Okuyucularla Hasbihal..

15.12.2015 14:39

Selahaddin E. Çakırgil

secakirgil@yahoo.com

-Yüzlerce okuyucu kardeşler tarafından gerek e-mail iletileriyle, gerekse sözlü olarak, Diriliş Postası’ndaki yazılarımıza Hamza Türkmen ve benim son vermemiz üzerine sorulan suallere, -kendi adıma- kıcasa...:

 

Bu konuda söylenmesi gereken, gerek 2 Aralık tarihli ve ‘Okuyucularla -muhtemelen son bir- Hasbihal’ yazımda ve hem de Hamza Türkmen bey’in kendi yazılarında etraflıca dile getirilmişti. Hamza kardeşimizin bu konudaki bir yazısı da -Gazetedeki iç mes’elelere daha fazla değinilmemesini tercih ettikleri gerekçesiyle-, Hakan’ın yerine gelen arkadaş tarafından yayınlanmamıştı. Halbuki, o gün 3 -4 yazı daha vardı..

 

Gazetenin malî külfetini taşıyan arkadaşlar, gerçi, biz ‘Git demedik!’ diyorlar, ama- Hakan kardeşin ayrılmasını zımnen isteyen bir hava, -üstelik de, kendi ifadesiyle, beklemediği bir anda ve gazetenin 1 yıllık muhasebesini 28 Şubat’ta, birinci yıldönümünde sunmaya hazırlandığı bir sırada-  oluşturulduktan sonra.. Hakan’ın çekip gitmesi tabiî idi..

Gazete yönetimi, benim, ‘Gazetedeki muhatabım, Hakan idi, şu anda muhatabım yok..’ diye yazdığım 2 Aralık tarihli yazımdan sonra, o akşam, tlf. irtibatı kurarak görüşmek istediler.

Ortaya çıkan aksaklığın düzeltilmesi üzerinde 3 Aralık akşamı uzuuun-uzuun konuşuldu.

Sermaye sahibinin, sermayesini sokakta bulmadığı ve onu korumak için, karşısına çıkan bazı engelleri İslamî hassasiyetleri gözeterek aaşmaya çalışacağı, reklam almakta karşılarına çıkan engellerin Hakan’ın bazı yazılarından kaynaklandığını, reklam almadan gazetenin açığının kapatılmasının daha bir zorlaşacağı üzerinde duruldu.

Tabiî, bu arada, kalem erbabının fikrî sermayelerinin kolayca oluşmadığı, on yıllar boyu çabalarla oluştuğu üzerinde duruldu.

Önce bir neticeye varılamadı ve ‘Bu durumda işbirliğimizin devam edemiyeceği anlaşılmıştır..’  kanaatiyle vedâlaşıp dağıldık.

Gecenin saat 02.00’ine doğru ise, gazete yönetimi, tlf.la, Hakan’ın dönmesinde bir problem olmadığını bildirdiler. Bu bilgiyi hemen, gecenin o saatinde Hamza ve Hakan kardeşlerle paylaştım.

Ama, Hakan’ın, hemen ertesi gün gazete yönetimiyle yaptığı –Hamza bey ve benim bulunmadığımız görüşmeden sonra-,  Malatya’da bulunduğum sırada, Hakan’dan gelen bir mesajda, ‘ayrılmasını gerektiren durumda bir değişiklik olmadığını, sizin fevrî çıkış diye nitelediğiniz daha sert yazıları da yazabileceğini, o zaman da bir kaç ay sonra tekrar postalanma durumunun ortaya çıkabileceğini, bu yüzden dönmemek kararında olduğunu’ bildiriyordu..

Bu durumda yapacak bir şey yoktu..

*

Birkaç gün sonra, gazetenin sermayedârlarından Ali Yıldız bey telefon edip, ‘bir görüşelim’ dedi..

Ali Bey, gazetenin Genel Müd. Orhan Pekçetin ve yeni Gn. Yayn Md. Erem Şentürk’le birlikte geldiler.

‘Mâdem ki, Hakan dönmemek kararında.. Hakan’sız olarak da, gazetede bizim tarafımızdan verilebilecek hizmetin sürdürülmesi’ üzerinde duruldu.. Esasen, Hamza bey ve ben de , üzerinde anlaşabileceğimiz temel yayın ilkelerini konuşacaktık..

Bunun olabileceğine dair bir yaklaşımımız da vardı, eğer prensiplerde anlaşabilirsek.. Çünkü, bir taraf maddî sermayesini koyuyordu, başkaları da fikrî sermâyelerini..  

Ama, prensipler üzerinde konuşmaya bile gerek kalmadı.. Çünkü, Hamza beyin yazısını yayınlamayan arkadaş, konuyu ‘Benim yetkim var, istemediğim yazıyı koymam..’ şeklinde açıklayınca.. Hava konuşmanın sürdürülmesi için biraz elverişsizleşti.. Bir de, ‘Sizin dile getirmediğiniz bazı niyetleriniz var galiba..’ gibi, ilginç bir yaklaşım sergilendi..

‘Görüşelim’ diye davet eden Ali Bey’di ve elbette ki, bizim de söyleceklerimiz olacaktı.. Bu, gizli bir niyet değildi ki.. Ama, artık o ortamda, bu gibi konuların konuşulmasına zeminin müsaid olmadığı ve bundan sonra da olamıyacağı ortaya çıktı..   

Birbirlerinin fikir dünyalarını yakından tanımayan kimseler arasında sağlıklı bir işbirliğinin olamıyacağı da böylece bir daha anlaşıldı. (Halbuki, biz hemen her konuyu, Hakan’la saatlerce değil, birkaç dakika içinde konuşarak karara bağlayabiliyorduk.. Aradaki fark buydu..)

 

*

Sadece şu kadarını belirteyim ki, konunun başka taraflarının olduğu üzerinde medyadaki bir takım söylentilerle de beslenerek, Anadolu’da genel bir kanaat yaygınlaşmış.. AK Parti’nin Diriliş’e reklam vermediği-verdirmediği gibi  dedikodular.. Halbuki, Hakan’ın beyanına göre, sadece 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri öncesinde bile, Diriliş’e 700-800 bin liralık bir reklam verilmiş.. Ki, hele de 1 Kasım seçimlerinden önce, Hakan’ın 12 Eylûl 2015  tarihinde aktedilen AK Parti Kongresi’yle ilgili yazdıkları bazılarını rahatsız etmiş olsaydı, 1 Kasım seçimleri için reklam verilmezdi.

Bu konuda, başka kuruluşlar, şirketler, vs.. reklamlarını kendilerine göre biraz kısmış olabilirler, ama, konunun Tayyîb Bey’in müdahalesiyle bu noktaya geldiği gibi iddiaları son derece yersiz buluyorum..

Yazılıp çizilenlerden insanların -nihayet duvar değiller ya-, şu veya bu yönde etkilenmiş olabilecekleri düşünülse bile.. Ama, şahsen öyle bir durumun olabileceğine taa baştan ihtimal vermiyordum.

Bu konuda en iyisi, Hakan’ın kendi beyanlarıdır.. 3-4 Aralık gecesi yaptığımız uzuuun tlf. görüşmesinde, Tayyib Bey’le -telefonla- uzun uzun konuştuğunu, Tayyib Bey’in kendisine son derece nazik ve sıcak davrandığını ve kendisinin bazı çevrelerde rahatsızlık meydana getiren yazıları konusunda, ‘Niçin yazdın onları..’ gibi bir serzenişte bulunmadığını; sadece  nazikce, ‘Gelip görüşseydin, o yazıları öyle yazmazdın..’ dediğini ve ‘Gel görüşelim..’ dediğini aktardı..

 

‘Diriliş Postası’nın yayını omuzlayan yeni arkadaşlara da; yeni bir gazete çıkaracağının haberini verip o çetin yoldaki çırpınışlarını sürdüren Hakan’a da başarılar diliyorum.

Daha fazla teferruata gerek yok..

İşte bu kadardır, ol hikayât..

*

Bu hatırlatmalardan sonra, gelelim, bazı okuyucu mesajlarındaki değerlendirmelere..

*

**

-Yusuf: 06 Aralık, (Diriliş’deki, muhtemelen son hasbihal.. başlıklı yazı üzerine...) Okunasi yazilariniz olduğu müddetçe sizi takib etmeyi sürdüreceğiz..

-umut,03 Aralık, Biz sizi Allah için sevdik, siz de Allah'ın rızasını kazanmak için meşru olan her aracı inşaallah hakkı ile kullandınız ve inşaallah size verilen sürenin sonuna kadar da devam edeceksiniz, orda veya başka bir yerde, yeter ki utanılacak işler yapmayın. Allah utandırmasın ve ilkeli, omurgalı durumlarınızdan dolayı sizlerden razı olsun...

*

-Hasan Mensur: 15 Aralık 2015 (‘Sivil kitlelerin korunmasına azâmî dikkatle..’ başlıklı yazı üzerine..), Inşaallah  diyoruz..  PKK nin silahli eylemleri, 2000'den evvel olsaydi, Suriçi darmadagin, yerle bir olmustu. Biz yetmis, seksen, doksan ve sonralarini bizzat yasadik. Olaganüstü hali yasiyanlar iyi bilir. Şimdi tam tersi olmus. bu sozleri, polis teskilatini temize cikarmak degil, gerceklere isaret etmek acisindan soylüyorum. Şimdi, gecmisteki zalimliklerin yerini, PKK devralmis. Nobet sirasi dinsiz orgutte, ihale orgutun ozerinde kaldi. Ne kadar kan dokulse o kadar efendilerine,emperyalistlere yaranacaklar. Ya bu ihaleyi basariyla sonlandiracaklar veya bu, onlarin sonu olur.

Bir ornek vermek isterim.

koşuyolunda yuruyerek gidiyorum, tanklar biraz ileride, fakat bana yakin bir yerde.. 

Kimde azicik bir cesaret, dimdik bir tim polisin yuzune baksin, yere serilirdi. Özel hareket timi bazilarina hakaretler yagdirdi, sivil giyinimli bir gorevli, tahminen ust duzey biri vardi, tank ozerindeki, ozel time elestiri yapti neden oyle yapiyor.. diye.. Hic unutmam, tankin ozerindeki ozel tim dönup bakti, eger oraya gelirsem seni asagi indiririm deyince, adam artik arkasina bile bakmadan gitti.

Özel time ters bakmak imkansızdı.. Herkes, yeter ki olaganustu hal kalksin. ‘ deniliyordu.. Peki simdi, cumhurbaskanina, basbakana, milletvekillerine kufur bile ediliyor, bu ulke ozgurlukler ulkesidir deyip geçiliyor. sadece ana dilde egitim kaldi. bu dinsiz örgütün, taseronluk disinda yaptigi hicbir sey yok. kürt halkinin kurtulus yalani gittikce su yuzune cikacak ve cikiyor da.

Rabbim kürt halkina hayirli bir kapi acmayi nasib eylesin.

*

-Mertırmaklı, (29 Kasım tarihli ve NATO sadece kendisi için vardır, Türkiye için değil, başlıklı yazının girişinde, TC.’de bazı gazete çalışanlarının  casusluk ve gizli belgeleri yayınladıkları iddiasıyla tutuklanmalarıyla ilgili bölüm üzerine..) Ağabey, gazeteciler mevzuyla ilgili söyledikleriniz için teşekkürler. Aynen katılıyorum. Bu gâvurların iki yüzlülüğünden gına geldi artık.

*

-Mensur Senyigit, 07 Aralık, (‘Sadece bedenen değil, rûhen de öldürülenler..başlıklı yazı üzerine..) 1975 ila 2000 li yillar arasinda muslumanlarda bir cok kesimin turk milliyetcilik illetinde kurtulamadigi yillar ile,kurtlere karsi bakis acisini iyi analiz edilmesi gerekir diye dusunuyorum,kurdistan bulgesinde,kulaklari dibinde devletin halka yaptigi vahsice zalimlikler, dışkı yedirmeye kadar..Bir prof. kişinin, ‘bal gibi yerim’ dediği, yani..

batidaki muslumanim diyen ve islami kardesliğinden dem vuran buna ragmen kurt kardeslerin dertleriyle cok azi disinda onlari kendi halleriyle basbasa birakanlar kendilerini sorguladilar mi ona da bakmak lazim.

Biz kur‘an cercevesi icinde kardeslik hukukunu ne zaman gerceklestirirsek, o zaman Allah’ın yardimini haketmis oluruz,

Aslinda PKKHDPKCK nin, kemalizmin devami oldugunu tanimlamak daha dogru olur diye dusunuyorum.  Aslinda, kemalizmin daha ötesinde isler basarmistir desek daha dogru olur. kemalizm, onyillarca kurt halkini, dinsizlestirmek icin verdigi mucadele,yuzbinlerce kurt ve diget irklarin halkini imha, asimile, onbinlere varan âlimlerin vahsice olumune ragmen, PKK nin yaptigi tahribat kadar hic de degil.

kurt halki,esittir PKK degil..  Umudumuzu da yitirmis degiliz, cok degerli musluman bir topluluk ile birlikte, inancli halkimiz icinde örgütü sevmiyen, nefret eden azimsanmiyacak derecede kurtler var, bunu gozardi edemeyiz.

 

İfade ettiginiz ve konustugunuz arkadasin  da ifade ettigi mucadelenin sonuna geldik. sozun disinda, asil korku ve kürt halkinin belki bir kisminin farkina varmadigi daha korkunc travma olan, PKKHDPKCK nin, bilincli bir sekilde, kurt halkini islami kavramlardan uzaklastirmasi, kurt cocuklarin, anne ve babalarin kimyasini bozmasi, psikolojik olarak travma gecirme olayidir. bir anekdotu anlatmak isterim.

Amcamoglum şöyle bir şey anlattı: ben arabamla eve gelirken,bir kac cocuk önümu kesti ve. buraya girmek yasak,.. dedi..

Evladim dedim ben eve gidiyorum,evimin yakinina gelmisim,..

hayir gidemezsin..

Gidersem, camlarimi indirecekler ve iclerinde biri, abi sen bi sigara ver ve gec dedi, sigara paketini uzatim ve gectim.

ikincisi, sokaklarin arasinda geciyorum, ondört yaslarinda 4-5 genc birarada, onlarin büyüğü cocuklara anlatiyor, ben molotof attim ve yandi..

cevresindeki minicik gencler de heyecenla dinliyor. hele gecmiste kurt toplumu olarak kadınlar büyük çapta kapaliydı, ve bir erkeğin onlari görmemesi icin köşe bucak kacarken, pecesine , örtüsüne ozen gosterirken, yaninda acik kizlari olmazken, 1984 yilindan buyana bu dinsiz örgüt, kürt halkinin dusmanları, onlari ne hallere getirmistir.

-Mehmet sani Güzelgöz, 06 Aralık, Kürt halkı sadece pkk olmadığı gibi, pkk de tek başına Kürt halkı değil. TC’de, bir türk ne haklara sahipse, bir insana Allah’ın verdiği ne kadar hak varsa, kürt halkına tanımalıdır. Sadece pkk'nin muhatap alınması bir hatadır.Müslüman türklerin kürt halkını anlamaması bizleri üzmektedir, konuştuğumuz zaman HDP ile itham edilmemiz bizleri bir kat daha üzmektedir.

-Mühendis, 07 Aralık, Doğu ve Güneydoğuda yaşayan halkın acısını burada yaşayanlardan başkası anlayamaz. Uzak ufuklarda düşünür olmak bir çare olmadığı gibi, bazen de haksızlık kervanına boyun eğilmişlik olur. Ruhen öldürülmüşler tanımına bakıldığı zaman, âbimizin bu konuda kesin bir bilgisi olmadığı anlaşılmaktadır. Yazı yazmak istiyorsak ve de illa bu bölgeden birkaç noktaya temas edilmesi gereği düşünülüyorsa, kalemin ucundan çıkan her cümle iyi tartılmalı, iyi analiz edilmeli kanısındayım. Yoksa, burada yaşayan Müslümanlar nezdinde o yazılanların bir değerinin olmadığını belirtmek isterim.

-Mertırmaklı, 06 Aralık, Ağabey, son iki paragraf kanaatimce sorunlu veyahut da maksadını aşmış gözüküyor. Zira, PKK zulmü nedeniyle sinmiş, onlardan gözüken veya göç etmek zorunda kalan kitlelerin "ruhen öldüklerini" ben düşünmediğim gibi, onların da bunu kabul ettiklerini sanmıyorum. Aksine bilendiklerini, uygun şartların oluşmasını beklediklerini düşünmek hem iyi niyetin, hem de maslahatın gereğidir. Güneydoğu Kürt halkı, zulüm sebebiyle susan veya yerini- yurdunu terkedenlerin ilki değildir, yakın ve uzak insanlık tarihi bunun örnekleriyle doludur ve hiç birisi de ruhen ölmüşlük (sadece cesediyle yaşayan) manzarası sergilememişler, aksine davalarının takipçisi olmuşlardır. Yahudiler, Filistinliler, çerkezler ilk ağızda akla gelenlerdir.

Şahıs bazında örnekleri de çoktur ve bunları siz herkesten daha çok bilir durumdasınız. Dolayısıyla; zulüm nedeniyle, Allah'ın geniş arzına dağılanları matemi tutulacak kişi ve kitleler olarak görmek insafsızlık olmaz mı? Acılarını paylaşmak, dertleriyle hemdert olmak evet bir insanlık, müslümanlık ve vatandaşlık gereği ama bu felaketzede insanlar için matem ilan etmek! Hayır, buna hakkımız olmasa gerek! Onlar için yapmamız gereken kesinlikle bu değil! Cenab- ı Hak cümle mazlumların yardımcısı olsun, bizleri de zulme ortak- destek olmaktan muhafaza buyursun, adaletin tesisi için çalışıp - çırpınanlardan eylesin.

*SEÇ: -Rûhen öldürülenlerden muradım, onların büyük bir travma yaşadıklarını anlatmaktı, yoksa, onları ölmüş kabul etmek veya tahkir etmek değil.. Öyle bir mânâ ağırlık kazanmışsa, demek ki, ifadem muradımı aşmış.. 

-idris, 30 Kasım, öldürülen polisler Tahir Elçi'yi korumakla görevli değildi.
korumakla görevli polislerin daracık sokakta iki tetikçiyi vurmamasi veya vuramamasi şaibeli degilmi dir? Bir yazı da devlet içindeki bu derinciler üzerine yazsaydiniz iyi olmaz miydi?

*SEÇ: Galiba bir bilgi yanlışlığı var.. Onun korumaları olduğu açıklandı.

Ayrıca, orada ateş açıp kaçan ve ilk anda vurulamadığı sanılan kişilerin daha sonra, gizlendikleri yerlerde ve aldıkları kurşunların tesiriyle öldükleri bildirildi.

*

-Bilal Sürgeç: 12 Aralık, (‘Müslümanlara karşı açılan topyekûn Savaş.. başlıklı yazı üzerine..) Yazınızda değindiğiniz Erhan Afyoncu, başka bir takdim yazısında da, Yorga isminde bir Macar tarihçinin altı ciltlik kitabına da giriş yazısı yazmış.. Bu kitapta Osmanlı aleyhine gerçek olmayan ne varsa şerh düşülmeden yayınlanmış. Başta çok bozuk bir türkçe ile tercüme edilmiş. Anlatılanlara bakarsak  İstanbul'un fethi esnasında Fatih, Bizans önünde canını zor kurtarmış; fetih kısmında aynen öyle yazıyor.

*SEÇ: Tşkkr ederim. Sizin verdiğiniz örnekler sultanlarla ilgili.. Yazıda değinilen konuda ise, bambaşka  ve ağır bir durum sözkonusu.. Çünkü, Prof. Afyoncu, Hz.Peygamber’e ve Kur’an’a alçakça ifadelerle yapılan saldırılara hiç itiraz etmemiş..

*

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim