Okul bizi niye eğitiyor?

15.03.2012 01:18

Ali Bulaç

Eğitim sisteminin içinde bulunduğu acıklı durumla ilgili yazılarımıza devam ediyoruz.

10 ve 12 Mart tarihli yazılarda sistemin dışa vuran yıkıcı etkileri üzerinde durmuş ve "eğitim tarlası"na ektiğimiz tohumların bundan başka ürün veremeyeceğini belirtmiştik. Konuya iki ana başlık altında devam edeceğiz: Biri "enstrümanlar", diğeri "eğitimin felsefesi". Bunu en iyi ifade eden "Kem alâtla kemalât olmaz." sözüdür. "Usûl esasa takaddüm eder" hükmünü pekiştirici mahiyette olan bu sözün işaret ettiği hikmete göre, hedefinizde "ahlakî erdem ve olgunluk (kemâl)" varsa, bu "güzel hedef"e "kötü yol ve araçlar"ı kullanarak varamazsınız. Eğitimde kullanılan yöntem ve araçlar (alât) kötü olduğu gibi, hedefi de yanlıştır, zaten hedefinde ahlakî olgunluk (kemalât) yoktur.

Sakin bir zeminde bu konuyu ele almaya çalışalım.

Önce anahtar terimleri hangi anlamda kullandığımızı belirtmemiz lazım. Yol-yöntem ve araçlardan (alât) kastımız "okul, öğretmen ve müfredat"tır; hedeften kastımız ise çocukları eğip büken ve "eğitim" adı verilen özel bir işlemden geçiren sistemin nasıl bir insan modeli öngördüğü konusudur.

Sistemin merkezinde "okul" bulunmaktadır. Okul gayri şahsî olup geleneksel medreseden farklıdır. Aydınlanma'nın ürünüdür. Fransız İhtilali'nden önce "dini dışarı çıkarmaya" çalışan yeni sınıfın Kilise ile giriştiği büyük mücadelede "bilginin üretimi, aktarımı ve otorite" üzerinde patlak veren kavga sürecinde modern kimliğini ve işlevini kazanmıştır. Kilise'ye göre bilgi tekeli kendisine aitti, bilginin kaynağı İncil ve dindi, bilgiyi aktarma görevi kendi uhdesinde bulunmalı, bilginin elde edilmesinde ve aktarımında otorite kendisi alınmalıydı. Hikâyeyi biliyorsunuz, kavgayı büyük ölçüde burjuvazi ve modern ulus devleti kazandı, ama Kilise de bütünüyle eğitim işinden çekilmedi, kendine ait okullarla geri kalan gücü oranında yoluna devam etmekle yetindi.

Kilise'nin aktardığı bilgi, geçmişte İbn Rüştçülerle kavgası, Engizisyon Mahkemeleri vs. meseleler ayrı konu. Kesin olan şu ki, Kilise Ortaçağ'da bütün toplumu kendi denetimi altında tutmak istiyordu, Kıta Avrupası topraklarının üçte birini de kontrol ediyordu, ama toplumun genelini sıkı markaj -okul sistemiyle- eğitme gibi bir yönelimi yoktu. Peter L. Berger'e bakarsanız, Avrupa tarihinde ilk defa dini hayatı bu kadar yaygın ve toplumsal alt katmanları içine alacak şekilde yaşamaya başladı, Avrupa halkları Ortaçağ boyunca pagan olarak yaşadılar. Çünkü Kilise'nin ilk yönelimi "iktidar"dı, toplumun genelini "eğitimden geçirme" gibi bir projesi yoktu, pazar günleri duaya gidenler neyi öğreniyorlar idiyse o kadarıyla yetinilirdi.

Okul, Cumhuriyet'ten sonra ve toplumun genelini "eğitim"den geçirme adına "yurttaş" denen yeni bir insan modeli inşa etme gibi bir işlev üstlenerek sahneye girdi.

Pekiyi, acaba "eğitim"in kendisi ne kadar meşru bir işlem? Veya ilahi isimleri kendinde tecelli ettirme potansiyeline sahip "insanı eğitmek" onun eşref-i mahlukat misyonuyla uyuşur mu? Eğer "eğitmek" meşru bir çaba ise kimin kimi ve hangi formasyonu veya ayrıcalıklı misyonu dolayısıyla "eğitme hak ve yetkisi" vardır? Diyelim ki birileri bu hak ve yetkiyi kendinde buldu, özel bir işlemden geçirdiği insanı hangi ana hedeflere yöneltmek, hangi insan modelini inşa etmek üzere bu yetkiyi kullanacaktır?

Hakikatte kimsenin bir başkasını "eğitme"ye hak ve yetkisi yoktur. Ne devletin, ne şahısların. Ancak "hayvanlar veya embesiller" eğitilir. Hayvanları, onları evcilleştirmek, ehlileştirip hizmetimize sokmak, belli bir zekâ seviyesinin hayli altında olan çocukları da hiç değilse çabalarıyla kendi basit işlerini görebilecek kıvama getirmek için eğitiriz. Bu işlem "normal insan-altı varlıklar" içindir. İnsan bedenden ibaret değildir, Nefha-i ruh'un sayısız türevlerine, akıl ve zekâ gibi yüksek istisnai bağışlara sahiptir. İnsan eğitilmez, insana öğretilir. Bu yüzden konuyla ilgili seçilecek anahtar terimler "ta'lim, terbiye, maarif" olmalıdır. Osmanlı bu terimlerin içini boşaltmış, kullanışsız hale getirmişti, ama bu, söz konusu terimlerin semantiklerinin öldüğü anlamına gelmez.

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim