1. YAZARLAR

  2. Mustafa Varol

  3. Cezaevinden Örnek Bir Dayanışma

Cezaevinden Örnek Bir Dayanışma

Aralık 2012A+A-

Sivas E Tipi Kapalı Cezaevinde mahpus olan Mustafa Varol adlı kardeşimiz Suriyeli muhacirlerle dayanışmak amacıyla hapishanede yaptığı anahtarlıkları, cüzdanını ve annesinin kendisine yeni aldığı ayakkabıyı beraberinde bir mektupla adresimize gönderdi. Bulunduğumuz her konum ve şartta yapılabilecek birçok şeyin olduğunu göstermesi açısından oldukça manidar ve örnek bir davranış sergileyen kardeşimiz, ayakkabısının katliamdan yalın ayaklı bir şekilde kaçan Suriyeli bir muhacire ulaştırılmasını istiyor. Ayrıca anahtarlıkların da satılıp gelirlerinin yine muhacirler yararına kullanılmasını talep ediyor. Kardeşimizi bu anlamlı davranışından dolayı tebrik ediyor, kendisine ve arkadaşlarına selam ediyoruz. Rabbimizden Suriye halkının yanı sıra Türkiye cezaevlerinde bulunan kardeşlerimizin de bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını diliyoruz. Kardeşimizin taleplerinin de yerine getirildiğini hatırlatıyor ve mektubunu siz okurlarımızla paylaşıyoruz… (Haksöz)

***

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Hamd; varoluş gayesinden uzak, değerlerinden bihaber benliğime hidayet veren Yüce Allah’a.

Salât ve selam, vahyin şahitliğini güzel yaşantısıyla bana ulaştıran Peygamberimize (s) ve ashabına ve de onun yolunu izleyen tüm muvahhidlere olsun.

Muhterem ağabeylerim! Sizleri Yüce Allah’ın selamı ile selamlar ve her daim sırat-ı müstakim üzere olmanızı Rabbimden niyaz ederim.

Aslında nereden başlayacağımı bilemiyorum. Çünkü akan Müslüman kanını, ufacık bebeklerin acılarını yazabilmek ağır geliyor kalemime. Kelimeler boğazıma düğümlenmiş; kalbim hüzün, acı, öfke duygularıyla dolu. Bu acıları anlatabilmek, anlayabilmek yürek ister. Hele bunları izlemek, seyirci kalmak daha bir yürek ister.

Peygamber (s)’in, yuvasından alınan bir kuşun annesinin çığlığını gördüğü anda sahabeye verdiği tepki aklıma geldikçe ve her gün yavruları katledilen annelerin gözyaşlarını, feryatlarını gördükçe ve de Rabbimizin Nisa Suresi 75. Ayetini okudukça, kendimi, imanımı sorgulama gereği duyuyor, kendimle barışık olamıyorum.

Dünün yalın ayaklılarının, bugünün yalın ayaklılarına yapılan zulme ortak olmalarına hiçbir anlam veremiyorum. Zira hiçbir sebep bir Müslümanın, bir insanın zulme uğramasına ve buna destek olunmasına gerekçe olamaz. Ancak değerlerine yabancılaşan, taassubi bir mantıkla hareket edenler bu duruma düşebilir. Ama bunun da İslam’la bir alakası yoktur. Sadece kendi taassubi düşünceleriyle yarının hesaplarını yapanlar ne çabuk unutuyorlar her hesabın üzerinde bir hesap görücünün olduğunu?

Vahyin şahitliğini üstlenen bizler, Suriyeli kardeşlerimize tüm imkânlarımızla destek olmalıyız. Hicret etmek zorunda kalan kardeşlerimize “ensar” olmalıyız. Bu vesileyle imkânlarım nezdinde 45 adet anahtarlık ve bir adet cüzdan yolluyorum. Bir toplantı vs. düzenlenebilir ve bunlar satılıp geliri muhacir kardeşlerimize ulaştırılabilir. Bir de annemin bana yolladığı ayakkabıyı yolluyorum. Bir Müslüman bunu satın alabilir; hem parasının hem de ayakkabının bir muhacir kardeşimize ulaşmasına vesile olabilir. Peygamber (s)’in Taif’te taşlanırken yalın ayak orayı terk etmek zorunda kalmasını hayal ettikçe yalın ayaklı kardeşlerime imkânlarım nezdinde ulaşmak istedim. İstedim ki zamanın başkaldıran mazlumları ve şimdinin zalimin yanında saf tutanları tarihini hatırlasın. Ve Rabbimizin günleri nasıl aramızda döndürüp bizi imtihan ettiğini...

Muhterem ağabeylerim! Tüm imkânlarım bu kadar. Sizlerin de tüm imkânlarınızı seferber edeceğinize kalben inanıyorum. Detaylı yazmamın sebebi mahkûm olmam. Beni sorumluluklarımdan kurtaramayacağını biliyorum. Zira hiçbir gerekçe “Ne yapabilirim ki?” sorusunu haklı çıkaramaz. Bizler Hz. Ömer (ra)’in dediği gibi önce yaramıza katran çalıp sonra Allah’a tevekkül etmeliyiz. Zira Yüce Allah (cc) katransız duayı kabul etmez. Kapımıza gelen yaralı “muhacir” kardeşlerimizden katranı esirgemeyelim. Üzerimize düşeni yapalım.

Kardeşlerimize “ensar” olabilirsek ve vahyin şahitliğini yapabilirsek inşallah Rabbimiz bizleri Medine’yle mükâfatlandıracaktır. Hepimizin gönlünde olan da bu değil mi? O halde gönüllerimizde olanla eylemlerimizi, amellerimizi bütünleştirmeliyiz. Yoksa Medine hep gönüllerde kalacak. Bizler La İlahe İllallah dediğimiz anda Rabbimizle sözleşmiştik. Gün ahde vefa günüdür. Gün tevhidî duruş günüdür. Gün imanımızın en büyük imtihanıdır. Gün diriliş günüdür. Gelin hep beraber sadece yalın ayaklı değil yalın yürekli olalım. Sadece İslam olsun gönlümüzde. Gönlümüzdekini hayata egemen kılmaya çalıştıkça, davamızın işçisi oldukça Rabbimizin yardımı bizimle olacaktır. Buna tüm kalbimle inanıyorum.

Başta Cafer Tayyar Soykök Hocama, hidayeti bulmama vesile olduğu için; vahyi anlamam ve yaşayabilmem için; zamanını, olanaklarını esirgemeyen, sabırla hayatını davasına adayarak, bana örnekliğini güzel bir biçimde yaşayarak sergilediği için teşekkür ediyor ve ona yapılan zulmü kınıyorum. Ne mutlu davasının adamı olana! Hamd olsun değerli Müslüman ağabeylerime ve davamı bana hatırlatan âlemlerin yegâne rabbine! Okumam ve anlamam için bana gönderdiğiniz kitaplar, dergiler için emeği geçen herkese teşekkür ederim. İnşallah ben de okuyup, anlayıp, yaşayarak sizler gibi şahitliğimi yerini getiririm. Davamız İslam, hedefimiz Resulullah (s) gibi yaşamak. İnşallah…

Zulmün yıkıldığı tüm tağutların yerle bir edildiği günde buluşmak ümidiyle Yüce Allah’a emanet olunuz. Allah bize kâfidir, o ne güzel vekildir.

Kardeşiniz

Mustafa Varol

E Tipi Kapalı Cezaevi
E/5 - SİVAS

BU SAYIDAKİ DİĞER YAZILAR