1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Ölüler Göreve Çağırıyor
Ölüler Göreve Çağırıyor

Ölüler Göreve Çağırıyor

Ölülerin çığlıkları kulaklarımızı yırtıyor. Vicdanlarını uykuya yatıranlar için çığlığın hiçbir değeri yoktur. Yalnız, ölüler yatacak kabir bulamayınca şehirlerimizde dolaşmaya başlayacaklar bunu unutmayalım.

A+A-

Mustafa YILMAZ / Haksöz Haber

O yıllarda bir Fransız kolonisi, şimdilerde ise Fransız bölgesi olan Karayip Adası Martinik’te 1925 yılında melez bir ailenin çocuğu olarak doğan, sömürgeciliğin psikopatolojisi konusunda yirminci yüzyılın en büyük düşünürlerinden birisi olan Frantz Fanon’un “Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın Anatomisi” kitabının giriş bölümü acı bir izahat şeklinde başlar.

Fanon burada 130 yıl acı sömürgeden sonra bağımsızlık için ayağa kalkmış bir halkın beş yıldır devam eden ve daha da devam edecek olan devrimci ayaklanışına yöneltilen, neredeyse işgalci sömürgecileri haklı çıkaracak eleştirilere cevap vermektedir. Bu satırlar son derece trajik ancak aynı zamanda haklı bir davanın onurunu ayakta tutan açıklamalardır. Bununla beraber insan bu açıklamaları okuyunca bir taraftan sömürgeci katiller ve onların şürekası tarafından gündeme getirilen konuların nasıl bir karşı propaganda enformasyonu olduğunu ve yine bu itirazları cevaplandırmak zorunda kalmanın da nasıl derin acılar yansıttığını görme imkanını sunar.

İtiraz şudur: ‘Cezayir Devrimi’ eli kanlı bir insan topluluğunun bir pratiğidir ve bunları sayısı yirmi beş bini geçmez. Bu vahşiler acımasızca Fransız askerlerine ve Fransız taraftarlarına saldırmaktadır. Bunlar barbardır. Bunlar nefret abideleridir. Bu ve benzeri üretilmiş propaganda saldırıları karşısında Fanon siyasal, sosyal ve psikopatolojik gerekçelerini sıralayarak bu karşı saldırıyı püskürtmeye koyulur.

İşgalci ve sömürgeci zalimlere ‘senin Cezayir topraklarında ne işin var’ sorusunu sormak yerine bağımsızlık savaşında direnişçilerin ‘saldırganlığını’ ve ‘öfkesini’ öne çıkaran yaklaşımın hangi açıklamalarını ve mazeretlerini geçerli sayabiliriz ki? Annesi, babası, kız kardeşi gözlerinin önünde öldürülürken, bedeni demir telle bağlanan ve bu manzarayı görsün, unutmasın ve bunun altında bütün bir psikolojik bütünlüğü tarumar olsun diye işgalci komutan tarafından göz kapakları açık tutulan yedi yaşındaki çocuk, toplama kampında şöyle haykırıyordu batılı gazeteciye: ‘Bir tek şey istiyorum: bir Fransız askerini küçücük parçacıklara kadar kıtır kıtır doğramak!’ Pekiyi yedi yaşındaki bu çocuğa bu katliamı nasıl unutturacaksınız? Sonra da bu çocuk gibi milyonlarca Cezayirlinin öfkesini hangi gerekçe ile reddedeceksiniz?

‘Az gelişmiş’ olarak görülen bir halk Batılılar tarafından manevi olarak mahkum edilmek istendiğinde oyunun kaideleri hatırlatılır, ancak vicdanı ‘rahat’ düşman acımasız yeni terör biçimleri icat etmekle meşguldür. Doğrudur, verdiği kavganın gücüyle devrime yürüyen halk, bütünlüklü özgür ve adil bir toplum kurmak istiyorsa istidadını ispat etmelidir. Temiz kalmak en başta gelen ilkesi olmalıdır. En saf haliyle kendine hakim olmalı ve geleceği kurmaya yönelik bir ümidi korumalıdır. Fakat savaş meydanında bunlardan sapmalar görmek mümkündür. Bütün bunlar cephanesi tükenince taşlarla karşı koymaya çalışan savaşçıyı ‘direnişçi’ kategorisinden ‘terörist’ kategorisine indirmeye yetmez. Çünkü bu açıklamalar her şeyi ifade etmez.

Fanon böyle bir karmaşada tarihi cümlesini söyler. Cezayir direniş hareketi ölçüsüzlüğe ve adaletsizliğe karşı kendi mensuplarını sürekli uyarmıştır. Hatta böyle davrananları muhakeme etmiş ve cezalandırmıştır. Ancak tüm bunlar sömürgecilerin yaptıkları yanında çok küçük kalır. ‘Devrim asla sömürgecilik kadar ileri gitmemiştir. Yurttaşlarımızın ani tepkilerini mazur da görmüyoruz. Onları anlıyoruz, ancak onları ne affedebiliriz ne de reddedebiliriz.’

Bu direnişler bir halkı var eder. Bu sosyolojinin tekevvün hareketidir. Cezayir bilkuvve özgür ve bağımsızdır. Suriye bilkuvve özgür ve bağımsızdır. Filistin bilkuvve özgür ve bağımsızdır. Halk geri dönülmez bir yola girmiştir. Sömürgeciler de, işbirlikçi diktatörler de bunun farkındadır. Bu tarihi bir harekettir. Silaha sarılmak, asker olmak, ölümü onurlandırmak bu halkın tek şansıdır. Özgürlük kaybedilip kazanılabilir, ancak onur ve izzet kaybedilip tekrar kazanılan şeyler değildir. İşgal altında uzun süre yaşamanın bir anlamı yoktur.

Yazının Devamı >>>