleşeceğim, ne çocuklarım zenginleşecek; bunun için halkıma söz veriyorum... Her zaman halka hesap vereceğim... Villalarda, havuzlu villalarda oturmayacağım... Nerede oturuyorsam, Başbakanken de orada oturacağım!”
Eğer “çalmadan-çırpmadan” kazanmışsan, eğer kursağından “haram” geçmemişse, eğer “alın teriyle” elde etmişsen, “villa”da oturmanın ne sakıncası olabilir ki!..
Yeter ki, “yetim hakkı” yeme!..
Yeter ki, kazancın “helâl” olsun!..
Biliyorsunuz, Bay Kemal; daha sonraki konuşmalarında, bu “villa” muhabbetini daha da tırmandırdı... “Kendisi villada oturmayacak”tı ya, başladı “havuzlu villa”da oturanlara lâf sokuşturmaya:
“Recep Bey’den bir ricam var. Kısıklı’daki villalarınızı medyaya açın. Niçin etrafı çitli duvarla örülü? Fayansları İtalya’dan mı geldi? Armatürleri nereden geldi.”
Şunu unutuyordu tabii:
O “havuzlu villa”lar var ya, CHP’ye oy verenler, işte o “villa”larda, işte o “yalı”larda oturanlardı... Zaten o yüzden, CHP, “deniz kıyıları”na sıkışıp kalmış değil miydi?.. CHP’ye oy verenler o “tuzu kurular” değil miydi?.. “Tesettürlü mayo”larıyla denize girmek isteyenlere “saldıranlar” o CHP’liler değil miydi?..
“Bay Kemal”, Tayyip Erdoğan’a lâf sokuşturmak isterken, aslında “kendi bindiği dalı kesiyor”du!..
Tayyip Erdoğan’ın “havuzlu villa”sı vardı ama kendisi “memur”du, “işçi”ydi, “emekçi”ydi!.. Dahası, “havuzlu villa”da oturmayacaktı!.. Öyle diyordu “miting meydanları”nda!..
Kendisini “gariban” gösteriyordu, “halktan biri” olduğunu iddia ediyordu!..
Ne var ki;
Bu ülkede, “Melih Gökçek” adlı “dedektif gibi bir başkan” vardı... “İz”leri takip eder ve “yalan”ları ortaya çıkarırdı...
Yine yaptı yapacağını!..
Geçenlerde çıktığı Beyaz TV ekranlarında dedi ki;
“Yerel seçim öncesi İstanbul’da yırtık ayakkabıyla dolaşan ve garibanlık edebiyatı yapan Kemal Kılıçdaroğlu, güya memur emeklisi olduğunu söylüyor ama tam 7 dairesi var!.. Bir memur, hayatı boyunca çalışsa, dişinden-tırnağından arttırsa, en fazla 2 daire alabilir!.. Peki, Kılıçdaroğlu bu 7 daireye nasıl sahip oldu?..
Kılıçdaroğlu çıkıp söylesin;
Havuzlu villası var mı, yok mu?..
Eğer kendisi açıklamazsa, ben açıklayacağım!”
Al sana, boru gibi soru!..
Kılıçdaroğlu, önce oralı olmadı ve hatta Gökçek’i aşağılamaya çalışıp, dedi ki;
“Gökçek’i çok ciddiye alan bir insan değilim. Onun zaten maskesini indirdim, gardı da düştü. Şimdi kendi kendini gündeme taşımak istiyor. Ama kendisine bir katkıda bulunmak isterim. Benim kooperatif hissemi, beş kuruş kâr almadan yaptığım bütün harcamaları verirse, kendisine aynen verebilirim.”
Bu cevaptan da anlaşılıyordu ki;
Bay Kılıçdaroğlu’nun “villa”sı vardır!..
Ama, yine kendi ifadesiyle;
Henüz “inşaat halinde”dir!..
Mi acaba?..
ONUN DA VİLLASI VAR... HEM DE 2 TANE!
Vakit muhabirleri, önceki gün bütün mesailerini bu olaya ayırdılar... Acaba “Kemal Kılıçdaroğlu’nun villası” var mıydı, varsa neredeydi ve “fiyatı ne kadar”dı?..
Araştırınca öğrendiler ki;
Bay Kılıçdaroğlu’nun “bir” değil,
“İki villası” vardır!..
Birisi Seferihisar’ın Ürkmez beldesinde,
Diğeri de Balıkesir’in Burhaniye ilçesine bağlı “Pelitköy Sahili”nde!..
“Villalar” ile ilgili iddiaları gündeme getiren www.yerelgundem.com isimli internet sitesinde Kılıçdaroğlu’nun sahibi olduğu villa görüntüleri ve belgeleri yayınlanarak aşağıdaki sorular soruluyordu:
1) Kemal Kılıçdaroğlu İpekkum Yapı Kooperatifi’ne hangi tarihte üye oldu?
2) Kılıçdaroğlu, bu kooperatifte hisse diye bahsedilen kaç tane villaya sahip?
3) Kılıçdaroğlu İpekkum Yapı Kooperatifi’nin denize nazır yaptığı villaların bulunduğu arsaların birinci derecede arkeolojik sit alanı olduğunu bilmiyor muydu?
4) 2009 yılında İpekkum Konut Yapı Kooperatifi’ne tahsis edilen 163 bin 500 TL değerindeki arsa kaç dönümdü?
5) Tahsis ettiğinizi belirttiğiniz arsayı kimden, kaç yılında, ne kadar bedelle satın aldınız?.. Bu arsayı hazineden edinmiş olma ihtimaliniz var mı?
6) İpekkum Yapı Kooperatifi’ndeki hisselerinizin bugünkü maddi değeri nedir?..
“Kılıçdaroğlu’na ait ikinci villa”yla ilgili olarak da, Vakit muhabirleri şu bilgilere ulaştılar:
“Kılıçdaroğlu’na ait ikinci havuzlu villa Pelitköy’de ortaya çıktı... 110 metrekare alana sahip, kooperatif ortaklığıyla yaptırılan yazlık, 150-170 bin TL arasında bir fiyata sahip... Havuzlu villada oturmayacak olan Kılıçdaroğlu’nun ikinci villasındaki havuz ise 6 metre eninde, 18 metre uzunluğunda.”
Kılıçdaroğlu, bu “villa”ya da, 3 yıl önce tam “40 Bin Lira” ödeyerek girmiş!.. Bankadan da “61 Bin Lira” kredi çekmiş!.. Villanın kaba inşaatı bitmek üzereymiş...
SEN DOĞRU DUR, EĞRİ BELASINI BULUR!
Uzun lâfın kısası;
O “atasözü”nün doğruluğu bir defa daha tescillendi...
Ne demiş atalarımız;
“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar!”
“Bay Kemal”in mumu ise, bırakın “yatsı”yı, daha akşama varmadan söndü!..
Babası, kendisine şöyle nasihat etmiş ya;
“Oğlum, sen doğru dur.
Eğri, belâsını bulur!”
Bay Kılıçdaroğlu, siyasete atıldığından bu yana hiç “doğru”nun yanında durmadı... Hep “eğri” durdu, hep “eğri” konuştu!..
“Eğri” konuşunca da;
“Babasının dediği” gelecek başına!..



“312 polis” aranıyor!
Kaç gündür yazmaya niyetlendim ama araya başka konular girince vazgeçtim... Hani Bodrum’da “tatil beldesi”nde iken “turp” gibi olan, “yakalandığı” anda ise “aniden hastalanan”, yakalama kararı kaldırılınca “iyileşiveren” Ergenekon sanığı Emekli Org. Çetin Doğan var ya; “taburcu”(!) olduktan sonra demiş ki;
“Beni, Bekçi Murtaza tipli bir polis gözaltına aldı!.. Havada uçak değiştireceğimi düşündü herhalde!”
Söyleyin Allah aşkına, bu sözde bir “aşağılama” ve “hakaret” yok mu?.. Şu hâle bakın; “polis” memurunu, “Bekçi Murtaza”ya benzetiyor!..
Eğer “hakaret” yoksa, bizim Asım Yenihaber’in günahı neydi?.. Adamcağız; “Onbaşı bile olamayacakların general olduğu ülke” dedi diye, tam “312 General”in hışmına uğradı ve Vakit, “1 trilyon 800 milyarlık tazminat cezası”na mahkûm edildi...
Peki, “general”lere “onbaşı” demek suçsa, “polis”lere “Bekçi Murtaza” demek suç değil mi?..
“Polis”lerin yerinde ben olsam, “312 polis” olarak birleşir, “Çetin Doğan’a tazminat dâvâsı” açarım...
O zaman görürüz, ortada “suç” var mı, yok mu?..

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim