Öldürüyorlar ama bir sor niye

01.11.2011 11:27

Melih Altınok

Pazar günü Bingöl’de çocuklarıyla yürüyen bir anne sokakta PKK’li intihar bombacısı bir kadınla karşılaştı. Görgü tanıklarının ifadesine göre, genç anne çocuklarına zarar gelmesin diye bombacının üzerine kapandı ve Azrail’iyle birlikte lime lime oldu.

Bu vahşet, 30 yıllık savaşta sivillerin katledildiği tek örnek değil elbette. Uzak geçmişi boş verin, son birkaç ay içerisindeki nice örnekler hafızlarımızda dip diri. Tunceli’de halı sahada öldürülen öğretmen, Siirt’te katledilen dört genç kız, Batman’da karnındaki bebekle ve çocuklarıyla birlikte taranan anne...

Adı Cengiz Çandar olsa bile silah bırakmayacağını da öğrendiğimiz PKK, kendi adıyla sanıyla bu saldırıları nasıl gerekçelendiriyor acep?

Sevgili bir dostumuzun dediği gibi, “Devlet çok zalimdi, mazlum isyan etti. E bu da savaş, çocuklar da ölebilir” mi diyorlardır sizce?

Kürt analarının ve çocuklarının varlığını “Kutsal serhildan”a armağan mı görüyorlardır yoksa?

Bu acı sonları, kirli savaşta taraftar olmayanlara kesilen “ilahi” bir fatura olarak yorumluyor da olabilirler.

Belki yine o kahredici ketumlukları tutmuş, tek kelimeyle “Hata” diyorlardır.

O değil bu değil, ne o zaman, ne?

Duyuyorum, söylenenler var:

“KCK tutuklamaları dört bir yanı sardı... Asker Çukurca saldırısına karşılık operasyon yaptı. Daha öncesi de var üstelik, Kandil’in komutanları öldürülmüştü... Öcalan’ın cezaevi koşulları zaten berbat...”

Hı hı... Devlet çok zalimdi eskiden, şimdi de öyle. Başka?

Tümü, “Bize de zalim olmaktan başka çare kalmıyor”a çıkan bahanelerden başka söyleyecek bir şeyiniz yok mu?

Yok tabii.

Aslında yegâne derdinin tasfiye “tehlikesine” direniş olduğunu defalarca ortaya koyan PKK’ye bu soruları sormak kadar beyhude bir iş yok.

Öyle ya adamlar yanlış anlaşılmaktan, eleştirilmekten, lanetlenmekten zerre kadar kaygılanmıyorlar ki. Çatır çatır vuruyorlar, yakıyorlar, bombalıyorlar. Bir değil, iki değil, beş değil, her gün her saat, deprem meprem dinlemeden saldırıyorlar.

Onlara gerekçe bulmak, gün gibi ortadaki katliamlarının altında buzağı aramaksa bizimkilere düşüyor.

“Hamile bir kadını vurmuşlar. Acaba müzakere masasında ellerini güçlendirmek için yapmış olabilirler mi? Hım, üzerinde biraz daha düşünelim.”

“Açılım raporu açıklanır açıklanmaz Reşadiye’de bakkala giden askerleri öldürmüşler demek. KCK operasyonları başlayacak diyorlar ya, anadilde beden diliyle savunma hazırlığı olmasın sakın. Du bakalım.”

“Bayram değil seyran değil Silvan’da 13 askeri öldürmüş PKK. Olsun arkadaş, benim aydın anlayışıma göre önce devleti eleştireceksin. Çünkü öldüren tavşan, ölen ayı.”

Karikatürize ettiğimi düşünüyor olabilirisiniz, ama dönün bir bakın allahaşkına yazılanlara çizilenlere, fazlası mı var eksiği mi?


KCK’nın değirmenine su taşıyorsunuz

Sevgili Ufuk Uras, KCK’nın PKK’nın ovada siyasete terfi etmesi için bir geçiş alanı olduğunu söylüyor.

Kendisiyle aynı fikirde değilim. Bence KCK, ovadaki siyaset üzerinde PKK vesayetinin bir aracı. KCK, egemen Kürt siyasal hareketinin zapturapt altına alınması, çıkıntılık yapmaması için bir denetim aracı. Dolayısıyla demokratlar olarak, sistematik şekilde şiddet pratiklerini besleyen, parlamentodaki bir siyasi partiyi denetleyen-sınırlandıran otoriter bir yapıyı zorunlu bir durak saymak mecburiyetinde falan değiliz.

Kaldı ki böyle bir geçişi meşru gösterecek olağanüstü koşullar içerisinde de bulunmuyoruz. Memlekette serbest ve genel seçimler layıkıyla yapılıyor. BDP de şuracıkta duruyor işte.

KCK operasyonlarına yaklaşımımı da bu perspektif şekillendiriyor. Nasıl siyaset kurumu üzerindeki askeri ve sivil bürokrasinin vesayetine karşı radikal tavır almak gerektiğini düşünüyorsam, meşruiyeti kendinden menkul KCK gibi bir yapılanmaya iltimas geçilmesini de tasvip edemem elbette.

Ancak, sadece sokak eylemlerinde slogan attı, yürüdü diye insanların bu dava kapsamında tutuklanmasına karşı olduğum gibi, fikren bu yapılanmayı destekleyen, yazan, çizen, konuşan insanların cezai yaptırımlarla karşılaşmasını da yanlış buluyorum.

Bu sakatlığın son örneğine, Prof. Dr. Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu’nun gözaltına alınmalarında şahit olduk. Ersanlı’yı tanımıyorum ancak sol-demokrat çevrelerde muteber bir isim olduğunu biliyorum. Zarakolu’nu ise yılardır insan hakları alanındaki çalışmalarından tanıyoruz.

BDP’nin siyaset okulunda seminer vermeleri suç olmasa gerek. KCK’yı ovada siyasete geçişin bir aracı olarak değerlendirmeleri de ancak fikrî düzlemde doğrunun ya da yanlışın muhatabı olabilecek bir tercihtir.

Ersanlı ve Zarakolu gibi kamuoyunun genişçe bir kesiminin şiddete bulaştıklarına ihtimal veremediği bilim insanlarını, akademisyenleri, aktivistleri bile “terörist” sayan “aşırı yorumun” KCK gibi yapılanmaların değirmenine su taşıdığını görün artık.


melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim