Olağanüstü Hal peşinde

16.12.2009 13:11

Yasemin Çongar

Askeri çağırıyorlar.

Sokaklara taşan öfkenin amacı bu değil belki ama böyle giderse, işlevi buna dönüşebilir.

Şehir merkezlerinde, taşlı ve Molotof kokteylli, sopalı ve satırlı, kurusıkılı ve Kalaşnikoflu gruplar çatıştığında...

Diyarbakır Bağlar’da, İstanbul Küçükçekmece ve Dolapdere’de ya da dün Muş’un Bulanık ilçesinde olduğu gibi, sokağa çıkmak, kepenk açmak, dersaneye gitmek “tehlikeli” bir işe dönüştüğünde...

Göstericiler parti binalarını, dükkânları, bankaları tahrip etmeye başladığında, araçları ateşe verdiğinde, otobüs duraklarına Molotof kokteyli attığında...

O sırada orada bulunan birileri de göstericilere silah çektiğinde, içlerinden bazılarını vurduğunda, öldürdüğünde...

Ya da yine dün Mardin Kızıltepe’de olduğu gibi, otogarda bir “canlı bomba” yakalandığında ve herkes “ya yakalanmasaydı” diye düşünmeye başladığında...

Günlük hayatın olağan akışı bozuluyor.

Ve tek tek eylemcilerin amacı bu olmasa bile, bir bütün olarak eylemler, “olağan hayatın olağan güvenlik önlemleri altında sürdürülemediği” hükmünün giderek yaygınlaştırılması işlevini görüyor.

PKK’nın ya da PKK içindeki grupların “öncüsü” ya da “aleti” olduğu tehlikeli tırmanış, Batı’yı daha bir tedirgin, Meclis’teki “sıkıyönetim” zihniyetli muhalefeti de daha bir keskin kılarak, Olağanüstü Hal’in Doğu’ya geri dönmesinin zeminini hazırlıyor.

Mümtaz’er Türköne dün Zaman’daki yazısında, “Türkiye’nin yeni bir şiddet sarmalına girme ihtimali yok. Şiddet bütünüyle sona ermeyecek. Ama polis gücünün baş etmekte zorlanacağı yaygın ve örgütlü bir şiddet de olmayacak” diyordu.

Türköne’nin kendisinden gayet emin bir tonda yazdığı bu öngörüsünde haklı çıkacağını umuyorum ama doğrusu, hükümetin medyayı “lokal olayları abartmayın” diye uyarmakla yetinip sokakları seyretmeye devam etmesi halinde, Türköne’nin yanılma ihtimalinin de kuvvetleneceğini düşünüyorum.

Zira sokaklardaki görüntülerin “doğal” bir öfke ve “örgütsüz” bir şiddetle sınırlı kalmamasını isteyenler ve tam da Türköne’nin “olmaz” dediği şey için, yani “polis gücünün baş etmekte zorlanacağı yaygın ve örgütlü bir şiddet” için düğmeye basabilecek olanlar var bu ülkede.

Nitekim yine dünkü Zaman’ın “OHAL’i alttan alta pişiriyorlar” manşeti altında verdiği haberde, Ulusal Stratejik Araştırmalar Kurumu Başkanı Sedat Laçiner de benzer bir tehlikeye işaret ederek “sokaklarda, PKK’yı aşan işlerin olduğunu” söylüyordu:

“Alttan alta olağanüstü hal, hatta sıkıyönetim pişiriliyor. Danıştay, muhtıra, ıslak imza ile başarılamayan iç savaş, bu eylemlerle çıkarılmaya çalışılıyor. Görünürde PKK, hedefte Türkiye var.”

Ürpertici ve başka bir ülkede, başka bir ortamda söylenmiş olsa “kışkırtıcı” diyeceğim sözler bunlar.

Ama kan dökerek kaos yaratmaya dönük 2009 tarihli Kafes Eylem Planı’yla ilgili olarak on bir subayın tutuklandığı bir ülkede yaşıyoruz...

Yakın geçmişinde, barışın taşlarını döşemeye başlama yönündeki istisnasız bütün somut girişimlerinin önü, beklenmedik ve şaibeli şiddet olaylarıyla kesilmiş bir ülkede yaşıyoruz...

Parlamentosundaki iki muhalefet partisinin barışın yolunu açacak demokratik açılımlara direndiği, barış yanlılarını “ihanet” ile suçlamaktan ve “dağa çıkmak” ile tehdit etmekten utanmadığı bir ülke burası...

Şiddetin sultasının ve dilinin dışına çıkmakta, bu dile PKK’yı da dönüştürecek bir alternatif üretmekte zaten ziyadesiyle zorlanan Kürt siyasetini, son parti kapatma kararıyla büsbütün köşeye sıkıştırıp şiddetin kucağına iten bir ülke burası...

Ve bu ülkede, bu zamanda, Sedat Laçiner’in yaptığı “Olağanüstü Hal’i pişiriyorlar” uyarısını küçümseyip yabana atma lüksüne sahip değiliz bence.

Hele hükümet hiç değil...

AKP’nin, özellikle de Başbakan Erdoğan’ın sokaklardaki tırmanışı doğru okuması ve CHP lideri Baykal’ın “viraj alın” önerisinin arkasındaki “açılımdan vazgeçin” teklifini elinin tersiyle geri çevirip bir yandan eşitlik, özgürlük ve katılım yönünde Kürt halkının açılıma olan güvenini arttıracak somut önlemleri hızlandırması, diğer yandan da kapatılan DTP’nin üyeleri dahil olmak üzere, Kürt siyasetinin bütün aktörleriyle “şiddet karşıtı” ve “çözüm hedefli” yeni bir diyalog başlatması lazım.

Bu esnada, şiddet sokağa taştığı zaman, polisiye önlemlerin polis şiddetine dönüşmeden etkili kılınması gibi zor bir görev de Emniyet’i bekliyor.

Ve, DTP’nin kapatılması kararının yarattığı öfkeyle Doğu’daki son görüntüler, bunun gerçekleşmesini şu an için “zor” kılsa bile, bence Başbakan’ın başta Diyarbakır olmak üzere bölgeye bir ziyaret planlaması, özellikle de partisi kapatılan Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’le gidip Diyarbakır’da konuşması gerekli.

Bu öneri, belki bazılarına “zamansız” hatta “tehlikeli” görünebilir.

Ama şunu unutmayalım:

Bu memleketin her köşesine, seksen bir ilin seksen birine de gidebilmekle “haklı” olarak övünen Başbakan Erdoğan’ın, her üç seçmenden ikisinin oyunu almayı başardığı bir bölgeye gidememesi “olağan” bir hal kabul edilemez.

Ve “olağan” olmayan bir halin uzamasına izin verdiğinizde, “olağanüstü hal” isteyenler kazanıyor demektir.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim