Okuyucularla Hasbihal…

30.12.2015 14:02

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

secakirgil@yahoo.com

-metin oral: 28 Aralık, (‘Bu hanım Vekil, ne diyor ve Neyi temsil ediyor?’ başlıklı yazı üzerine..)  bu hanımefendiyi Selam gazetesinden ve 28 Şubat dönemindeki başörtüsü direnisinde kızları ile yer alması ve yargılanmasından tanıyordum. O zaman çok üzülmüş ne yiğit mücahide abla demiş, ona çok dua etmiştim. Nerden nereye..  Şimdi o, ateist-ırkçı bir güruh ile birlikte yanlarına, dün başındaki örtüye karşı çıkan kemalist-laik arkadaşları ile ne yaptığını bilmez bir halde.. Ona yine dua edecem.

-Mensur Senyigit: 28 Aralık, o hanım vekilin  bu yazıdaki nasihati bir ders olarak kavriyacak nitelige sahip olup olmadığını dusunmek lazim!

Ocalan, safdisi edildikten sonra, örgüt insiyatifi eline gecirir gecirmez, turkiyenin zaif noktalarindan faydalanmak icin emperyalizmin emrine amade olarak suriye’deki kantonlar ve dais kozunu turkiyeye karsi bir koz olarak kulanarak buyk ataklar yapti.

örgüt tum insiyatifi eline aldi. ozyönetim falan bunlar hikaye... Örgütün ust-duzey kadro olarak emperyalizmin emrine amade oldugu biliniyor.

-Ali: 28 Aralık, Cumhurbaşkanı kendisi, ‘Fırat’ın batısına geçemezler..’ dememiş miydi. Bu hanım vekil de, Fırat’ın doğusundan söz ediyor, o halde?

-Ekrem Turhallı, 29 Aralık, Ali isimli yorumcu arkadaş’a... Konuyu niye çarpıtıyorsun.. Yazıda sözkonu edilen hanım m.vekili, 'Fırat'ın doğusu Kürdistan'dır..' diyor. Onun bu sözüne karşılık, 'ülkenin başka yerlerinde yaşayan kürd etnisitesinden yüzbinlerce-milyonlarca insanı ne yapacaksın?" diye soruluyor..

Sen ise, cumhurbaşkanının da, 'Fırat'ın batısına geçemezler..' dediğini aktarıyor ve arada bir fark yok diyorsun..

Cumhurbaşkanının 'Fırat'ın Batısı'na geçemiyecekleri' konusunda yaptığı ikaz, Suriye'deki bir takım çatışmacı unsurların, Fırat'ın batısına geçmemesi için yapılmıştır. Böyleyken, konuyu çarpıtıp, o sözü, sanki Anadolu'daki bir takım kimselerin Fırat'ın batısına geçmelerine getirilen bir yasak gibi göstermeye çalışman, hiç de zekice yapılmış bir çarpıtma değil.. Belki bu yolla, başkalarını yanıltacağını düşünüyorsun, ama, böylesine kurnazlık ancak seni küçültür..

-yakup: 28 Aralık, örtü mızrakta Kur’an sayfası olmuş.

-sadi: 28 Aralık, peki, ya A. Tan`a söylenecek bir söz yok mu? Yoksa, o artik sirazeden tamamen mi çıktı?

*

-İbrahim Karagül: 24 Aralık, Şah İsmail'den bu yana Şiilik hiçbir zaman böylesine bir devlet saldırganlığının siyasi dili olmamıştı ve İran bugün bunu yaparak Sünni dünyaya nefretini İsrail düşmanlığının da ötesine taşıdı.

Bugüne kadar bölgeye müdahaleler ülkelerle sınırlıydı, münferitti. İran ya Irak'la savaşıyordu, ya ABD işgalinin üstüne konup Irak'ı denetim altına alıyordu, ya Yemen'de kendi macerasını yürütüyordu, ya Afganistan'daki Şiileri kendine yönelen tehditler için kalkan olarak kullanıyordu ya da kendini korumak için Hizbullah'ı İsrail ile savaştırıyordu.

Ama bugün bütün coğrafyadaki Şii çevreleri cephe olarak kullanıp bütün ülkeleri karıştırır bir duruma geldi. Sadece Suriye değil, Basra Körfezi ülkeleri ve Türkiye de buna dahil.

*SEÇ: İran'da 36-37 sene öncelerde İslam adına inkılab yaptığını söyleyenler İbrahim Karagül kardeşin tesbitlerine nasıl bir savunma yapabilirler, bilmiyorum.. Elbette herkesin kendisine göre bir te'vil yolu olabilir; ama, muhatablarının kalbinde ve beyninde itminan meydana getirecek nasıl bir karşılıkları vardır? Müslüman toplumlar, başlarında bulunan rejimlerden ayrı olarak, tek başlarına bile düşündüklerinde, İran'ın İslam adına diyerek izlediği siyasetten bizar iseler; İran yönetimi, bir büyük ve temel yanlışlık yapıp yapmadığını kendisine bir sormalı değil midir? İbrahim Karagül kardeşimin sözlerine genel çerçevesiyle katılıyorum..

-Ramiz Turhallı: Selahaddin ağabey, 24 Aralık gecesi, NetTV’de katıldığınız proğramda, Hakkı Uygur, sionist İsrail rejiminin saldırısıyla Şam’da öldürülen ünlü Hizbullah komutanı Semir Qantar’ın dürzî olduğunu söyledi..

O iddia doğru mudur ve dürzilik nedir?

*SEÇ: Burada, Dürzilik, üzerine ansiklopedik bilgi verecek değiliz.. Çünkü, o konuda birbiriyle çelişen yığınla izahlar ve tarifler vardır. Ama, kısaca şu kadarını belirtebiliriz ki, özü itibariyle, şia’nın 7 İmam Mezhebi olarak bilinen İsmailiye’nin bir devamı mahiyetindedir ve Fatîmî sultanlarının iktidarıyla güçlü bir dönem yaşamışlardır, geçmiş asırlardı.. Bugün ise, varlıklarını sürdürebilmek için, gerektiğinde, müslümam güçlerle de, hristiyan ve yahudi güçlerle de birlikte olabilen bir inanç hareketi...

-Ömer Faruk Altin: 19 Aralık, Her şeyden bağımsız düşündüğünüzde şianın fıkhi ihtilaflardan çok siyasi zıdlaşmalarla ortaya çıktığını, fıkhi ihtilafları da bu temel üzerine inşaa ettiğini, slagonlarının tamamını da bu eksene oturtarak acı ürettiğini, imam Humeyni'den sonra da geleneksel mezhep taasubuna rücu ettiğini görüyoruz. Ehli sünnetin kaynaklarına baktığımız zaman Sıffin'de ihtilafa düşen taraflardan birini aşırı tutup diğerini yermiyor. Her iki tarafa da hurmetle yaklaşıyor. Ama Şia öyle değil. Şia'nın da ehli sünnete yaklaşması ve aradaki ihtilafları eritmesi, makul olmayan anlamsız üretilmiş saçmalıkları ortadan kaldırabilmesi gerekmez mi? Şimdi biz dönüp yaklaşık 1400 sene önce vukuu bulmuş bir ihtilafın hesaplaşmasını mı yapacağız? Buna gücümüz de yetmez, enerjimiz de. Anlamı da yok. Benim görevim fitne dönemini aşıp Allah'ın murad ettiği manaya ulaşmak değil mi? Sizin de burada konuyu ucu açık bir noktada bırakarak okuyucuyu, kendi halinde şüpheler içine terketmeniz uygun oldu mu?

-SEÇ: Sizin deyiminizle ucu açık ifadelerle, okuyucuyu şüpheye düşürdüğümü düşünmüyorum.. Tersine, bu mes’elenin kesinlikle,  ’sadece bizimki doğrudur’  iddiasından elçekip, eğer taraflar birbirlerini müslüman kabul ediyorlarsa, ’ben kendi inancımın doğru olduğunu düşünüyor ve savunuyorum, ama, karşımdaki müslümanın da kendi inandıklarını sonuna kadar savunması hakkını kabul ve teslim ederim..’ diyebilmelidir. Her mezheb veya cereyan, sadece kendisini en doğru, ve diğerlerini yanlış ve sapkın olarak gördükçe, birbirleriyle nasıl kardeşce irtibatlar içinde olabilirler?

-Akın MORÇOL, 18 Aralık, (17, 18 ve 20 Aralık tarihli ve İran konulu üç yazı dolayısiyle..) İran… mezhepçiliğin dibine vurmamış mıdır? "La şarkiyye, la garbiyye.." şiarı karşı devrimle hafızalardan silindi,gitti. Şimdi safevîlere rahmet okutacak müfrit bir şiilik hakim. Bu gün Şarkın istikbarı Rusya ve Çin ile ittifak edip Mülhid Baas rejimine askerlik yapıyor İran.
Cübbeli sunniler, İslamı ne kadar temsil ediyorsa, şii mollalar da o kadar temsil ediyor.
Buna temsil denirse tabii.

Hani nerde kaldı İsraile karşı "Direniş"? Hiç direnişten ve Vahdetten bahseden bir İran’a hele de son beş yılda rastlıyabiliyormusunuz?

Varsa yoksa şiîlik!

Tabii ki beri tarafta da sünnîlik!

-Rıdvan Kaya, 18 Aralık, Selahaddin Abi İran'ın hangi saikle bu zulme bulaştığını izah sadedinde önemli tezler ileri sürmüş, bunların daha uzun yıllar tartışılacağı anlaşılıyor.

Gerçekten de İran'ın Suriye'de izlediği siyasetin kaynağı ve gerekçeleri tartışılabilir. Burada farklı tezler, iddialar ileri sürülebilir. Ama şu sonuç değişmez. İran ister mezhebi, ister ulusal, ister güvenlik kaygılarıyla hareket etsin, batıl, zalim bir tutum içindedir.

Farzedelim ki tüm bunları İslam için yapıyor olsun, hiçbir şey değişmez. Çünkü İslam zulme bulaştırılmaz, yanlış bir din telakkisiyle İslam adına dahi yapılsa batıl hak olmaz.

İran velev ki, İslam adına da, İslam'ı yüceltmek adına da yapsa Suriye'de izlediği siyasetle dibine kadar zulme batmıştır. Zulme meyletmeyin buyuran Rabbimizin zalime, zulme köküne kadar taraf olanlara ne vaad ettiği ise gayet açıktır.

Allahu Teala bu basiret tutulmasından, bu cehaletten İran'ı da, İran'ın ipiyle zulüm kuyusuna girenleri de tez zamanda kurtarsın!

-MURAT NAZLI: 18 Aralık, Devrim Yapan İran Güç Zehirlenmesi Yaşayarak Hatalar Yapıyor Da Peki Devrim Bile Yapmayan Türkiye Nasıl Hatalar Yapıyor?’ Bunu Da Yazar mısınız... Türkiye, Şu Andaki Güç Zehirlenmesi İle İçeride Ve Dışarıda Nasıl Hatalar Yapıyor?

-Cevad Muradbeyli, 18 Aralık, Hamaney ve Humeyni'nin etnisitesine bakarak, İran'ın genel politikalarının ırkçı temele dayanmadığı kanaatine varmanın yanlış olduğunu düşünüyorum.

Yıllaar önce, Humeyni'nin Tahran Uluslararası Üniv.'de öğretim üyesi olan kızı ile yapılan röportajında, İran kültürünün en büyük ögesinin pers kültürü olduğu ifade edilmişti. Demek ki; farklı bir etnisiteden olmak bir devlet politikası olarak yürütülen ırkçılığı benimsemeye engel değil. Bir başka dehşet örnek de, kendisi bir Kürt olan İsmet İnönü. Onun, kürtleri aşağılayan Kürt-Türk mukayesesini burada tekrarlamaya gerek yok sanırım. Dahası, kendisi bir kürt olan Ziya Gökalp'ın türkçülük ideolojisinin baş teorisyeni olduğu gerçeği... Ziya Gökalp örneğini geçmişte farklı mecmualarda siz de tekrarlamıştınız.
Umarım yanlışım varsa düzeltirsiniz..

*

-İsmail kalır: 22 Aralık, İran islamın temsilcisi ve ismet sıfatıyla yıkanmış değildir. lakin ülkede faizin,fuhuşun,kumarın,alkolün bütün büyük günahların helal olmasına ve sübvanse edilmesine söz etmemek, Abd, ingiltere ve fransayla ortak dış politikayı eleştirmemek ya algı körlüğü ya da öfke nöbetidir. Rand Coorp.'nın çizdiği Yeni NATO planına uygun bir çizgide konuşmak kolaydır.

*

-Seyyid: 24 Aralık, Selahaddin ağabey, geçenlerde Isparta ve Antalya’ya geldiğinizde, size anlatılan bir özel durum vardı.. Bir takım haksızlıklar yapılıyor, birileriyle mücadele adına..

28 Şubat’ı yaşamış, gazetelerde şeriatçı diye isimleri çıkmış, eşlerinin başını açıp vali olmak gibi "tedbirci" zihniyete her zaman karşı gelmiş ve dik durmuş kimseler bile, haksız suçlamalara maruz kaldılar..

Konuya ilişkin olarak sizlerden öncelikli ricam bu zulme uğrayan, yaş-kuru denilmeden aynı sepete konulan insanlar için bir yazı kaleme almanızdır..

*SEÇ: Muhterem kardeşim, yakınlarınızdan birisinin sıkıntıya uğraması dolayısiyle duygularınızı anlıyorum. Ancak, sırf ailevî yakınlık dolayısiyle, birilerinin mutlaka suçsuz ve mâsum olduğu da düşünülmemelidir. Bu gibi konularda, mutlaka suçlu veya suçsuz demek yerine, neticeyi sabırla beklemek en iyi çare olsa gerek.. Kesin bilgi ve belgeler bile olmadan, bu gibi konularda yazı yazmak da sonunda insanı tutarsıkz duruma düşürebilir. Üstelik, kimse kimseye, yüzde yüz garanti de veremez.. Ayrıca, mahkemelerden beraet edenler tertemiz, suçlıluluğuna karar verilenler de mutlaka suçlu demek değildir. Bu gibi konularda, insan, asıl ölçüyü kendi kalbine sorarak bulabilir.

-bekir ziya,12 Aralık, Kim ne goruyor bilmiyorum ama, ben cografyamiza baktigimda İslam safağinin yakin oldugunu gorebiliyorum. Aç kurtlarin hep birden uzerimize çullanmasi bundandir.

*

Ali Ekber Gülçiçek, 12 Aralık, (‘Türkiye Musul’da ne mi arıyor?’ başlıklı yazı üzerine..)

Irak ve Lübnan şiileri üzerinden İran'ın T.C.ye savaş açıldığını yazıyor bazıları.. Bununla ne yapmak istiyorlar?

*SEÇ:  Onlar da bu gibi yorumların yapılmasına az çanak tutmuyorlar..

-Akın MORÇOL, 07 Aralık:  Yeni Neron, benden sonra isterse dünya mahvolsun anlayışında..

Zaten Emperyalist cetvellerle çizilip bir proje olarak ümmetten kopartılarak kurulan despot/diktatör Baas rejiminin varlığı, yine doğu/batı emperyalist istikbarın bölgeyi karabasan gibi işgal etmesine davetiyeden başka bir şey değildir..

Bir de… Rusya yerine İran yazın, biraz daha ekleme yapın, alın size farsî kemalistler!

10 Aralık:  Türkiye içerde PKK ve gülenistleri bitirme hamleleri yaparken; dışarıda, Rusya,ABD ve AB ile satranç oynuyor; oyuna karşı, oyun kuruyor.
Mesud Barzani ile yeni bir başlangıç yapılabilir, hem Kürtlerin hem de Türkiye'nin isteği gerçekleşir; Kuzey Irak’la Türkiye’nin bir Konfederasyonu, PKK’yı da bitirir.Gerilimin temelinde bu var.

Ortadoğuda her an her şey olabilir. İyi ki güçlü bir hükümet var Türkiye'de. Risk almadan bir şey olunmuyor. Irak'ta Barzani stratejik müttefik.

Satrançta finale doğru!

*

-Salih: 21 Aralık,  (‘Kardeşlik ve iyi komşuluk dili’ bu mu?’ başlıklı yazı üzerine..)

Gelişmeler, Rusya ve İran'ın ciddi bir ittifak içerisinde olduklarını ifşa ediyor. Suriye üzerindeki emellerini rahatça gerçekleştirmek için Türkiye’yi bir şekilde devre dışı bırakmanın içeride ve dışarıda oyunlarını oynadıklarını görüyoruz. İçeride özellikle parelel örgüt ve hendek siyaseti ile iç kargaşa çıkarmanın büyük gayretleri sarf ediliyor. Dışarıda Rusyanın kasıtlı ve ısrarlı hava sahası ihlali yaparak, zoraki kendini vurdurması suriye emeli yolunda oynanan büyük oyunun bir parçası. Rusya “uçağının düşürülmesi” hadisesiyle;

1- Türkiye'nin refleksini, sabrını askeri kabiliyetini bir nevi test etmiş oldu.

2- Asıl maksat ise Türkiye ile ilişkilerini gergin bir atmosfere taşımaktı bunu gerçekleştirdi.

Diğer taraftan iranın rusyanın muzafferiyatı için hutbeler irat ediyor olması ve iran resmi açıklamaları iran ve rusya arasında gayri meşru bir birlikteliğin dışarıya vuran güçlü yansımaları. Rabbim Müslümanların yar ve yardımcısı olsun. Kirli oyun kuranların oyunlarını başlarına geçirsin. Allah’ın hesabının üzerinde hesap yoktur.

-bekir ziya: 21 Aralık, İçimizdeki İran seviciler bu tabloyu iyi değerlendirsinler. Müslüman yalan söylemez; müslüman iftira atmaz! Rusya, İran ve PKK, yalan ve iftira yarışına girmişlerdir!

-Akın Morçol: 20 Aralık, Putin ve İrancılar Türkiye'ye karşı efelenirken;İsrail karşısında kedi gibiler.“israil şam'da hava saldırısı düzenledi. putin "suriye hava sahası bizim kontrolümüzde" diyordu? S-300 lere ne oldu?

İsrail savaş uçakları Şam'da Hizbullah komutanını vurdu Hızbullah, Telaviv'i vurur, tabii, Rusya'dan izin alabilirse!

İran'ın Rusya ile birlikte Suriye'deki cinayetlerine destek verenler, Türkiye'nin, İsrail ile ilişkilerini düzeltme yolundaki çabalara sıcak bakmasını ihanet olarak görüyorlar . Bu bir iki yüzlülüktür.şartları kabul edilirse..  Türkiye bir takım şartları ileri sürüyor.. Henüz de kabul edilmedi..

Filistin Davası Türkiye'nin Milli bir Davası haline gelmiştir ve bunda en büyük pay Erdoğan’dır.  Davos ve Mavi Marmara ile başlayan Süreçle; Türkiye'deki Siyonist Sızmalar ve Hücreler, devlet içinden  büyük çapta, temizlenmiştir.

-batmanî: 20 Aralık,  onların kardeşleri de, komşuları da değişti, onların kardeşleri ve komşuları Putin, Obama, Netenyahu ve kemalistler bugün..

muzaffer bir komutan olmuşlar,  hint okyanusundan Akdenize kadar bir egemenlik alanı oluşturmuşlar. tek bir soru soracagım sadece.. suriyede putin’e ne verdiniz, ne vaad ettiniz onu söyleyin de, bu zaferlere nasıl ulaştıklarını biz de bilelim.. bu adamlar bütün dünya bunlara karşı iken, Tayyib bey yanına Brezilyayı da alarak butun dünyaya karşı bunları savundu.. Yazıklar olsun..

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim