1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Olaylara, bir de “iyi tarafından” bakınca!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Olaylara, bir de “iyi tarafından” bakınca!

A+A-

Bir “fıkra” mıdır, yoksa “gerçekten yaşanmış” mıdır bilmiyorum ama, Ankara’daki “öğrencilik yıllarım”da, bir arkadaş, “kendisi yaşamış” gibi anlatmıştı olayı... Kızılay Meydanı’nın oralarda “otobüs”e binip, Cebeci’ye gitmek istiyormuş...

Otobüs “durakta” ama, kendisi 100 metre gerideymiş... Koşmuş, koşmuş, tam durağa geleceği sırada otobüs hareket etmiş... Yılmamış... “öteki durakta yetişirim” deyip, yeniden koşmaya başlamış... Durağa gelmeye birkaç adım kalmış ki; yine hareket etmiş otobüs... “Olsun” deyip, bir dahaki durakta binmeye ahd etmiş... Koşmuş, koşmuş, koşmuş!.. “Av peşinde koşan zağar gibi” dili sarkmaya başlamış olsa da, bu defa yetişmiş otobüse... Ama, o da ne?.. Tam, merdivene adımını atacakken, “yer yok” deyip, kapıyı kapatmış şoför...

Bize bu olayı anlatırken, “Olsun..” dedi; “Çok koştum, çok yoruldum ama, hiç olmazsa param cebimde kaldı... 1 lira kârdayım!”

Sohbet halkasında bulunan arkadaşlardan biri;

“Be adam..” dedi; “Otobüsün peşinden değil de, madem bir taksinin peşinden koşsaydın ya... O zaman, hiç olmazsa 10 lira kârda olurdun!”

“ZAM”LARA İRONİK BAKIŞ!

Dedim ya; “fıkra” mıdır, “yaşanmış bir olay” mıdır, bilmiyorum... Ama, arkadaşın verdiği cevap, hâlâ kulaklarımda!..

“Bari taksinin peşinde koşsaydın!”

Gazetelerdeki “zam” haberlerini ve bu haberler üzerine yapılan “ironik değerlendirmeleri” okuyunca, o sohbet geliverdi aklıma!..

Baktım, bazı gazeteler “zam” haberlerini “müjdeli haberler” olarak duyurup, Hükümet’le gırgır geçiyorlar.

Meselâ, “köprü ve otoyollara yapılan yüzde 12.9 zam” için demişler ki;

“Zamma, bir de iyi tarafından bakalım...

Bu zamdan sonra, toplu taşıma öne çıkacak, köprü ve otoyollarımız daha az yıpranacak!”

“Akaryakıttaki ÖTV artışı” için de demişler ki; “Yarısı su dolu bardağa, boş olan üst yarısından değil, dolu olan alt yarısından bakalım... Akaryakıtın pahalı olmasıyla, daha az otomobil kullanırız!.. Böylece otomobilimiz daha az yıpranır, çevreyi daha az kirletir ve yolları daha az eskitiriz... Hatta vatandaş daha fazla yürür ve böylece daha fazla spor yaparak şeker hastalığını da yener, damar tıkanıklığını da!.. Hem akciğerleri de rahatlar ve nefes alıp-vermesi düzene girer!”

“Tüpgazın yüzde 2.9 zamlanması”na da “iyi tarafından” bakmışlar...

“İyi oldu” demişler;

“Zam sayesinde daha az yemek pişirilir, daha az kilo alınır... Birkaç yemek yerine tek yemek pişirileceği için, kalp, damar ve kilo problemleri de ortadan kalkar!”

Gazeteler, yeni yıla “sağ” taraflarından kalkmış olarak girmiş olmalılar ki; “sigara zammı”na da olumlu(!) bakmışlar;

“Ohh, ne iyi” demişler;

“Böylece sigara içenlerin sayısı daha da azalır!.. Dumanlı hava sahasından, hızla dumansız hava sahasına geçtiğimiz gibi, bundan böyle ciğerlerimizde de hiç duman kalmaz, adı üstünde akciğerlerimiz ak-pak olur!”

“Doğalgaz”da ise, “haber kötü”ymüş!..

Çünkü, “doğalgaza zam yok”muş!..

“Keşke olsaydı” diyor gazeteler;

“Doğalgaza da zam olsaydı, CHP’li günlerde olduğu gibi, battaniyelere ve yorganlara sarılıp oturmayı öğrenirdik!”

FONKSİYONLARI “ALT YARI”DA!

Gazetelerin, “iktidara çakmayı” amaçlayan bu “ironik” değerlendirmeleri, bana da “ilham” verdi...

Düşündüm de; olaylara niye “iyi tarafından” bakmıyorum ki!..

Hep karamsarlık, hep eleştiri!..

Oysa, “bardağın üst yarısı”nda “su” yok ise, “alt yarısında” var!..

O halde, “alt yarı”dan bakalım!..

Aslında iyi oldu...

Düşündüm de;

“Bardağın üst yarısı”nda nasıl “su” yok, yani “boş” ise, birçoklarının üst yarısı da “boş”, iyi mi?..

“Bardak” var ama “su yok” ya, birçoklarında da “kafa” var ama “beyin” yok!..

Beyin olmayınca, “düşünce” yok!..

Düşünce olmayınca, “fikir” de yok!..

Galiba, işte bu yüzden, bütün faaliyetleri “alt yarı”da!..

Hayatları;

“Mide” ve “seks”ten ibaret!..

Nerede “yemek” var, nerede “zina” var, ayakları oraya yöneliyor!..

TELEFON YORULDU, DİNLENİYOR!

Her neyse... Biz yine de olan-biten her şeye “iyi tarafından” bakalım...

Meselâ, şu “telefon dinlemeleri” meselesi... Aslında, şükretmek lâzım... Öyle ya; yıllarca konuştuğu halde “sözünü dinleyecek birileri”ni bulamayan insanların, hiç olmazsa “telefonları dinleniyor”muş!..

Bunun nesi kötü?..

Gerçi, ben, “telefonum dinleniyor” diye cayırtı kopartan insanların ne demek istediklerini de pek anlayamadım ya!..

“Konuşmaları” mı dinleniyor, yoksa “telefonları” mı?.. Meselâ, “şarj” olması için telefonunu “prize” takan bir vatandaşın telefonu o anda çalışmıyor, yani “dinleniyor” değil midir?..

Hani, “pilâv” pişirir de, ocağın üzerinde “dinlenmeye” bırakırsınız ya; “pilâv ne oldu?” diye soranlara, “dinleniyor” dersiniz ya; “telefon” da “şarj” olması için prize takıldığında “dinleniyor” moduna geçmiş olmuyor mu?..

Bu durumda, “telefonum dinleniyor” diyen bir kişiye, siz de pekalâ şöyle diyebilirsiniz;

“Oh, iyi yapmışsın!.. Garibim, laklaktan çok yorulmuştu, bırak biraz dinlensin!”

Demek oluyor ki;

“Telefon dinlenmesi” böyle bir şey!..

O halde, yüksek volümlü bağırtılarla konuşup da, “dinlenen telefon”u rahatsız etmemek lâzım!..

Bırakın, mışıl mışıl dinlensin!..

Haa, eğer “telefon” değil de, “telefon sahibi” dinleniyorsa, hemen ve derhal, ona da bir “çay-kahve” ikram etmeli ki, yorgunluğunu tam çıkarsın!..

Bu “dinleme” işi, benim zannettiğim gibi değil de, “konuşmalar”ın dinlenmesi şeklindeyse, yine de “iyi tarafından” bakmak ve hatta “sevinmek” gerekir!..

Öyle ya;

Daha ne istiyorsun; seni “adam” yerine koyup, “ağzından çıkan söz”e önem veriyorlar ki, dinliyorlar!..

Daha, niye zırlıyorsun ki!..

“Çiğ” mi yedin ki, karnın ağrıyor?..

“Yaran” mı var ki, gocunuyorsun?..

KADINLAR, DURSUN ÇİÇEK’E ŞÜKRAN BORÇLU

Şahsen ben, şu “ıslak imza” meselesine de iyi tarafından bakmaya başladım... Ne yani, kötü mü oldu?.. “Albay Dursun Çiçek” adını duymayan kim kaldı ki?..

“Şöhret” oldu adam, şöhret!..

“Doğum günü” ve “evlilik yıldönümleri”nde eşlerine “çiçek” almayı unutanlar bile, Dursun Çiçek sayesinde, artık hiç unutmuyorlar “çiçek” almayı!..

Bence, “bütün kadınlar” teşekkür etmelidir Dursun Çiçek’e... Çünkü o, “sürekli gündemde” olduğu için; gazete okuyup, televizyon izleyenler, hiç unutmuyor “çiçek” almayı!..

Tabiî, bu olay Dursun Çiçek için de faydalı oldu... O kadar “şöhret” oldu ki; emekli olduktan sonra, “film teklifleri yağar” gibime geliyor!..

Malûm, çok çok eskilerde;

“Civciv çıkacak, kuş çıkacak” isimli filmler vardı... “İmzası” ile şöhret olan Dursun Çiçek de, “Islak çıkacak, kuru çıkacak” filmlerinde, pekalâ “esas oğlan” rolü oynayabilir!..

Ve hatta, “darbe senaryoları” yazma kabiliyetini, “kendi filminin senaryosu”nu yazmakta kullanabilir!..

Biz de, bir “jön” kazanmış oluruz!..

Fena mı olur?..

İyi oldu iyi... Gazetelerin “ironi”leri, bana da iyi ilham oldu... Olaylara “iyi tarafından” bakmayı öğrenince, hayli rahatladım...

Meselâ, şu “kamuflaj” meselesi!..

Eskiden olsaydı; “Askerler neyi örtbas ediyor, toplumdan neyi gizliyor” diye isyan ederdim.

Ama, artık “kamuflaj”ın da iyi bir şey olduğunu düşünmeye başladım.

Öyle ya, “ne yapsaydı” asker;

Her şeyi “şeffaf” yapıp da “hedef” mi olsaydı?.. “Suçüstü” yakalanan subaylar için de, “hakimi takip ederken” yakalanan erler için de “kamuflaj” uyguluyor ki; kamuflaj “askerlik”te çok önemlidir!..

Bir kere, “surat”ını Kızılderililer gibi boyayacaksın ki, güneş vurduğunda parlamasın!.. “Kar”da yürürken “beyaz” giyeceksin ki, fark edilmeyesin!..

Başına ve gövdene “dal”lar bağlayacaksın ki, seni gören “ağaç” zannetsin!..

Bütün bunlar “askerlik” için şart!..

Peki, “askerlik”ten ziyade “siyaset”le veya “hükümeti devirmek”le meşgul olunca ne yapacak asker?..

Elbette, yine “kamuflaj” uygulayacak!..

Yani, kendini fark ettirmeyecek!..

Meselâ, “Arınç’a suikast” iddiasıyla suçüstü mü yapıldılar, hemen diyecekler ki; “Ne suikastı?!?.. Biz burada köstebek arıyorduk!..”

Meselâ, toprak altında “lav” mı çıktı?.. Üzerine hemen “kamuflaj”ı geçirip, diyeceksin ki; “Silah değil, soba borusu onlar, soba borusu!”

Ya da, millet “darbe belgesi”ni mi konuşuyor, hemen sıvayacaksın çamuru; “Ne plânı, ne belgesi!.. Kâğıt parçasıdır o!”

Dedim ya, “kamuflaj” çok önemlidir askerlikte... Ne yani, ne yapacaktı asker?.. “Siyaset”le meşgul oluyor diye, terk mi edecekti kamuflajı?..

Demek oluyor ki;

“Siyasetin kamuflajı” da böyle yapılıyor!..

ERGENEKONCULARIN DERDİ NE?

Şu “Ergenekoncu”ların dert yanmasına da bir anlam veremiyorum ben!.. “Aylarca hapisteyiz... Tahliye edin bizi” diye bağırıyorlar!..

Oysa, “ekmek elden, su gölden” ne güzel yaşıyorlar işte!.. “Dışarı” çıkıp da ne yapacaklar?..

Yine “telefon”lara sarılıp, uzuun uzun “darbe muhabbeti” yapacaklar!..

Sonra da, işin yoksa, “telefon faturası” öde!..

Ne güzel işte... Ne “telefon” derdi var, ne de “telefon faturası” ödeme derdi!..

Bu “kış-kıyamet”te dışarı çıkıp da ne yapacaklar?.. “Doğalgaz”a para lâzım, “palto”ya para lâzım, “bot”a para lâzım!..

“Sarıkız” hayâlleri desen, çoktan öldü...

Duydum ki, geçen Kurban Bayramı’nda “kurban” etmişler “Sarıkız”ı!..

“Ayışığı” desen, bu karda-kışta “ayışığı” mı olur!.. Hava hem bulutlu, hem yağmurlu!..

Oturun, oturduğunuz yerde!..

“Darbe plânları”nın peşinden çok koştunuz, çok yoruldunuz... Dinlenin biraz!..

Baksanıza; telefonlar bile dinleniyor!..

Siz de dinlenin!..

Ohh be!.. Gördünüz ya; “iyi tarafından” bakınca, ortaya ne güzel yazı çıktı...

Ne yapsam; bundan sonra böyle mi yazsam?!?..

==========

Apo’nun son mesajları!

Öcalan’ın “son mesaj”larını okudunuz mu?..

“Tokat Reşadiye’deki katliam”dan sonra “Kandil’e fırça” attığı gibi; bu defa da, “KCK yapılanması” içinde oldukları için tutuklanan “belediye başkanları”nı fırçalamış!..

Demiş ki;

“KCK’nın bir sürü yerde örgütlenmeleri vardır. Türkiye içinde de yapılanmaları vardır. KCK ile legal siyaset ayrıdır... Belediye başkanlarının, siyasetçilerin, bu oluşumun üyesi olmamaları gerekir... Seçilmişler, KCK’nın Türkiye’de yasal olmadığını bilir, buna göre davranmalılar. Belediye başkanlarının KCK’da yer almaları bir provokasyondur!”

Acaba, “ne yapmaya” çalışıyor Öcalan?.. “Şirinlik taarruzları” yapıp “muhatap alınmaya” mı çalışıyor, yoksa “kontrolün kendinde olmadığı”nı ihsas ettirmeye mi çabalıyor?..

Görünen o ki; “örgüt” de, “parti” de kontrol altında değil!..

Herkes “kendi başına buyruk” ve kafalarına göre takılıyorlar!

“Öcalan’ın muhatap alınmasını” isteyenler, “son fırçaları” nasıl okuyorlar acaba?..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT