1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Ölülerden ölü seçen benden değildir
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Ölülerden ölü seçen benden değildir

A+A-

Biliyor muydunuz, bir kısım ölüye “pozitif vicdani ayrımcılık” uygulanması taraftarı değilseniz, bir zat-ı muhteremin bir çırpıda sarf ettiği gibi, “gaflet” içindesiniz siz de.

Eğer bir Newroz gösterisinde yaşamını yitiren bir Kürt ise, mesela adı Hacı Zengin’se ve siz “cinayetin” hesabının peşine düşmüşseniz “hırsızın hiç mi suçu yok” saçmalığına da hazır olmalısınız. Hele ki cümlelerinizden üzüntü falan seziliyorsa, renk vermişseniz, gayrı “satılmışın,” “hainin” önde gidenisinizdir.

Ertesi gün Cizre’deki gösterilerde henüz 28 yaşındaki bir polis, Ahmet Toprakoğlu öldürülmüşse ve siz böyle “henüzlü menüzlü” cümleler kurarak genç ölüyle aranızdaki mesafeyi ortadan kaldırıyorsunuz da en hafifinden “döneksinizdir”. Sonra gelsin “polis devletinin fedaisi”, “Kürt düşmanı” ve hatta “militarist” yaftaları...

En acılı günlerinde sağa sola salyalar saçarak intikam yeminleri düzen ve bu halleriyle bizzat “ölülerine” saygısızlık eden holiganların kızdıkları şey “taraftarları” olmamanız değildir aslında. Hazmedemedikleri, iki takımın ölülerinin adını hiyerarşik olmayan düz bir zeminde yan yana anmanızdır.

Hacı “kimdir ki neticede?” Sırtında devletin sopası olmasa ülkenin bölünmesini “açıkça” isteyecek bir “Kürt partisi” sempatizanı. “Devletin kahraman polisinin naşı” yanında onun “cesedinin” lafı mı edilir?

Peki ya Ahmet? Ne işi vardı Polis Ahmet’in “TC’nin işgali altındaki Kürdistan’da”. Kalkmış ezilen bir ulusun bayramında, amirinden, valisinden aldığı emri uyguluyor? Tabii ya gitsin “şerefiyle limon satsın” ama “halkına polislik taslamasın”, değil mi?

Ne kadar kızarsanız kızın kindarlığınızla uzlaşmayacağım.

Zira ne Hacı’nın ölü bedeni, cinayetlerin ardından “Öncelikle Önder Apo’nun Newroz’unu tebrik ediyorum” mesajı yayınlayan Karayılan’ın Kürdü, ne de Ahmet’in cenazesi, eskinin milli güvenlik devleti algısından gram prim vermeyen Bakan Şahin’in polisi gözümde.

İkisi de naçar, ölü birer Cumhuriyet yurttaşı. Ve canları söz konusuysa, bayramın, şimdiki ya da adı başka olacak ulus-devletin bekası teferruattır.

İkisi de ölmeyeydi ne iyiydi, diyebiliyor musunuz?

Polis... polis...

İçişleri Bakanlığı “Provokasyon tehlikesi sezdik” diye ortalığı ayağa kaldırırken, bir polis Ahmet Türk’ü yumruklayabiliyor. Bu nedir Allah aşkına?

Polis bu haliyle, görevi barlarda kavgayı önlemek, ortalığı yatıştırmak olduğu halde bizzat olay çıkartan bodyguard’ları andırmıyor mu?

Tamam, eskiye göre daha yumuşaksınız, çalışma koşullarınız ağır, psikolojik yükünüz fazla, maddi koşullarınız da kötü... Evet düzeltilmeliler. İyi de yangından canımızı alan ve hiç de az iş yapmayan itfaiyeciler için de aynı olumsuzluklar söz konusu değil mi? Onlar bu bahaneyle bizi ateşe mi atıyorlar?

Polisin siniri çelik gibi olmalı. Asabi olan da bu hayati mesleğe seçilmemeli. Çünkü işi insan canını korumak olanın bahanesi “Ama biz de insanız” olamaz.

Ben Stratfor’un AKP’ye çakanını severim

Sahi ya diyordum, Stratfor belgeleri arasında CHP Genel Başkan Yardımcısı ile ilgili olan kısım üzerinde niçin hiç konuşulmadı? AK Parti’li danışmalarla ilgili kulisleri günlerce konuşan, Başbakan’la ilgili olanları ise “ayıp ama” diyerek yan cebine değil sayfalarına koyan merkez medya Sezgin Tanrıkulu’nu niçin önemsemedi? Seçimler öncesi CHP’deki dizayn projesinin bir ayağı olan “vitrin isimlerin” partiye katılması sürecine, hangi aktörlerin müdahil olduğu âlâsıyla haber değeri taşımıyor mu?

Yazayım diyordum ama malumunuz araya Newroz ve ölümleri girdi. Beklediğim yazı dün Orhan Miroğlu’ndan geldi. Hem de en cesuru kabilinden.

Zira bilen bilir, medyada, siyasette ve STK’larda bazı isimlere asla dokunulmaz. Bu “tılsımlı” kişiler hakkındaki ciddi ithamlar asla mevzubahis yapılmaz. Çünkü onlara dokunan hakikaten yanar. “Sivil” etkinliklerinden tecrit edilirsiniz, falan filan... Ellerine, cesaretine sağlık Orhan Abi. Abi tırnak içinde değil, tashih sayılmasın da.

İnisiyatif biraz daha inisiyatif

Çok ağır hasta olduğu halde sekiz aydır cezaevinde tutulan Yasemin Karadağ ile ilgili gelişmeleri birkaç gündür Taraf’ta okuyorsunuz. Geçen salı da bu köşede “Yasemin eriyor, sesimizi duyan yok mu” diye sormuştuk. Sevindirici haber, kabinenin demokratlığına güvendiğim isimlerinden biri olan Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve danışmanlarından geldi. Yayınlarımızın sesini duymuşlar. Yasemin nihayet hastaneye nakledildi.

Umarız bir sonraki adım tutuksuz yargılanması olur. Yasemin de en az basın kartlılar ya da akademikler kadar TC vatandaşı ve yasalar önünde eşit ya, ona mahsuben.

Demek ki neymiş, ceberut mevzuat ve yasalar değiştirilmeleri beklenmeden de, siyasi iradenin inisiyatifi üstlenmesiyle daha vicdanlı hale getirilebiliyormuş, insani problemler çözülebiliyormuş.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT