1. YAZARLAR

  2. Yasemin Çongar

  3. On yedi yaşındaydı.
Yasemin Çongar

Yasemin Çongar

Yazarın Tüm Yazıları >

On yedi yaşındaydı.

A+A-

Trabzon’dan İstanbul’a gelmiş ve tek başına yol bulmaktan bile aciz olduğu bu büyük şehirde, planlı bir cinayet işlemişti.

Agos Gazetesi’nin önünde Hrant Dink’i sırtından vurmuştu.

Yakalanınca, basındaki beyanlarına kızdığı için Dink’i öldürmeye karar verdiğini söylemişti.

Basında, katilin milliyetçilik duygularıyla ve işsizliğin öfkesiyle hareket eden bir “yalnız kurt” olduğuna inanmamızı isteyenler vardı.

İşin ilginci, bu “yalnız kurt” tezini savunanlar, daha önce Hrant Dink’i manşetlerinden hedef göstermiş olanlardı.

Derken, katilin “ağabeyleri” yakalandı.

Cinayetin azmettiricisi, planlayıcısı onlardı.

Ve Hrant Dink cinayetinin “geliyorum” dediğinin kanıtları ortaya çıkmaya başladı.

Sadece, Dink’in kendisini ürkek bir “güvercin gibi” hissetmesine neden olan tehditlerle sınırlı değildi bu kanıtlar...

Dönemin Trabzon Jandarma Alay Komutanı  Albay Ali Öz dahil sekiz yetkilinin suikast planından haberdar olduğu anlaşıldı.

Dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek dahil, Ankara, İstanbul ve Trabzon’daki yetkililerin, cinayeti azmettiren “ağabeyler”den haberdar oldukları netleşti.

Cinayet planını en az on bir aydır bilen ve hiçbir şey yapmamış olan yetkililer vardı.

Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden tam üç yıl iki ay on bir gün geçti.

Katil ve azmettiricileri henüz ceza almadı.

Cinayet planına ilişkin bilgileri gerektiği gibi değerlendirmeyen, görevini ihmal ederek, Dink’in ölümünü hazırlayan yetkililerin çok azı  yargı önüne çıktı, bir bölümüyse hiç hesap vermedi.

Dün bir telefon geldi.

Beni bir anda o talihsiz, o karanlık, o kanlı güne, 19 Ocak 2007’ye taşıyan bir telefon...

Arayan, Diyarbakır Barosu eski Başkanı, Avukat Sezgin Tanrıkulu’ydu.

Bir gencin hikâyesini anlattı bana.

On dokuz yaşındaydı.

On gün  önce, Ankara’dan Adana’ya, oradan Diyarbakır’a gelmişti.

Tek başına yol bile bulmaktan aciz olduğu bu şehirde, planlı bir cinayet işlemeyi aklına koymuştu.

Ofis semtine gidecek, Ankara’dayken internet üzerinden konuşup cinayeti birlikte işlemek için anlaştıkları arkadaşlarıyla buluşacak ve Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’i öldürecekti.

“Baydemir’i basından takip ettiğim haberler neticesinde, kendisine kin duyarak öldürmeyi planladım” diyordu.

Olmadı.

Ankaralı gencin, Ofis semtinde beklediği “arkadaşları” buluşmaya gelmedi.

Genç, kendi ifadesiyle, yaptığının “aptallık olduğunu” anladı, cinayetten vazgeçti ve karakola gidip kendini ihbar etti.

Diyarbakır Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü 22 Mart 2010 günü, bu genci, “3713 sayılı kanun çerçevesinde suç işlemek maksadı ile suç işlemeye zemin hazırlamak ve kendi kendisini ihbar etmek” suçlarından sorguladı.

Olayın ayrıntılarını, 19 yaşındaki E.K.Ş’nin Diyarbakır Emniyeti’ndeki ifade tutanağından alıntılarla, bugünkü sürmanşetimizde ve politika sayfalarımızda okuyacaksınız.

Avukat Sezgin Tanrıkulu telefonda bu olayı bana anlatırken, “Çok tedirginiz,”  diyordu.

Haklıydı.

Tanrıkulu, söz konusu olaydan ve ifade tutanağından tamamen tesadüf eseri haberdar olmuş, dostu ve avukatı olarak hemen Osman Baydemir’i uyarmış ve kendisinin de konudan bihaber olduğunu hayretle görmüştü.

“Osman Bey’e, bu ihbar ve sorgulama konusunda hiç bilgi verilmemiş” dedi Tanrıkulu, “bu olaydan sonra defalarca karşılaştığı Diyarbakır Valisi ve Emniyet Müdürü kulağına eğilerek olsun bir şey söylememişler.”

E.K.Ş’nin ifade tutanağını okuduktan sonra, Tanrıkulu’yu tekrar aradım.

E.K.Ş. ve “arkadaşları,” Ogün Samast ve “ağabeyleri”ni düşürmüştü  aklıma.

Bunu Tanrıkulu’ya söylemedim ama o bana şöyle dedi:

“Hrant Dink Davası’nı çok yakından takip ettiğim için biliyorum. Aradaki benzerlikler beni ürkütüyor. Bu şüphelinin serbest bırakılmış olması, bağlantılarının araştırılmamasından rahatsızız.” 

İnanması güçtü ama E.K.Ş’nin başkaca bir sorgu sual olmadan Emniyet’ten salıverildiğini anlatıyordu Tanrıkulu.

İnanması güçtü ama Ergenekon sanığı  İbrahim Şahin’in suikast listesinde adı geçen Osman Baydemir’e bu olay hakkında hiçbir uyarı yapılmamıştı; Terörle Mücadele yetkilileri kendisini bilgilendirme gereği duymamışlardı.

Sezgin Tanrıkulu endişelenmekte haklı, şüphelenmekte haklı, öfkelenmekte haklı.

“Geliyorum” diyen Hrant Dink cinayetini engelleyebilecekken gereğini yapmayanlar geliyor insanın aklına.

Osman Baydemir’e yönelik bir cinayet planı da, böylesi bir ihbarla duyulduktan sonra, tıpkı Hrant Dink olayındaki gibi örtbas edilmek istenmiş olabilir mi?

Diyarbakır’da da, tıpkı Trabzon’daki gibi ihmalci jandarma ve polisler mi var?

Hrant Dink’in öldürülmesini engelleyebilecekken engellememiş olan devlet birimleri, şimdi de Osman Baydemir’in hayatı konusunda benzer bir atalet, benzer bir ihmal, benzer bir suç birliği içinde olabilirler mi?

Osman Baydemir’e  “geçmiş olsun” diyor ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın bu soruları cevapsız bırakmamasını diliyorum.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT