1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. Önemli bir gelişme: Öcalan'dan 'yol haritası'
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

Önemli bir gelişme: Öcalan'dan 'yol haritası'

A+A-

Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi'nin talepleri doğrultusunda İmralı'da yapılan yeni "oda"lara konulacak mahkûm sayısı kesinleşmiş. Gidecek mahkûmların isimleri daha sonra belirlenecekmiş.

Abdullah Öcalan'ın 15 Ağustos'ta açıklayacağı ileri sürülen "çözüm planı" merakla beklenirken İmralı Adası'na gönderilecek mahkûm sayısı da 9 olarak kesinleşmiş. Öcalan bu mahkûmlarla, yeni yapılan iş atölyesi ve hobi odaları ile ortak kullanım alanlarında bir araya gelebilecekmiş. Ancak bu mahkûmlardan 9'unun birden mi gönderileceği yoksa zamanla 9'a mı tamamlanacağını Adalet Bakanı Sadullah Ergin belirleyecekmiş.

Ayrıca Öcalan ve diğer mahkûmların "havalandırma" diye bilinen "volta alanları"nda da bir araya gelmeleri sağlanacakmış…

Yukarıda yer alan bilgileri bir gazete haberinden aktarıyorum. Demek ki epeydir konuşulan bir düzenlemenin gerçekleştirilmesine az kalmış.

Ancak gazete haberinde akıl sır erdirememekten dolayı özellikle dikkatimi çeken bir bilgi daha yer alıyor. Şu bilgi yani:

“İmralı Cezaevi'ne gönderilecek mahkûmlarla ilgili genel beklenti 'ünlü isimler'e yönelikken Bakanlık, böyle bir zorunluluğun bulunmadığını, sağ, sol ve bölücü terör suçluları ile uyuşturucu ve organize suç üyelerinden bilinmeyen isimlerin de buraya gönderilebileceğine işaret ediyor.”

Sizin de -şaşkınlıkla- dikkatinizi çekti mi bu bilgi bilemem. Ancak Öcalan'ın “hobi odaları” ve “havalandırma” gibi mekanlarda “sağ, sol ve bölücü terör suçluları ile uyuşturucu ve organize suç üyeleri” ile bir araya getirilmesinin -verilen bilgi eğer gerçeği yansıtıyorsa- hangi akla hizmet için düşünüldüğünü anlayabilmek imkansız.

Son günlerde Öcalan'ın hazırlamakta olduğu yeni “yol haritası”yla ilgili bir değerlendirmeyi de Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeninin kaleminden okuduk.

Ertuğrul Özkök, Ruşen Çakır'dan naklen, Öcalan'ın ağustos ayının 15'inde açıklayacağı yeni bir plan, yeni bir “yol haritası”na ilişkin düşüncelerini sıralıyordu.

Özkök, Öcalan'ın son günlerde hangi kitaplara sardığı ve sağlık durumu hakkında bilgi verdikten sonra şöyle devam ediyordu:

“Ben Öcalan'ın yapacağı açıklamayı merakla bekliyorum.

Çünkü hâlâ şuna inanıyorum.

Kürt sorununun çözümünde onun çok önemli bir rolü olabilir.

Türkiye'nin bugüne kadar Öcalan'la gerçekçi bir ilişki kurmaya çalışmamasını tarihi bir yanlışlık olarak görüyorum.

Yıllardır ben dahil hepimizin resmi tezi onu 'çetebaşı', 'elebaşı', 'bebek katili' sıfatlarıyla adlandırmak oldu…”

Ve de bu satırların hemen ardından -bayağı dokunaklı cümlelerle örülmüş- “Öcalan'a çağrı” metni…

Özkök'ün “İmralı'da hareket var” başlıklı bu yazısını, yönetmen-yazarın konuya ilişkin eski manşet ve yazılarında bugünkü ile taban tabana zıt biçimde hakim olan havayı hatırlayarak-hatırlatarak küçümsemek niyetinde değilim. Çünkü sonuç olarak, gelinen noktanın niteliğine bakmak en doğru seçimdir. Özkök ve Hürriyet, PKK sorununun çözümü için Öcalan'ı dikkate almak gerektiğine -nihayet- ikna olmuş ise, buna sevinmemiz gerekir.

PKK sorununun çözümünde Öcalan'ı ciddiye almanın kaçınılmaz olduğunun anlaşılmaya başlandığı bir döneme girdik. Eskinin “Devletin bebek katilini muhatap alması düşünülemez bile…” benzeri manasız ve acımasız resmi-yarı resmi çıkışları ile giderek daha az karşılaşıyoruz. Aslında bu yeni dönemin çok daha önceden başlaması gerekirdi ama olmadı-olamadı. Aklını-fikrini “bebek katili”nin infaz şartlarına kilitleyip, bu arada birer ikişer hayata veda eden binlerce genci giderek yoğunlaştırılan bir “şehitlik” mertebesi ile teselli etmeye çalışan bu manasız ve acımasız resmi-yarı resmi çıkışların da zamanı da hızla geçiyor herhalde.

Öcalan'la ilgili bu son yayınlar dolayısıyla aklıma geldi.

Türkiye'nin “Sivil Anayasa Taslağı” ile yatıp kalktığı günlerde Öcalan'dan yeni anayasa için gelen öneriyi hatırlayanınız var mı acaba?

Ben üşenmeyip, arayıp buldum.

Öcalan, bu anayasa tartışmaları çerçevesinde şu açıklamayı yapmış:

“Bu yeni taslağa ilişkin olarak şunu da söyleyebilirim: 'Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bütün kültürlerin demokratik bir şekilde varlığını ve kendini ifade etmesini kabul eder' cümlesi bile yeterlidir. Bu cümleyi Anayasa'ya koysunlar, iki ay içinde PKK silah bırakır.”

Açıklamayı tekrar okuyunca yine şaşırdım kaldım… Demek bu “iş” bu kadar basitmiş…

Bir yıl kadar önce bu açıklamayı aktardıktan sonra şöyle devam etmişim:

“Ben bu haberle ilk karşılaştığım gün de aynı şeyleri, yani şunu düşünmüştüm: Bu haber eğer gerçeği yansıtıyorsa 'Bu iş bitmiştir' diyebiliriz! PKK'nın 'iki ay içinde' silah bırakması Anayasa'ya söz konusu 'cümle'nin girmesi şartına bağlanır duruma geldiyse, bu iş sahiden bitmiştir. Ama nedense, yanılmıyorsam Ahmet Türk'ün de desteğini alan bu öneri etrafında hemen hiçbir tartışma gerçekleşmemişti. Oysa bana bıraksalar, bu son derece 'masum' cümleyi vakit geçirmeden önce taslağa, sonra hakikisine dahil ederek 'Sıra sende' derdim hiç mi hiç tereddüt etmeden.

'Çözüm siyasidir' formülünün giderek içi boş bir tekrara dönüştüğünün siz de farkındasınızdır.

Çözüm tabii ki siyasidir. Ama unutmayalım ki 'siyaset' de 'söz'süz ve giderek 'görüşme'siz olmuyor...”

Bugün de aynı fikirde olduğumu tekrarlamama gerek var mı?

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT