Ölümüne eşitlenmek: "Onların çocukları da şehit oluyor"

19.12.2008 03:57

Fatma K. Barbarosoğlu

Levinas ölüm ve zaman ilişkisini ele aldığı yazısında (ki bu ders notudur) "kendini ifade eden başkası bana emanet edilmiştir" der. Kendini ifade eden. Yaşadığımız pek çok sıkıntının temelinde hiç kimsenin kendini ifade etmesine izin verilmeyiş yatmıyor mu?

Kürtçe konuşan kişi, tesettürlü kadın, sarıklı cübbeli adam, cem evinde cem olmak isteyen alevi. Her biri bir şekilde kendini ifade etmiyor mu? Kendi kimliğini karşısındaki için şeffaf hale getirmiyor mu? Peki onun kimliğini şeffaflaştırması neden muhatabında bir baskı ve tahakküm duygusu bırakıyor?

Sanıyorum bunu, kendini tehdit altında hissedenlerin, birey olamayışı ile açıklamak yanlış olmayacaktır. Yahudi kökenli olması dolayısıyla "ötekiliğin" bütün acılarına muhatap kalmış olan Levinas –ki ailesinin bütün fertleri öldürülmüştü- ın birey olma tarifi buraya çok uygun düşüyor. Levinas diyor ki "Başkası beni ona karşı duyduğum sorumluluk aracılığı ile birey haline getirmektedir." (Ölüm ve Zaman sh.17)

Birey ol(A)madan, bireyciliğin bütün yoz renklerine bulanmış Türk insanı için, "onların çocukları da şehit oluyor" cümlesi ne kadar da açıklayıcı ve izah edici bir cümledir. Deniz Baykal'ın, çarşaflıları partiye üye yapmasına tepki gösteren "modern/modern en modern" kadınları, ikna etmek için kullandığı cümle bir genel başkan için talihsiz bir cümle. Onlar! Onların çocukları! Onların şehit çocukları!

Onlar kelimesindeki mesafenin şiddetine lütfen dikkat eder misiniz? Biz varız, siz varsınız bir de onlar var. Görmediğimiz, duymadığımız adam yerine koymadığımız. Onlar yani çocukları ölmeye devam ettiği sürece tahammül edeceklerimiz.

Bu satırların yazarına mesafenin şiddet ifadesi olarak dayanılmaz gelen, "onların çocukları da şehit oluyor" cümlesi, Baykal'ın modern/modern/en modern kadim CHP'li kadın seçmenini ikna etmek için etkili bir cümledir lakin. Türkiye'de siyaset, hakikati parantez içinde tutup etkilemeyi/kandırmayı/kazanmayı birincil hale getirdiği için, "başarılı" bir cümledir aynı zamanda. Çünkü birey olamadan modern olabileceğini zanneden bu zihniyeti, ancak varlıkta değil yoklukta eşitlik üzerine ikna edebilirsiniz. Varlıkta eşitleyemezsiniz. Onların da eğitim hakkı, yaşam hakkı, kendini ifade etme hakkı var dediğinizde, olmaz katiyen olmaz diyecek başka da bir şey demeyecektir.

Kendi sesine ayarlı kulaktaki tıkacı düşürecek yegane cümle budur işte: "Onların da çocukları şehit oluyor."

Modern /modern/ en modern kadın, bu cümleyi duyduğunda kısa bir an sadece birkaç saniye geri çekilecektir. Hepsi o.

Çünkü karşımızda henüz birey olamamış katı bir kitle bulunmaktadır. Recep Peker'in kitlesi. Deniz Baykal bu kitleyi esnetebilmeyi başarabildiği zaman partisine, postmodern dünyanın kodlarına karşı iyi bir bağışıklık sistemi de kazandırmış olacak.

Kırılıp dağılmamak için, sağlam bir duruş için, esneme kabiliyetinin önemli olduğunu CHP yöneticileri, seçim kazanma stratejisi olarak değil, bir hakikat olarak idrak ettiklerinde, Türkiye çok şey kazanmış olacak.

Siyaset hiçbir zaman felsefeyi mihmandar kılmadan yürüyemez. Onun için CHP'nin önce esnekliği felsefi olarak kavraması gerekiyor.

Şu soruya cevap arayalım: Türkiye'nin entelektüelleri zamanın ruhunu kavrayıp; zamanın ruhuna, tarihin tecrübesini yoldaş eyleyerek yeni bir kavram eşliğinde kitlelere esneklik mayası çalabilecek midir?

Deva bulmakta zorlandığımız bütün sıkıntılar için ortak paydamız esneklik. Buradan yol alabiliriz. Yol alıp, yoklukta eşitlenmeyi değil varlıkta eşitlenmeyi başarabiliriz.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim