1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Ölüm oruçlarının sırrı
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Ölüm oruçlarının sırrı

A+A-


Şükür, ölüm oruçları sona erdi. Umarım eylemcilerin bedenlerinde ciddi hasarlar oluşmamıştır.

Ama eylemin,  Öcalan’ın “sorumluluğunuzu dört duvar arasında eli kolu bağlı insanlara yüklüyorsunuz” diye eleştirdiği bazı “seçilmişlerin” ve de yazarların ruh sağlıklarını enikonu bozduğunu görüyorum.

Mesela, Kandil’de alınan eylem kararının peşine takılmaktan başka siyasi basiret göstermeyen bu arkadaşlardan birinin Diyarbakır’da yaptığı konuşmayı, eylemin bittiğinden habersiz dinlesem cezaevinden tabut çıktı sanırdım.

O hâlde neden bu kadar üzgün, böyle kindar, alabildiğine ajitatifti sık sık “beyzade” diyen vatandaş? Tebdili kıyafet etmiş bir bezirgân mıydı acaba?

“İçimizdeki İrlandalılar” göndermesiyle Diyarbakır’dan, Diyarbakır lehçesiyle “çaxtırdıklarının” ismini vermedi. Veremezdi de. Zira kastettiklerinin eyleme yönelik eleştirileri, şimdi kendilerine İmralı’dan ayar veren Öcalan’ın gerekçeleriyle de örtüşüyordu.

Adını andıkları da vardı. Müzakere talimatı veren Başbakan’ı, cezaevinde eylemcilerle görüşen Adalet Bakanı’nı, Arınç’ı falan Kenan Evren’e, 2000’lerdeki ölüm oruçlarının “kahramanı” Hikmet Sami Türk’e benzetti.

Benzetmede izan, sınır tanımıyordu; çünkü kızgındı, kraldan fazla kralcılığı “yedeğe” çıkmıştı.

Bu yüzden el mecbur, kendilerinin simetrisinden “gebersinler” diyen bir avuç faşistin söylemlerini, ölüm oruçları karşısında siyaset ve yaşamı savunanlara giydirecekti.

Çünkü insanlar, başta da evlatlarının sırtı “aslanlar ölsünler” diye tapışlanan Kürt anaları sorardı kendilerine. Hâlâ soruyorlar ya:

“Uçurumun kıyısındayız diyip, yıllardır dile getirdiğimiz ve kimilerinde mesafe de kat ettiğimiz taleplerimiz için son çareymiş gibi evlatlarımızı ölüme azmettirdiniz. Sonra da ‘bir kişinin’ emriyle bu işi sonlandırdınız. Talepler mi karşılandı, yoksa bugünden yarına karşılanmazlarsa ölmeyeceğimizi mi anladınız? Peki, bugüne kadar nerdeydiniz? Biz sizi niye seçtik?”

Sırrınız ne?


Oruçların esracengiz yanı

Kan dursun diye girdiği açlık grevindeyken “vur” emri vermeyen Gandi’nin eylemiyle, PKK’nin şimdiki grevini kıyaslayamadığımızdan ötürü bize kızan bu arkadaşların teşekkür ettikleri de var elbet.

Çünkü onlar, “pasif” ölüm oruçlarının bittiği günün sabahında aktifleşen PKK gencecik beş askeri öldürdüğünde bile “Uğrunda ölmeyi göze alacağım birçok dava var ama uğrunda öldüreceğim hiçbir dava yoktur” diyen Gandili analojiler yapabilecek kabiliyette barışsever kalemler.

Onlar, eylem bitmişken, Öcalan bile daha önceki “gerillacılık oyununun romantizminden kurtulun” açıklamalarının paralelinde  “açlık grevi eylemini onaylamadığını” açıklarken Bobby Sands’e methiyeler düzebildiler.

“Ölümünün de orucunun da canı cehenneme, Sands yaşasaydı ne iyiydi” demek yerine, şimdilik ötelenen bu eylemin tamamen tedavülden kalkmaması için sol romantizmleri konuşturuyorlar.

Çünkü cezaevlerindeki gencecik Kürt çocuklarının ölümünden döndüğümüz şu günlerde bile, canla kanla mücadelenin bir aracı olan ölüm orucu da rafta durmak zorunda

Çünkü şiddet içermemesi koşuluyla siyaset kanalları açık açık olmasına ama kan çıkmayan Kürt sorunuyla mücadele hattı, ekmek kapılarını kapatır.

Öyle ya, savaş yoksa fikir babalıklarına, danışmanlıklarına, “aracılıklarına” ihtiyaç duyan taraflar da olmaz.

Aynı anda beş genç kızın ölüm emrini veren PKK komutanlarının öncülük ettiği “pasif direnişlerin” bu ülkede hâlâ meşruiyetinin olmasının  “esracengiz” yanı da burada saklı olsa gerek.


Oruçların kazananı

Bu eylemin kazananı, bir kez daha kolektif hafızalarına ölüm korkusu, umutsuzluk ve nefret kazınan Türkiyeliler olmadı.

Siyasal iktidarın müzakere için Kandil’in şahinleri karşında Öcalan’ın elini güçlendirme hedefine ulaştığı tesbitlerini de aşırı yorum olarak görüyorum. Onların da bir şey elde ettiği falan yok.

Kazandı mı bilmem ama eli güçlenen biri varsa o da, hareketini ve kendisini takip eden herkesin açıkça görebileceği üzere, Öcalan’dır

Yeri gelince dağı, yerine gelince “siyasi temsilcileri” ıskartaya çıkarma ustası olan Öcalan, yine “hamlesini” altın zamana denk getirdi.

Eylemin hedefleri belli olsa da nasıl sürdürüleceği noktasında kafası karışık olan Kandil’i ve BDP’yi tıpkı bir boksör gibi önce sessiz direktleriyle köşeye sıkıştırdı. Adından herkesin “şimdi ne olacak” diye birbirinin yüzüne baktığı bir anda da çeneye aparkatını çıkarttı.

Öcalan’ın derdinin de Kürt gençlerinin canı, hayatı olduğunu düşünmüyorum. Ama gerekçesi ne olursa olsun, ister hâkimiyet ister muhataplık ehliyeti, sonu ölüm olan akut bir problemi fiilin de olsa çözdüğü için eyvallah.

Fakat bu maçı izleyip nakavtın heyecanıyla “Kandil savaşın, İmralı barışın sembolü” tezahüratına başlayanlara da boksörümüzün kariyerini akıllarından çıkartmamalarını tavsiye ederim.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

 

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum