1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Önemli Olan Kimin Neye Göre Eğitildiğidir!”
“Önemli Olan Kimin Neye Göre Eğitildiğidir!”

“Önemli Olan Kimin Neye Göre Eğitildiğidir!”

Özgür Eğitim-Sen Diyarbakır İl Temsilcisi M. Masum Yokuş, Islah-Haber'in eğitim soruşturmasına katıldı.

A+A-

 

Islah Haber’in Eskisiyle Yenisiyle Türkiye’de Eğitim Sistemi soruşturması devam ediyor. Soruşturmanın birinci bölümü olan “Eğitim Sisteminin Yapısal Açıdan Değerlendirmesi” başlığı altındaki sorulara Özgür Eğitim-Sen Diyarbakır İl Temsilcisi M. Masum Yokuş’un verdiği cevabı ilginize sunuyoruz:

4+4+4 EĞİTİM SİTEMİ İLE 28 ŞUBAT DARBE SÜRECİNDE ÇÖKEN SİSTEM KISMEN ONARILMIŞTIR

Türkiye yeni eğitim-öğretim dönemine 4+4+4 sistemi ile giriyor. Bu, çok yönlü bir değişimi içermektedir. Öncelikle bize bu yeni sistemin gerek içerik ve gerekse de biçimde genel olarak ne tür değişiklikler öngördüğünü anlatır mısınız? 

Yeni eğitim sistemini birçok boyutuyla değerlendirmek mümkün; ama en temelde ‘model’, ’muhteva’ ve ‘uygulama süresi’ (time) bağlamında değerlendirmek daha makul kanaatimce. Gelin görün ki Türkiye’nin hukuk anlayışı, laiklik anlayışı, Demokrasi anlayışı, güçler ayrılığına yansıyan devlet anlayışı (sözde) gibi eğitim anlayışı da “kendi şartlarına özgü/lük” ve bu durumun yansıması olarak bir garabet arz etmektedir…

28 Şubat aktörleri, çok yönlü bir çete operasyonu yürüterek Müslüman halkı ebediyen boğmak istediler. Postmodern olarak adlandırılan bu darbe, insanları besleyen İslami kültür ve değer damarlarını birçok yönüyle kesme hedefine matuftur. Doğal olarak hâkim güç, ulus-devletlerin elindeki en büyük imkân olarak kabul edilmesi gereken eğitim sisteminin kodlarıyla da oynamayı ihmal etmemiştir. Kısmen de olsa İmam-Hatip mezunları ‘dindar’ bir kimlik kazandıklarından, bunun önüne 8 Yıllık Kesintisiz Eğitim Sistemi ile geçilmeye çalışılmıştır. Bu düzenleme (aslında bu bozgun demek lazım), bütün Meslek Liseleri’ni kapsayacak tarzda yapılmıştır. Tabiri caizse yaş ile kuru beraber yakılmıştır… Şimdi darbe ile yapılan işlere ne demeliyiz? İşin içinde halk yok, aile yok, öğretmen yok, öğrencinin kendisi yok! Elinde silahı olan bir çete var. Bu çete; yasama dâhil, yürütme, yargı, STK, medya vb. bütün güçleri kullanarak zorbalık yapıyor. İdeoloji dayatıyor. “Seni istediğim gibi eğitirim!” diyor. “İstediğim şeyi öğretirim!” diyor!

Burada sormamız gereken soru şu: 8 yıllık kesintisiz sistem insanların hangi ihtiyacından dolayı ortaya çıktı? Ya da tersten sorarsak: İnsan bunun neresinde? Burada insan, muktedirlerin iktidar hırsına kurban edilmiştir. 28 Şubat’ta yapılan şey açıkça budur. 4+4+4 sistemi bu hatadan dönüşün adıdır. Yapılan şey, eğitim üzerinden işler hale getirilen zulüm ibresini tekrar 90’lı yılların sonunda bulunduğu seviyeye getirmektir. Kısaca söylemek gerekirse: İmam-Hatip’lerin orta kısmı yeniden açılmıştır. Burada şu önemli tespiti de yapmak lazım: Müslümanlar açısından bir kazanımdan bahsetmek mümkün değildir; İmam-Hatip’leri açan, oranını belirleyen (bütün okullar içinde %5), müfredatını oluşturan Laik düzen ve onun eğitim anlayışıdır. Diğer okullara seçmeli ders olarak konulan dersler önemli bir aşama olarak görülebilir. Bu ise model ile alakalı bir şey değildir. Sadece % 99’u Müslüman olan ülke nüfusunun ihtiyaç ve beklentilerine dönük atılan önemli bir adımdır. Başörtüsüne dönük yasak halen devam etmekte, ideolojik eğitim dayatması üstelik ‘zorunlu’ hale getirilerek devam etmektedir. Andımız, törenler vb. birçok saçmalığı da saymıyorum…

Yeni sistemin form olarak içerdiği önemli değişikliklerden birisi de, 68 ay olan 1. sınıf eğitime başlama yaşının zorunluda 2 ay, veli isteğinde 3 ile 8 ay erkene çekilmesi olarak öngörülüyor. Bu sınırın belirlenmesinde bir karmaşanın olduğu da gözleniyor. Eğitim yılının daha da erkene çekilmesine neden ihtiyaç duyulmuş ve tam olarak neyi içermektedir? Bunun çocuklar üzerinde pedagojik açıdan ne tür etkilerinden söz edilebilir?

ÖNEMLİ OLAN YAŞ DEĞİL, KİMİN NEYE GÖRE EĞİTTİĞİDİR!

Yeni sistem içerisinde okul yaşının öne çekilmesi meselesi ise, diğer meseleler gibi farklı ideolojik perspektiflerin çocuklar üzerinde debelenmesinden öte bir anlam taşımamaktadır. Mesele kısaca şudur: İdeolojik kaygılarınızın kurbanı haline getirmezseniz, gözleri açılıp algılamaya başladığı andan itibaren bir çocuğu eğitebilirsiniz. Yeter ki siz onu insan olarak kabul edin. Tarih içinde ‘sütanneliği’, ‘mürebbiyelik’, ‘dil eğitimi’ gibi çok küçük yaşlarda başlayan sistemler olmuştur. Mesele burada şu: Bu, bir ihtiyaç mı ve çocuğunuz emin ellerde mi? Daha musluğa ve lavaboya yetişemeyen çocukları dört duvar arasına istif ederek, ideolojik endokrinasyonun nesnesi haline getirirseniz ve bu ideoloji de insanlara zorla dayatılan ve küçük bir azınlığın ideolojisi ise, buna karşı durmak kadar doğal bir şey yoktur.

Ben Müslüman bir baba ve aynı zamanda eğitimci olarak; küçük yaşlarda çocuğumun elimden alınıp, ‘ahiret bilinci’ni dışlayan bir anlayış tarafından eğitilmesini asla istemem. Zorunlu olarak dayatılması karşısında ise, kaldırılana kadar her türlü mücadeleyi veririm! Ta ki, inançlarıma uygun bir eğitim düzenlemesi yapılana kadar…  1981 Eğitim Şûra Kararlarına baktığımız zaman, eğitim yaşının geri çekilmesi teklifi var. 12 Eylül darbesi sonrası bir talep. Neden? Daha erken yaşlarda beyin yıkama operasyonuna tabi tutmak! Başka bir açıklaması var mı? Laik, ulusalcı ve halkına karşı bencil bir devletin çocuklarımızı bizden daha fazla düşünüp seveceğini kim iddia edebilir? Sayın Bakan’ın “Bu iş Batı’da şu şu yaşlarda yapılıyor.” yaklaşımı da bana çok saçma geliyor. Müslüman halkın bir gerçekliği yok mu? Müfredat ve yaş dâhil kendi insanlarının talebini ıskalayıp, Batı’nın referansları üzerinden yol almak, Batı’yı kıble yapanların tutumudur. Bizim kıblemiz kendi gerçeklerimiz olmalıdır. Kıblemizi belirleyen şey İslami değerlerimizdir.

Bu düzenlemeyle eğitimde zorunluluk süresi 12 yıla çıkmış bulunmakta. Sistematik eğitimde zorunluluk ilkesini insan fıtratı açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Günümüzdeki genç kuşakların bünyesi bu yoğunluğu kaldırıyor mu?

ALLAH’I DENKLEM DIŞI BIRAKIP İNSANA DAİR BİR DAVRANIŞ DÜZENLEMESİ YAPMAK; HELE BUNU ZORLA YAPMAK ZULÜMDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR

Suphanallah! Eğitimde zorunluluk diye bir şey olur mu? Sistem şunu yapmıştır: Tevhid-i Tedrisat ile alternatif bütün eğitim imkânlarını ortadan kaldırmıştır. Ben bunu büyük bir zulüm olarak görüyorum…

Devlet, eğitimi tekeline almıştır… Eğitim üzerinde vesayet sistemi kurmuştur… Öğretmenleri laik ve seküler bir anlayışla yetiştirmiştir… Müfredatı seküler bir anlayışla oluşturmuştur. İnsan nedir, kimdir, nasıl bir varlıktır? Ontolojik ve epistemolojik ihtiyaçları nelerdir? Bu sorular hiçbir kademede sorulmamıştır. Sistemin “insan” gibi bir derdi yoktur. “vatandaş” diye bir derdi vardır. Ve vatandaşlık konusunda halkını ikna edememiştir. Bunun için de her şeyi zorla ve dayatmayla yapmaktadır. Batı’da bunun nasıl yapıldığı beni hiç ilgilendirmez. Teknik bazı tecrübelerden yararlanabilirim. Ama benim insan tanımım vahiy temellidir. Bu ilk adımdan itibaren her şeyim farklı olur.  Batılı bir eğitimci gibi insanı “düşünen bir hayvan” olarak görmüyorum, göremem ben! İnsanı yaratan Allah’tır. Fıtri ihtiyaçlarını en iyi bilen O’dur. Zaaflarını da bilen O’dur.  Allah’ı denklem dışı bırakıp insana dair bir davranış düzenlemesi yapmak; hele bunu zorla yapmak zulümden başka bir şey değildir. İnsana Matematik, Fizik, Coğrafya ve Atatürk’ü öğretince “kâmil” insan mı oluyor? Hayâ, edep, ahlak, alçakgönüllülük, mertlik, cesaret, mütevazılık, adalet duygusu, sadakat; evreni, insanı ve eşyayı anlama… Ölüme ve ahirete hakikat penceresinden bakma…  Bunların hiç biri var mı? İnsanlığıma dair bir şey var mı? Duygularımı, ruhumu, bilincimi rahatlatan bir şey var mı? Bana öğretilen bir sürü yalan yanlış bilgi! Kahramanlar vatan haini, hainler kahraman yapılıyor. Aldatılıyorum… Kandırılıyorum… Duygularıma ve aklıma ihanet ediliyor… Ve zorla yaptırılıyor! Nereye el atsanız elinizde zulüm kalıyor!

4+4+4 sisteminin yol açtığı sorunlar arasında iki tanesi dikkat çekiyor. Bunlardan biri öğretmenlerin önemli bir kısmının tayin sorunu iken ikincisi de okul statülerinin değişmesi ve öğrenci sayısının artmasıyla birlikte oluşacağı söylenen sabahçı-öğlenci problemleri, müstakil bina ihtiyacı, sıraların yetersizliği, öğrencilerin daha uzaktaki bir okula servisle gitmesini gerektiren fiziksel yetersizlik vb. sorunlar… Yeni sistemin bu anlamda istikrarını bozduğu öğretmen ve öğrencilerin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

SEÇMELİ DERSLER OLUMLU AMA YETERSİZ ADIMLAR

Her yeni düzenlemeye bağlı olarak istikrarın bozulma riski vardır. 4+4+4 eğitim sisteminde de istikrar kısmen bozulacak. Okullar, yeni kademelere uygun olarak yeniden belirlenecek. Norm fazlası duruma düşen öğretmenlerin düzeni bozulacak... Mağduriyetler oluşacak… Seçmeli dersler için yeni öğretmenlere ihtiyaç duyulacak. Ciddi manada derslik ihtiyacı olacak… Nitekim birçok müdürün odası sınıf yapıldı bu ihtiyaçtan dolayı. Bu şekilde 40 bin derslik elde edilmiş olacak. Buna rağmen binlerce dersliğe ihtiyaç duyulacak… Ama fizikî yetersizlik önceden de vardı. Yeni eğitim sistemi ile bu biraz arttı. Son günlerde Sayın Başbakan: “Dershaneleri kapatacağız, buyursunlar okul yapsınlar!” demeye başladı… Okul ve derslik ihtiyacının göstergelerinden biri de budur. Devlet bu devasa sistemi yapılandırmakta aciz kalıyor. Buna rağmen inatla ‘zorunlu’ yapıyor. Doğal olarak daha fazla kişi okullarda tutulacak. 17 milyon öğrenci var. Bu da çok ciddi bir rakam… Ama dediğim gibi, alt yapı ve öğretmen yetersizliği yılların sorunu olarak devam etmektedir. Her konuyu Batı ile refere eden Sayın Bakan, Batı’da bir sınıfta kaç öğrenci olduğunu hiç soruyor mu merak ediyorum doğrusu! Fakat sorunun temelinde yatan şey fizikî yetersizlik değildir. İnsanı kendisine yabancılaştıran pedagojik anlayıştır. Bu açıdan seçmeli bile olsa müfredata konan Kur’an-ı Kerim, Siyer ve Temel Dini Bilgiler derslerinin bu yabancılaşmanın aşılmasında etkili olacağını düşünüyorum. Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okutulması da önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir; ancak anadilde eğitim hakkı gaspından da bir an önce vazgeçilmelidir. Bu yapılanları olumlu ama yetersiz görüyorum.

Öte yandan Türkiye’deki eğitim sisteminin yapısal olarak kronikleşmiş bir diğer sorunu da Tevhid-i Tedrisat olarak karşımıza çıkıyor. 700 bin personeliyle MEB, Ankara’dan yönetilebilir durumda mıdır? Müfredatı ve yönetimi merkezden belirleyen MEB vesayeti beraberinde ne tür sıkıntılar getirmektedir?   

İNSAN EĞİTİMİNİN ÜZERİNDEKİ VESAYETÇİ ANLAYIŞ BİR AN ÖNCE KALDIRILMALIDIR!

Tevhid-i Tedrisat yeni kurulan ulus-devletin tek tip insan yetiştirme projesidir. Yaşadıklarımızı şu hikâye çok güzel ifade ediyor: Yavru deve annesine sorar:“Anne, neden hörgücümüz var?” Anne deve cevap verir: “Çölde uzun süre susuzluğa dayanmamız için yavrum.” “Peki, anne, boyumuz neden uzun?” Anne deve cevap verir: “Çölde tehlikeleri erken fark etmek ve kendimizi korumak için.”Tekrar sorar: “Peki, anne, toynaklarımız neden bu kadar geniş?” Anne cevap verir: “Çölde daha hızlı ve uzun süreli yürümek için.” Yavru deve dayanamaz:“Peki, anne, bu kadar meziyetimiz varken, neden bizi Atatürk Orman Çiftliği’ne koymuşlar?” diye sorar.

Tevhid-i Tedrisat ile başımıza gelen, bu develerin başına gelenlerden farksızdır. Özgürlüğümüzü yok etmek ve esaret altında tutmak için yapılan bir operasyondur. Tek tipleştirme operasyonudur. İnsan, endüstrileşmenin ve emperyal projelerin ihtiyacını karşılamak için rehin alınmıştır. Medreselerde verilen İslami eğitimin önüne geçilmiş, Tevhid’in tedrisatı engellenmiştir. Mamul edilen insan tipi ile de vesayet sistemi yaşatılmıştır. Rejime sadakat ruhuyla yetiştirilen insanlar, vesayet sisteminin daha uzun süre yaşamasını sağlamıştır. Bütün zalim, despot ve vesayetçi rejimler bu çerçevede eğitimi bir araç olarak kullanmaktadır. İnsan eğitiminin üzerindeki bu vesayetçi anlayış bir an önce kaldırılmalıdır!

Mevcut Tevhid-i Tedrisat kanunu ile beraber düşünüldüğünde “özel eğitim” ne kadar özel? Dershanelere, vakıf-dernek vb. de sertifikasyon verilmeli midir?

VAKIF, DERNEK VE CEMAATLERİN OKUL AÇMALARININ ÖNÜ AÇILMALIDIR

 ‘Özel eğitim’ sadece bir isimlendirmeden ibarettir. İçeriği ‘resmi eğitim’dir. Eğer müfredat programını devlet belirliyorsa, ders saatinden sınıfının genişliğine kadar her aşamada resmi eğitim ölçütleri belirleyici oluyorsa; adına ‘özel eğitim’ deseniz bile, yaptığınız bas bayağı resmi eğitimdir. Devlet sadece denetleme görevini yapmıyor. Tümüyle kendi belirlediği bir içeriği denetliyor. Oysa birçok ülkede vakıf, dernek ve cemaatlerin okulları var. Müfredatlarını okulların kendisi velilerle beraber yapıyor. Her cemaat ya da grup, kendi inandığı değerler çerçevesinde eğitimini yapıyor. Devlet, temizliği falan denetliyor. Kesinlikle dileyen vakıf, grup, cemaat kendi anlayışı çerçevesinde okulunu açabilmelidir. ABD’de bu şekilde kurulan çok sayıda okul vardır. Devlet belki bazı teknik denetimleri yapmalıdır. Çocuğumu nasıl yetiştireceğime devlet ne karışır? Anne-babanın çocuğunun eğitimi konusunda bay-pas edilmesi büyük bir zulümdür. Devlet çocuğumu benden daha mı çok düşünüyor ki eğitimine müdahil olmamı engelliyor? Dolayısıyla dernek, vakıf ve cemaatlerin okul açmalarının önü açılmalıdır.

Farklı eğitim modelleri bağlamında Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde uygulanan “Ev okulu” sistemi söz konusu. Türkiye bu türden uygulamalara izin vermeli midir? Verdiği takdirde bu tip modellerin sürdürülebilirliği olduğunu düşünüyor musunuz?

EV OKULU SİSTEMİNE TÜRKİYE’DE DE GEÇİT VERİLMELİ

Ev okulu uygulaması bugün en hızlı yayılan alternatif okul modelidir. Ev okulu uygulamasında çocuklar sistemli bir şekilde evde eğitim görürler, okula gitmezler. Çocukların birincil öğretmenleri ebeveynleridir ve çocukların her türlü sorumluluğu ebeveynlere aittir. Çocukların neyi ne kadar öğreneceğine onlar karar verirler. Ama bunun için en önemli konu, eğitimin önemini kavramış ve donanımlı anne-babalardır.

Bu uygulamanın başlangıç noktası Amerika Birleşik Devletleri’dir. Öncelikle ülke dışında görev yapan devlet görevlileri, askerler ve misyonerlerin çocuklarına uyguladığı bir uygulamaydı. Ayrıca okula devam etmeye sağlığı uygun olmayan çocuklar da bu uygulamayla eğitilenler arasındaydı. Alaska gibi uzak bölgelerde oturan aileler de bu uygulamayı tercih ettiler. Amerika’da okul sayısının kısıtlı olduğu dönemler ve bölgelerde uygulamaya geçen ailelerde artış oldu. Bazı geleneksel gruplar (Amish, Mormon vb.) çocuklarını okula göndermeyi tercih etmeyen gruplardı. Dinî inançlarından dolayı okulu tercih etmeyen aileler de çoğunluktaydı. Bu tür aileler çocuklarını kendi inançları ve yaşantılarına uygun yetiştirmeyi daha doğru buluyorlardı (Lines, 1991; Akt: Aydın, 2002).

1970 ve 1980’lerde ev okulu uygulaması Rönesans çağını yaşadı ve aileler zorunlu okul eğitimini sorgulamaya başladılar ve gerek devlet okulları gerekse özel okullarla ilgili kaygılar sesli olarak dile getirilmeye başlandı. Çocukları için daha iyiyi arayan aileler sonunda ev okulu uygulamasına yönelmeye başladı ve dilden dile dolaşan tartışmalar neticesinde uygulama hızla yayılmaya başladı. Zaten eski dönemlerde geleneksel anlamda var olan uygulama bu dönemden itibaren modern bir şekle bürünerek sistemli olarak uygulanmaya başlandı.

Ev okulu uygulaması ilk önceleri büyük tepkiler aldı. Hatta çocuklarını okullardan alıp evde eğitim veren aileler tutuklandılar ve aleyhlerinde davalar açıldı. Aileler kendi çevrelerinden ve akrabalarından bile büyük tepkiler aldılar ve çocuklarının hayatları ve gelecekleriyle oynamakla suçlandılar. Fakat bu aileler oldukça iddialı çıktılar ve davalarından vazgeçmediler.

2002-2003 yılı itibariyle ABD’de evde eğitim gören çocukların sayısı yaklaşık 1.700.000 ile 2. 100.000 arasındadır. Bunların yaklaşık 250.000 ile 340.000’i lise düzeyindeki çocuklardır. Uygulama diğer ülkelerde de hızla artmaktadır. Bu ülkelerin en başında da Avustralya, Kanada, Almanya, Fransa, Meksika, Güney Afrika, İngiltere ve Japonya gelmektedir. (http://www.hslda.org)

Ev okulu sisteminin Türkiye’de de hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyorum. Birçok velinin bu sistemle çocuklarını okul ortamından çok daha iyi bir şekilde eğiteceklerine inanıyorum.

Eğitimin uygulanmasında karşılaşılan bir diğer sorun da karma eğitim modelinde karşımıza çıkıyor. Bu uygulamaya karşı var olan tepki yalnızca dindarların ideolojik eğilimi ile açıklanabilir mi? Geçtiğimiz günlerde Marmara Üniversitesi’nden bir grup bilim adamı kız ve erkek öğrencilerde öğrenim sürecinin farklı işlediğini belirterek karma eğitim sistemini eleştirmişti. Kız ve erkeklerde öğrenim süreçleri farklı mı işlemektedir?

KIZ-ERKEK ÖĞRENCİLERİN ÖĞRENİM SÜREÇLERİ FARKLI İŞLİYOR

Karma eğitim ile ilgili söylenecek çok şey var tabi. Ama öncelikle söylememiz gereken şey, Rabbimizin kadın-erkek ilişkileri konusunda belirlediği sınırlarıdır. Ama mutlaka modern aklın fukaralığı ölçüsünde bir takım bilimsel verilere ihtiyaç duyuluyorsa, bu konuda da azımsanmayacak derecede çalışma vardır. Ve bu çalışmalar, kız-erkek arasında çok farklı öğrenme süreçlerinin olduğunu ortaya koymuştur. Algıları farklı, beyin fonksiyonları farklı, hormonsal gelişimleri farklı, fizyolojik yapıları farklı…

Gurian ve Henley (2001), öğrencinin başarısını etkileyen öğrenme tarzındaki çeşitli cinsiyet farklılıklarına atıf yapmışlardır. Bunlar:

1.       Erkekler tümdengelimli akıl yürütmeyi kullanma eğilimindedirler.

2.       Tümdengelimli akıl yürütmeyi, kızlardan daha hızlı bir şekilde kullanırlar. Bu, birçok durumda, çoktan seçmeli testlerde, erkek öğrencilerin kız öğrencilerden daha başarılı olduğunu ifade eder.

3.       Kızlar, özel örneklerden genel teoriye hareket etme eğilimindedirler.

4.       Erkekler, bir nesneyi görebilme veya dokunabilmede değil, onu hesaplayabilmede daha iyidirler. Örneğin, Matematik dersi tahtada öğretildiğinde, genel olarak erkekler kızlara göre daha iyi ve hızlıdırlar.

5.       Matematik, el hareketleri ve nesneler kullanılarak öğretildiğinde (somut dışında, kesine doğru), kızlar daha kolay öğrenirler.

6.       Kızlar, ortalamada erkeklerden daha fazla kelime kullanırlar.

7.       Kızlar, öğrendikçe kelimeleri kullanırlarken, erkekler genellikle sessiz bir şekilde öğrenirler. Kızlar, gündelik, kullanılabilir bir dil ile şeyleri anlatırlar, kesin detaylar ile tamamlarlar.

8.       Erkekler spor, hukuk ve askerlik terminolojisi içinde de görüleceği üzere, daha şifreli bir dili tercih etme eğilimindedirler.

9.       Çoğu bölüm için kızlar en iyi dinleyicilerdir, söylenenden daha fazlasını duyarlar ve erkeklere nazaran, bir ders veya bir konuşmanın detayları ile daha fazla ilgilenirler.

10.   Erkekler, daha fazla mantık ve daha az sözel dolambaçlı ifade ile daha iyi performans gösterirler. (Thom, 2006)

Bütün bu farklılıklara paralel olarak öğrenim süreçlerinin farklı işleyeceğini söylemek rahatlıkla mümkündür. Bu konu ile alakalı önemli bir inceleme Dr.Abdulhak HALİM ULAŞ tarafından yapılmıştır. İlgi duyanlar bu incelemeden istifade edebilir.

Yeni düzenlemeyle beraber İmam-Hatip Liselerinin önü açılırken ayrıca İHL’lerin Ortaokul bölümü de açıldı. Mesleki-teknik Liselerin Ortaokulu neden açılmadı? Açılmalı mı? İki çeşit ortaokulun anlamı nedir?

“İHL’LER AÇILSIN DA DİĞERLERİNİN CANI ÇIKSIN!” DEMİYORUZ

İHL’lerin orta kısmı açıldı, diğer meslek liselerinin orta kısmı neden açılmadı? Şimdi şuna bakmak lazım: 28 Şubat sürecinde İHL dışında orta kısmı kapanan meslek lisesi var mıydı? Bildiğim kadarıyla Güzel Sanatlar Liseleri’nin (ki o da çok sınırlı sayıdaydı) orta bölümleri kapanmıştı. Onlar da tekrar açıldı zaten. Bunun dışında orta kısmı kapanıp açılmayan meslek lisesi yok. Bu çerçevede bazı Sağlık Meslek Ortaokul bölümlerinin de açıldığı biliniyor. Bir de şöyle bir sıkıntı var: Bazı meslek liseleri alt yapı itibariyle çok ciddi manada teknik donanıma ihtiyaç duyuyor. Bunların orta kısımları açıldığında yine aynı şekilde teknik donanım ihtiyacı olacak. İHL’ler gibi sıra-masa koyunca hemen eğitime başlayamıyorsunuz. –Varsa- açılması gerekip de açılmayan meslek lisesi orta kısımları, bunların da açılması gerekmektedir. İHL’ler açılsın da diğerlerinin canı çıksın demiyoruz. Meslek liseleri ile ilgili bütün mağduriyetler giderilmelidir.

Yüksek öğrenimde kaldırılması öngörülen harç uygulamasıyla ilgili olarak da kamuoyunda serzenişler var.  Özellikle de uygulamanın birinci öğretim ile sınırlı olup ikinci öğretime yansımaması eleştiri konusu yapılmaktadır. Bu uygulamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

İKİNCİ ÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNE ÜVEY EVLAT MUAMELESİ YAPMAK DOĞRU DEĞİLDİR

Bildiğiniz gibi ikinci öğretimlerde öğretim faaliyeti gece yapılmaktadır. Dolayısıyla öğretim görevlileri mesai dışında çalışmak durumunda kalmaktadır. Buna mukabil öğretim görevlilerine ücretler ödenmektedir. Bu ücretler düşünülerek kaldırılmamış olabilir. Böyle olsa bile ortada bir çarpıklık var. İkinci öğretim öğrencilerine üvey evlat muamelesi yapmak doğru değildir. Madem bu sistemi kurdunuz, hesabınızı kitabınızı iyi yapacaksınız! Yanlış hesabınızın bedelini zavallı öğrencilere ödetmeniz ne ahlakla ne de insafla bağdaşmamaktadır. Yanlış anlaşılmamak adına harcın kaldırılması konusunda atılan adımı önemli buluyorum ve takdir ediyorum; ancak bir kısım öğrenciye ‘farklı muamele’ yapılmasını doğru ve sağlıklı bulmuyorum.

Son söz olarak da, eğitim gibi milyonlarca insanı ilgilendiren bir konuya eğildiğiniz ve bu konuda önemli bir dosya açtığınız için teşekkür ederim. Islah Haber ailesine hayırlı çalışmalarında başarılar dilerim.

RÖP: HAŞİM AY / ISLAHHABER

 

HABERE YORUM KAT