1. YAZARLAR

  2. Orhan Miroğlu

  3. Ölü zamanların generalleri
Orhan Miroğlu

Orhan Miroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Ölü zamanların generalleri

A+A-

Beş bin sayfa envanteri olan bir darbe planı hiçbir ordunun tarihinde bulunmaz.

Dünya örneklerine bakıldığında, bu çok tekil bir durum olarak kalıyor.

Anlaşılan Türk ordusunun generalleri, son on yılda ölü zamanları diriltmenin peşinde koşup durmuşlar.

İktidarı, bir süre sonra sivillere bırakmak zorunda kalacakları klasik metotlarla kotarılmış bir darbe, artık bundan böyle, ‘ölü zamanların generallerini’, ne mutlu eder, ne de huzura kavuşturur.

Türkiye’yi kaybedilmiş bir sömürge ülke gibi görüyorlar. İstedikleri şey, iç sömürgeleri olarak gördükleri bu ülkede mutlak ve sürekli iktidardır. Bu mutlak iktidarı isterken, kendilerine örnek aldıkları dönem ise 1923 ve sonrası.

Generallerin ruhları ve ülküleri 1923’lerin dünyasında donup kaldı, oralarda dolaşıp duruyorlar.

Emeklisi de görev başında olanı da, toplumu her türden ‘savaş oyunu’nun hayata geçirilebileceği bir alan gibi görüyor. Bir askerde bu ruh halinin emeklilik yıllarında bile devam etmesinin sebepleri olmalı bence.

Yegâne demeyeyim, ama bana kalırsa en önemli sebep, son çeyrek yüzyıl boyunca devam eden Kürt savaşıdır.

Askerlerin önemli bir kısmını bu savaş hasta etti ve bu hastalık bir türlü şifa bulmuyor.

Darbe planlarının hazırlandığı tarihlere bakın. Neredeyse tümü, 2000 sonrasına ait. Çünkü 2000 yılından sonra hem PKK hem de Türk ordusu bu savaşın bu haliyle devam etmeyeceğini gördü. Öcalan Türkiye’ye teslim edildi ve zayıf da olsa barışa dair bir ihtimal belirdi ufukta.

Tam da bu dönemde, PKK siyasallaşmaya hız verir ve iktidarını dağlardan şehirlere taşıma çabası gösterirken –KCK dediğimiz hadise aslında bundan başka bir şey değil- ordu yüzünü darbe planlarına döndü. Çünkü savaşan bir ordunun kıymeti fazla olur, savaşmıyorsa gün gelir, o döneme kadar savaş bahanesiyle koruduğu bütün iktidar mekanizmaları elinden bir bir alınır.

Emin olun 90’ların koşullarını hâlâ yaşıyor olsaydık, bu planlar filan ne hazırlanır ne de gündeme gelirdi.

Ne var ki, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi adı verilen ikinci anayasa, süreç içinde önemsizleşti ve ordu 25 yıl süren iktidarını kaybetti.

Kürt savaşının içinden gelen generaller, ne yapsın şimdi?

Bakmayın siz savaş oyunu filan dediklerine. Bu darbeci generallere geçmişte olduğu gibi şimdi de, gerçek bir savaş ve gerçek bir ‘düşman’ lazım.

Gel gör ki, bugün çok çaresizler, Kürtler dahil, kimse bu ülkede artık düşman kategorisinde olmak ve savaşmak istemiyor. Komşu ülkelere savaş açmak da o kadar kolay değil.

Eşref Bitlis’in uçağını havada infilak ettirir, Özal’ı bir şekilde halleder, Uğur Mumcu’yu öldürür, 33 askeri ölüme gönderir, iç savaşınızı biraz daha uzatırsınız. Ama kendi jetinizi düşürüp, sonra da Yunanistan düşürdü deseniz bile, AB üyesi olan bir ülkenin, sizinle savaşmak isteyeceği o kadar garanti değil.

Üstelik AKP hükümeti yedi yıldır işbaşında. Ufukta AB üyeliği görülüyor.

Darbeci generaller için her türden çılgınlık ve kâbus bu noktadan sonra başlıyor işte.

Darbe yetmez işlerin düzelmesine diye düşünüyorlar ve memleketi yeni baştan kurmanın peşine düşüyorlar.

Yeni ‘savaş oyununda’ oyunun esinlendiği tarihî dönemi Balyoz’da yer alan belgelerde, şu sözlerle hatırlatıyorlar bize:

“Devlet ve kamu erkinde, en üst kademeden en alt kademeye kadar bütün kadroların temizlenmesi ve 1923 zindeliğine ulaşılması esas alınacaktır.”

1923’ün zindeliğine dönmek ve ‘en üst kademeden en alt kademeye kadar kadro temizliği’ yapmak için 70 milyonluk bir ülkede, on milyon insanı gözden çıkarmak gerekiyor.

Askerler toplanıyorlar, stadyumlar filan, bütün bu hesapları bir bir yapıyorlar. Ama toplumun bir kısmı, yine de bunların olabileceğine inanmıyor.

Dolayısıyla, JİTEM’i, hâlâ var mı yok mu diye tartışan bir ülke ve medya, her şeyi savaş oyunu gibi göstermeye çalışan generallerin planlarına suç ortaklığı yapan bir konuma düşüyor.

Durum, Cizreli Mehmet Salih Besen’in, askerlerin neler yapabileceğinin bir işareti gibi duran Diyarbakır Askerî Cezaevi’nin gerçekliğine bir türlü inanmamasına benziyor biraz.

“Biz öldük ve burası da bir cehennem” diyormuş rahmetli. Arkadaşları, “peki ya bu gardiyanlar neyin nesi, eğer biz ölüysek ve burası cehennemse, bu gardiyanların burada işi ne?” diyor ve onu her defasında gerçeğe davet ediyorlarmış; ama o bu itiraza da, “Burası bir cehennem ve bu gardiyanlar cehennemin zebanileri” diye cevap veriyor ve sonra da devam ediyormuş, “bizi ziyarete gelenlere dokunabiliyor muyuz? Onlar uzaktan bize bakıyorlar, ağlıyorlar ve sonra da gidiyorlar.. biz mezardayız çünkü.”

Bana kalırsa, generaller bize şimdilik uzaktan bakıyorlar, ve şöyle gönül rahatlığıyla bize dokunacakları günü sabırsızlıkla bekliyorlar.

Peki, durum şimdilik bu diye, onların bu toplumun geleceğine ve hayatımıza kasteden planlarını görmezlikten mi gelelim?

Darbe planı yok, rutin ‘savaş oyunu’ var diyenler, insanların gerçeklikten kopup, birer Mehmet Salih Besen olmasını mı istiyor yoksa?

‘Savaş oyununun’ bir gereği de, bu mu dersiniz?

TARAF

YAZIYA YORUM KAT