1. YAZARLAR

  2. Mehmet Kaya

  3. Müslüman Olmanın Bedeli

Müslüman Olmanın Bedeli

Nisan 1994A+A-

İslami Hareket örgütüne üye olmak suçlamasıyla tutuklu bulunan Mehmet Kaya'nın Bayrampaşa Cezaevi'nden dergimize gönderdiği bu yazıyı yayınlarken, tüm müslümanları bir kez daha işkencecilere ve işkenceci düzene karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz.

HAKSÖZ

Laik(!), demokratik(!), hukuk(!) devleti nitelemesi TC için sadece bir iddiadır. Bu kavramların yorumu kamuoyunu yeterince meşgul etmiştir, Ancak resmi ideoloji kurmaylarının bu kavramlara ne derece inandığı ve bunların ne derecede uygulandığı konusu, yeterince tartışılmamıştır.

Devletin zirvesindeki zevattan "emir kulu" polisine kadar hiç biri, kendi elleri ile hazırlayıp, yürürlüğe koyduğu kanunlara saygılı değildir. Hz. Ömer'in "helvadan yapıp, açılanca yediğimiz" nitelemesini yaptığı putlara ne kadar da benziyor bu HUKUK (!)...

Devletin belirlediği ve anayasası ile teminat altına aldığı "laiklik" anlayışını da anlaşılmaz kılan Diyanet İşleri Başkanlığı, bir devlet dairesidir. Bu başkanlık İslam adına birçok faaliyetlerde bulunur, halkı İRŞAD(!) eder, Kur'an-ı Kerim'in metin, meal ve tefsirini hazırlatır, yayım ve dağıtımını yapar. Evet bütün bunları devlet yapar. Madalyonun diğer yüzü; devlet için en büyük tehlike de KUR'AN-I KERİM'dir. Bir tarafta rejimin hayatiyeti için kalkan olarak kullanılan KUR'AN... Diğer tarafta rejimi sarsacak en büyük tehlike... Anlaşılmaz, hayattan uzak, şekli ibadetlerde ve ölülere okunmak üzere istifade edilebilir bir dua kitabı... Çok mübarek, dokunulmaz, dizlerden aşağı tutulmaz, evin en yüksek yerine asılır, Öpüp başa konulur bir kitap!.. İşte bu KUR'AN mevzuata uygun ve saygıya değerdir.

Ama mübin, mufassal, furkan olan ve anlaşılsın, yaşansın diye indirilen Kitab'ın gerçek mahiyetinin öne çıkması Kur'an'ı mahkum eder...

Ve sorulur... Kur'an esaslarına dayalı bir devletin kurulmasını istiyor musunuz?..

Suç ve suçlunun tesbiti, bu sorunun altında yatmaktadır. Müslümanlar, Kur'an'ı kavradıkça yaşamaya, yaşadıkça da tehlike(!)li olmaya başlarlar.

Bugün Türkiye'de Kur'ani İslam, büyük bir tehlike olarak görülmekte ve senaryolar bu tehlikeyi önlemeye yönelik olarak hazırlanmaktadır.

Kur'an'ın ölçü kabul edilmesi, bir takım çevreleri ürkütmüştür. Ama bilmeliler ki, "zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp-devrileceklerini pek yakında bileceklerdir." (26/227). Korkmakta haklıdırlar. Kur'an'ın nurunun kendilerine karanlıklar hazırlayacağını ve hilelerinin artık tutmayacağını önceden tahmin edecek kadar kehanet sahibidirler.

Türkiye'de olacak her olayı müslümanların aleyhine kullanmak, sindirme-korkutma politikalarının gereğidir. Basın ise; yükselen İslami hareket karşısında kullanılan en büyük silahtır. Yürütmenin ve diğer ikiyüzlü idareci ve memurların yapıp-ettiklerinin üzerine çekilen bir perde, kamuflajdır.

Kur'ani esaslara dayalı bir hayatı istemenin yolu; sorgu, işkence ve (daha sonra hukuki(!) bir kılıf bulunursa) zindanlardan geçer. O'nu istemek suç ise, yaşamayı, varın siz düşünün.

"Müslüman" olmak suçunu(!) işleyen her şahıs kendisini Terörle Mücadele Şubesi'ndeki insani(!) muamelelere hazırlamak zorundadır. Bu insani muameleleri yapanlar "emir kulu"durlar ve "kendilerine verilen emirleri icra ederler." Çok "masumdurlar." "Çoluk-çocuklarının rızkı için uğraşıyorlar." Bazen de "müslüman" kesilirler ve sizin müslümanlığınızı tartışırlar. Buralarda dünya karanlıktır. Çünkü, gözleriniz sürekli bağlı tutulur. Sizler kurbanlık koyun gibi AŞAĞIYA İNDİRİLİR'siniz... Meşhurdur bu tabir. Aşağıya indirildikten sonra İNSANİ(!) muameleler başlar. Nedir bunlar? Bir kaç örnek verelim:

1. Boyunduruk Askısı:

Soyunma talimatı verilir. Çırılçıplak soyunursunuz. Omuzlardan kollara uzanan bir ağaç parçası ile kollarınız bağlanır, sandalye üzerine çıkarılırsınız. Yüksekçe bir yere bağlayıp, ayaklarınızın altındaki sandalyeyi çekerler. Havada sallanmaya başlarsınız. Hakaretler, sövmeler, aşağılayıcı sözler ve soru üstüne sorular... Cinsel organınıza elektrik verilir. Bu dişleriniz ve dilinize verilecek elektrikle devam eder. Koltuk altlarınızı ve hayalarınızı sıkmağa başlarlar. Kollar uyuşmaya başlar. Belli bir süre sonra indirilirsiniz. Hemen elbisenizi giydirip tekrar soyunma ve yeniden askı için uyuşan kollarınızı hareket ettirirler.

2. Banyo:

Tazyikli su ile yıkarlar ve dondurucu kış soğuğunda ıslak ve çıplak vücutla sizi rüzgara tutarlar.

3. Filistin Askısı:

Yine çırılçıplak soyundurup kollan arkada bağlar, sandalyenin üzerine çıkarırlar. Yüksekçe bir yere bağlayıp sandalyeyi çekerler. Havada sallanmaya başlarsınız, sıkmalar, elektrik, çıplak vücudunuzla aşağılayıcı oynaşmalar, soru üstüne sorular...

4. Falaka ve İğrenç Hakaretler:

Çırılçıplak soyundurup, vücudunuzu bir araba lastiğinden geçirip, ayaklarınızı havaya dikerler. Önce falaka, ardından ayaklara inen darbeler. Peşinde anlatılması bile iğrenç hareketler.

5. Öldürme Tehdidi ve Provası:

Gözleriniz bağlı olduğu halde, sizi arabaya bindirip "öldüreceğiz" diye götürürler. Tenha bir dağ başı veya ormanda indirip, kulaklarınızın dibinde silah patlatıp, öldürme provası yaparlar. Netice alınmazsa birlikte getirilen levazımatla (ip ve battaniye) uygun bir ağaca asarlar. En uygun yöntem 'Filistin askısı'dır.

6. İğrenç Tehditler:

Eşinizi, bacınızı getirip aynı muameleleri onlara da uygulayacakları tehdidini savururlar. Bulurlarsa getirirler de.

7. Psikolojik İşkenceler:

Sizi uykusuz, aç ve yorgun bırakırlar. Yorgun düşürerek ifadelerinizin çelişkisini bulmaya çalışırlar.

Bunlar özetle verilen bir kaç örnek... Tabi yazmak, okumak ile yaşamak arasındaki farkı da gözardı etmemek lazım. Yaşamak hissetmektir, yeniden düşünmektir. Teslimiyet ya da direnmektir.

Peki bütün bunlar nerede oluyor? Burada hukuk hakimiyeti yok mu? diye sorabilirsiniz. Onun cevabını da size orada söylerler. "Karşınızda devlet vardır" sözü ile güçlü olduklarını size istediklerini yapabileceklerini ima ederler. Olur ya aklınıza hukuki haklarınız, CMUK vs. gelebilir diye hemen eklerler: "Burada kanun biziz, hukuki haklarını mahkemeden istersin." Bu da yetmezmiş gibi "ya konuşursun ya da cımbızla alırız alacağımızı" uyarısında da bulunurlar... Burada da işleyen belli kanunlar vardır şüphesiz. Ama bu kanunların mahiyetini ancak bu kanunları uygulayanlar ve kendilerine uygulananlar bilirler.

Bütün bunlar niçin yapılır? Ne istiyorlar? Bunu anlamak için iki kavrama açıklık getirmek gerekir: DİRENMEK ve ÇÖZÜLMEK.

Direnmek; kilitlenip konuşmamak, sorulan sorulara doğru veya onların istediği şekilde cevap vermemektir.

Çözülmek ise; gerçekte sahip olunan bilgileri vermek veya onların istediği şekilde cevap vermektir. Yani konuşmaktır. Çözülmek de; tam çözülme veya az çözülme olarak ayrılabilir.

Yakalandığınızda, sizden istenecek bilgiler, belli bir sıra ve teknik bir üslupla istenir. İlk Önce kimliğiniz, ikametgah ve işyeriniz tespit edilir. Buralarda arama yapılır. Daha sonra önem sırasına göre "örgüt ismi", "örgüt faaliyetleri", "örgüt elemanları ve adresleri" istenir. Bu bilgiler, belli bir sıra içinde istenir. Adeta her biri merdivenin bir basamağı gibi kabul edilir. Her bir bilgi istenince "sadece o isteniyormuş ve o konuda konuşulunca iş biter" gibi bir intiba verilir. Bu arada kurtuluş telkinatları ve vaatler dizilir. Halbuki siz birinci konuyu konuşunca veya onların dediğini kabul edince ikincisini isterler. Her bilgi istemi için yeniden işkenceye alınırsınız... Bunun arkası kesilmez. Neticede direnen ile çözülenin gördüğü işkence arasında pek fark olmaz.

Bu arada sizin dışınızdaki arkadaşların çözüldüğü, her şeyi kabul ettiklerini, isterseniz yanınıza getirip konuşturabileceklerini söylerler. (Varsa) söylenenleri kabul eden kişileri getirip sizin yanınızda gözleri bağlı bir halde konuştururlar. Elde edilen bilgi kırıntılarını biraraya getirip her şeyi bildiklerini, hala niçin direndiğinizi anlayamadıklarını söylerler. Bütün bunlar, işkenceden arta kalan zamanlarda veya askıda iken sizden istenir.

Size yükletilmek istenen olayları kabul etmek fazla önemli değildir. Onlara lazım olan bilgidir, yer göstermeler, teşhisler... Ne yazılırsa imzalamak zorundasınız... Sorgu zaptına gelince "söyleceklerinizi mahkemede söylersiniz" deyip istediklerini yazıp (gözleriniz kapalı) size imzalatırlar. Size ezberletilen sorgu metnini videoya almak zorunda olduklarını, kimisine göre "büyükler"in, kimisine göre ise "komutanlar"ın böyle istediğini söylerler. Yine direnirseniz işkence seansları yeniden başlar. Arşive kaldırmak üzere; zorla size dikte ettirilen ifadeyi (defalarca silip yeni baştan) videoya kaydederler.

Gözleriniz kapalı sizi MİT'e götürüp sorgularlar. Gerekirse işkence seansları burada da devam eder. Bütün bunlardan sonra; sıra senaryoya gelir. Artık örgüt kurulmuş, yönetici ve üyeler de tespit edilmiştir. Yakalananlar "müslüman" olduğu için yöneticileri "şura üyesi"dirler. Eğer "solcu" olsalardı "komite üyesi" olacaklardı. Bu örgüte uygun bir isim de bulunmuş. Örgütün amacı ve eylemleri de belirlenmiştir. Artık senaryo hazırdır. Kamuoyuna duyurmaya sıra gelmiştir. Bunun için kitle iletişim araçları biçilmiş kaftandır; Gazeteler, televizyonlar...

Olayı istedikleri gibi kamuoyuna yansıtırlar. Sizi de bir itirafçı gibi sunarlar. Basın ve televizyonlar olayı istedikleri mecraya çeker ve aleyhinize kullanmaya başlarlar. İslam'a ve müslümanlara saldırırlar. Sizin izzetli davranışlarınızı örter, sizi yaptığınızdan pişmanlık duyan biri olarak lanse ederler. Hedefleri belli; KORKUTMAK-SİNDİRMEK.

"Gerçekten Allah, kafirlerin hileli düzenlerini boşa çıkarıcıdır" (8/18). İzzet; Allah'ın, Rasulü'nün ve müminlerindir. Müslümanlar fasıkların (kitle iletişim araçları) haberlerine itibar etmezler. Çünkü biliyorlar ki canını ve malını Allah'a adamış bir müminin kaybedecek hiç bir şeyi yoktur ve sadece Allah'tan korkar.

Bütün bunları fazlası ile yaşadık. İliklerimize kadar hissettik. Bunlarla bilendik. Çünkü bu yolu bilerek ve isteyerek seçmiştik. İslam düşmanları, bizden önceki muvahhidlere çektirilenleri çekmeği göze aldığımızı ve bu uğurda feda edemeyeceğimiz hiç bir şeyimizin olmadığını unutmasınlar.

Muvahhid müslümanların, tarih boyunca sürdürdükleri ve kıyamete dek sürecek olan İSLAMI HAREKET devam edecektir. Askılar, falakalar, elektrik şoku, sindirme ve korkutma yöntemi, yükselen İslami hareket karşısında İslam düşmanlarının son çırpınışları olacaktır. İşkencehanelerde yükselen "ALLAHU EKBER" çığlıkları, ürkütüyor çağdaş Firavunları, Nemrutları... Korkutuyor Allah düşmanlarını...

Bize reva görülen her türlü işkence ile düzülen senaryolarını itirafa zorlayan ve bizi kamuoyuna böyle lanse edenlere diyoruz ki; "Yuh size ve kulluk yaptıklarınıza."

Korku, açlık, mallardan, canlardan, ürünlerden eksiltmek gibi şeylerle imtihan edilmenin bilincinde olarak diyoruz ki:

"Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve gerçekten BEN MÜSLÜMANLARDANIM diyenden daha güzel sözlü kim olabilir." (41/33)

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR