1. HABERLER

  2. HABER

  3. EĞİTİM

  4. Önemli Olan Sınavlar mı, Eğitimin Niteliği mi?
Önemli Olan Sınavlar mı, Eğitimin Niteliği mi?

Önemli Olan Sınavlar mı, Eğitimin Niteliği mi?

Karar’da yayımlanan bugünkü yazısında, bu yıl gerçekleştirilecek olan üniversite sınavlarıyla ilgili bazı önerilerde bulunan Turgay Polat, esas önemsenmesi gerekenin sınavlar değil, eğitimin niteliği olduğuna dikkat çekiyor.

A+A-

Tek Kitapçık ve Tek Süre Yanlıştır

Turgay Polat / Karar

Üniversite sınavının nasıl olacağı bu ülke için önemlidir. Üniversite sınavlarının yapılmasına karşı olmadım ama üniversiteye girişte tek kriterin sınav olmasına hep karşı çıktım. Çünkü bana göre sorun sınavın varlığı veya şeklinden daha çok üniversitelere yerleştirmenin merkezi olmasıdır. Eğer YÖK zaman içinde üniversitelerin kendi öğrencilerini seçebilmelerinin önünü açarsa o zaman sanırım öğrencilerin sadece sınavla değil yetenekleri, kişisel özellikleri, hayalleri ve daha doğru alanda eğitim almaları sağlanmış olacaktır. Ama yine de yeni sınav sisteminin daha iyi olabilmesi için bazı önerilerde bulunmak istiyorum.

Birincisi başından beri bu sınavın uygulaması kısmında bazı sıkıntılar olabileceğini belirtiyorum. Peki nedir bunlar; birincisi iki oturumun aynı gün olması yanlıştır. Öğleden sonraki oturum pazar günü sabaha alınmalıdır. Böylece sınav gerçekten sağlıklı şekilde iki güne yayılır ve öğrencilerin %97’si daha sağlıklı kafa ile sınavlara girer. Sanırım bunu dikkate alacaktır YÖK. İkincisi daha da önemlisi ikinci oturumda tek kitapçık ve tek süre kullanılması ki bu bence iyi öğrenci için ve de çok yönlü öğrenci için doğru bir uygulama değildir. Çünkü 18 yaşında bir gencin bu yaşta keskin bir şekilde alan seçmesi, hele hele de son yıllarda YÖK’ün yaptığı en iyi düzenleme olan “yatay geçiş” uygulaması bu şekilde çok ciddi yara alacaktır. Sebebi çok basit öğrencilerin üniversiteye geçtikten sonra yatay geçiş yapabilmesi için yatay geçiş yapmak istediği bölümün puan türünde puanı oluşması gerekiyordu. Bunun için de öğrenciler LYS’de daha fazla alandan sınava girerek bu puanları yaratıyor, üniversiteye geçtikten sonra yerleştiği bölüm kendisine uygun değilse değiştirebiliyordu. Şimdi tek kitap tek süre ile bu şekilde daha başarılı, daha farklı yeteneklere sahip öğrencilerin önü kesiliyor. Çünkü bir öğrenciye 4 testten 180 dakika verdiğinizde öğrenci bu süreyi tek alanda iki test için kullanacaktır. Böylece iki test çözen adaya göre daha dezavantajlı olacaktır. Bu da bizim her yıl üniversitelerde hatalı tercih yapan, sadece akademik odaklı çalıştığı için bölüm alan seçemeyen 80 bine yakın öğrencinin önünü kesmektir. Bunu desteklemediğimi belirtmek isterim.

***

Peki ne olmalıydı; olması gereken basitti aslında ÖSYM’nin son 7 yılda oluşan çok güzel bir deneyimi var aynı oturumunda birden fazla kitapçık ile sınav yapabiliyor. Her aday başvuru sırasında hangi testleri alacağını işaretler, adaya özgü (ki 5 yıldır kişiye özgü kitap yapılıyor) kitap üretilir. Her test için 40 soru 60 dakika verilir. İsteyen aday iki test alır, 120 dakikada bitirir. İsteyen aday da 3 ya da 4 test alıp ek süre kullanarak farklı puan alanlarında puanını oluşturup üniversite yaşamında oluşabilecek olumsuzluklara veya değişimlere önceden hazır olurdu. Şimdi olacak olan adayların %90’ı iki testi en uzun sürede çözecek, sonra üniversiteye gittiğinde alan veya bölüm değiştiremeyecek, son üç yılda %15 azalan üniversiteyi terk edip sınava girme alışkanlığı tekrar depreşecek. Buna neden gerek duyuldu anlamadım. Umarım bunu dikkate alıp sınav uygulanmadan önlem alınır.

Genel olarak yeni sınav sistemini destekliyorum. YGS’nin işlevi kalmadı diye defalarca yazmıştım kaldırıldı. 180 barajı olmamalı dedim sınav girme koşulu olmaktan çıkarılıp tercih koşulu yapıldı. Öğrencilerin daha fazla soruyla ölçülmesinin bize bir şey kazandırmayacağını söyledim soru sayısı azaltıldı. Hepsi çok iyi.

Dün Bursa’da bir grup rehber öğretmenle bu konuyu enine boyuna konuştuk. Dünyadaki diğer sistemlerden bizim sınav geçmişimize kadar, sonra da yeni sınav sistemini konuştuk. Genelde destek veriyorlar ancak bir iki öneri ve itirazları yok değil. Öncelikle Psikoloji, Sosyoloji, Felsefe bölümlerinin sözel olmasını savunuyorlar ki kesinlikle katılıyorum. Öğrencilerin yetenek ve becerilerinin daha fazla önemsenmesini istiyorlar ki aklın yolu bir. Meslek lisesi öğrencilerinin ve YGS ile girilebilinen lisans programlarının TYT ile mi yoksa YKS-Y ile mi öğrenci alacağını soruyorlar. Ama en önemlisi 2. oturumda öğrencilerin 11 ve 12. sınıflarındaki müfredatına bağlı kalınmasının önemli olduğunu söylüyorlar. Hepsine çok teşekkür ederim.

Sonuç sanırım hep aynı biter bende; sınavlar İngiliz çakısı değildir, der Prof. Dr. Ali Baykal hocam evet çok doğru. Lütfen sınavın sadece bir sıralama yaptığını unutmayınız. Sınav ders anlatmaz, sınav öğrenciye insan olmayı öğretemez, sınav öğrenciye geleceği öğretemez, sınav endüstri 4.0 bilmez, sınav iyi insan olmayı öğretmez ve en önemlisi bu ülkenin geleceğini sınav değil eğitim şekillendirir. Artık TEOG ve benzerini ortaokulları, üniversite sınavının liseleri yok etmesine izin vermeyin. Mesele nitelikli üreten gençler yetiştirmek, “memur” yetiştirme dönemi bitmiştir.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum