1. YAZARLAR

  2. Faruk Beşer

  3. Önceki dinler de böyle bozulmuştu
Faruk Beşer

Faruk Beşer

Yazarın Tüm Yazıları >

Önceki dinler de böyle bozulmuştu

A+A-

Şunu hep söylüyoruz: Dini hükümlerin iki temel alanı vardır:

1.Sabite dediğimiz değişmeyen, zamanla ve mekânla alakası olmayan alan. Bu alanı akide ve ibadetler oluşturur, dinin esası burasıdır.

Akide alanı aynı zamanda iman alanıdır ve Hz. Âdem'den günümüze hiç değişmemiştir, değişemez. Allah'ın varlığı ve sıfatları o gün ne idiyse bu gün de odur. Melekler, peygamberlik, cin, şeytan, ruhlar âlemi, berzah âlemi, haşir, hesap-kitap ve bunlara bağlı konular Allah'ın gönderdiği dinde hep aynıdır.

İbadetler ise teferruatta bir peygamberden ötekine değişebilir. Ama son haliyle ibadetler de İslam'ın sabiteleridirler ve artık kıyamete kadar aynı kalacaktır.

Şunu da hep söylüyoruz; dinin bu sabite alanında, yani akidede ve ibadetlerde yapılacak her türlü değişiklik, ekleme ve çıkarma bidattir ve Allah Rasulü'nün ifadesiyle 'bütün bidatler dalalettir, bütün dalaletler de cehenneme götürür'.

İslam âlimleri bu iki alanın bozulmaması için şaşılacak titizlikler göstermiş ve en küçük bir değişikliğe cevaz vermemişlerdir.

Çok dikkat çekici bir husustur, mesela Hanefiler namaza başlarken okunan sübhaneke duasındaki ve-celle-senâüke cümlesini okumazlar. Çünkü derler, bu cümleyi barındıran rivayet sahih değildir; bunu okursak namaza bir beşer sözü karıştırma ihtimalimiz vardır. O halde bunu namazda okuyamayız, ama zayıf da olsa Hz. Peygamber'in sözü olma ihtimaline binaen de atmayız, her türlü duanın meşru olduğu cenazede okuruz ve onu da korumuş oluruz.

İmdi Allah (cc) 'Mescitler Allah'a aittir, o halde Allah'la birlikte başka kimseye yakarmayın' (72/19) buyururken aşağıdaki resimlere ne diyeceğiz?

Birisini birkaç ay önce gördüm, birisi de yakınlarda yayımlandı. Camide ibadet değil, ayin yapılıyor. Sema adı altında bir fani etrafında dönülüyor, birisinde de bunu genç kızlar icra ediyor, erkekler de zevkle şevkle izliyorlar.

Bu durum, dindeki sapmanın ikinci, üçüncü aşamalara vardığının göstergesidir.

Buradan Kitab'a ve Sünnet'e bağlı olduğunu söyleyen, bizim de öyle inanmak istediğimiz tarikat mensuplarına sormamız gerekir. Bu sapmalara karşı çıkanlar tarikat düşmanlığı ile yaftalanıyorlar. Peki, siz buna tarikat mı diyorsunuz?

Eğer bizim tarikatlarımız müteşerri' tarikatlar iseler bu uygulamalardan beri olduklarını ve Kitab'a ve Sünnet'e bağlılıklarını ilan etmek zorundadırlar. Aksi takdirde birazcık dini bilgisi olan her Müslüman tarikatları bu görüngülerle tanıyacak ve bütün tarikatlar töhmet altında kalacaktır.

Geçen yıllarda bana Ankara'da bir tarikat şeyhinin zikir icrasını kaydeden bir CD gönderilmişti. Orta yerde krallar gibi tahta kurulmuş bir şeyh ve etrafında onu merkeze alarak salına salına zikir yaptığını sanan, onun huzurunda rükû şeklinde eğilen insanlar vardı.

Tarikat tıpkı mezhep gibi 'yol' demektir. Kötü olan, yolda olmak değil, yolun insanı hedefinden şaşırmasıdır. Kitab'a ve Sünnet'e bağlı olmayan tarikatlar, insanı Rasul'e, Kur'an'a, Allah'a götürecekleri yerde nefsin arzularına götürürler de insan denen dönek varlık, döne döne nefsini ve hazların ilah edinir. Allah'ın dediği gibi: 'Siz hiç kendi nefsini ilah edinen insanları görmüyor musunuz? Bilgilerine rağmen Allah onları saptırmıştır'.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT