Okçu Yusuf Kimdir?

07.11.2006 11:02

İbrahim Sediyani

Bir insan için yeryüzündeki en özel yerleşim birimi, doğduğu köydür hiç kuşkusuz. Çünkü orada dünyaya adım atmış,"imtihana" ve "mücadeleye" başlamış, ilk orada ağlamış, kendisine ilk orada gülünmüş, süt ve su ile, yani "kendi medeniyeti ile" ilk orada tanışmış, ilk orada sevilmiş ve en önemlisi "istemiş"tir, "taleb etmiş"tir, "hedeflemiş"tir.

     Doğduğu köyle bağlarını koparmış bir insan, dayandığı kökenleri kalmamış millet gibidir. Çünkü doğduğu köy ve yaşadığı "çocukluk", her insanın kendi bireysel "asr-ı saadet" dönemidir, dayandığı dinamiklerdir.

     Doğduğum köyden kopartıldığımda henüz bir yaşındaymışım. Okçular (Oxçîyan) köyünün Gelincik (Sêdiyan) mezrâında doğmuşum. Çocukken birkaç defa köyüme götürüldüğümü hayal meyal hatırlıyorum. Emin olduğum, en son lise öğrencisi iken gittiğim. Yıllar sonra yeniden köyümde, Oxçîyan’dayım. 3 Ekim 2006 günü, yanımda babam, beş ablam, iki eniştem ve bir de teyzemoğlu olduğu halde Oxçîyan köyünün yolunu tuttuk.

     Bütün gün köyü gezdim. Köyün yanıbaşında Peri Çayı ( Çemê Zînê ) suyu akıyor. Doğusu ve güneyi dağlarla çevrili olan köyün güneydoğusunda Gaz Tepesi ( Çîyayê Gazî ) bulunmaktadır. Karın ilk yağdığı ve son eridiği yer sayılır. Bodur ağaçlarla kaplıdır. Karakoçan ilçe merkezine 20 km mesafede bulunan Oxçîyan köyünün nüfûsu 422. Ancak bunlar sadece halen köyde kalanlar; asıl nüfus dışarıda. Oxçîyan’da sadece 70 hane yaşıyor. Köy dışında yaşayan Oxçîyanlılar’dan 60 hane Karakoçan ilçe merkezinde, 50 hane Elâzığ, Adana, Ankara, Çınarcık, İzmit ve İzmir’de, 600 hane İstanbul’da ve 150 hane de Avrupa’nın değişik ülkelerinde yaşıyor. Arazi yapısı genelde engebeli olup meşeliklerle kaplıdır. Tarım için yeterli alana da sahip olan köy, çok eski yerleşim yerlerinden biridir.

     Oxçîyan’ın Sêdiyan mezrâsına gittim, doğduğum mezraya. Ramazan’da olduğumuzdan, çeşmesinden suyunu içemedim, ağaçlarından tüm bölgede meşhur ve "Oxçîyan armudu" adıyla nam salmış armutlarından yiyemedim. ( Köyümüzün armutlarından ne zaman söz edilse, aklıma Bosna şehîdimiz Selâmî Yurdan gelir: 1992’nin Haziran ayında İstanbul’dan memlekete dönerken, Selâmî, "Sédiyanî! Eylül’de İstanbul’a dönünce, bize Oxçîyan armudu getir de yiyelim" demişti, ama iki ay sonra, Palu ilçesinde, Murat Nehri kenarında oturup okuduğum Milliyet gazetesinde Sırp "çetnikleri" tarafından Visoko’da şehîd edildiği haberini okumuştum. )

     Sédiyan’da doğduğum evi gördüm. Yarısı yıkılmış, sadece yan duvarlarının alt kısımları duruyor. Köyde birkaç saat kaldıktan sonra "Mezar-ı Selçuk" denen yere gittik. Oraya gitmemizin sebebi, Okçu Yusuf’un kabrini ziyaret etmek ve bir Fatihâ okumak.

     Okçu Yusuf, Okçular ( Oxçîyan ) köyünün kurucusu. Köylüler, O’nun torunları, O’nun soyundan geliyorlar.

     13.yy’da yaşayan Okçu Yusuf, Selçuklu İmparatorluğu’nun okçu kuvvetlerinin komutanı idi. Selçuklu Sultanı Alaaddîn Keykubat’ın en güvendiği komutanlardan biriydi.

     Büyük bir İslâm komutanı olan ve ne yazık ki Doğu vilayetlerimiz dışında pek tanınmayan Okçu Yusuf’un en dikkat çekici özelliklerinden biri, İslâm tarihinin büyük komutanı şanlı Selâhaddîn Eyyubî’nin torunu olmasıdır.

     İslâm tarihinin en büyük komutanlarından biri olan ve ismi bile Batılılar'ın yüreğine korku veren Selâhaddîn Eyyubî, Hezbanî Kürtleri'ndendir ve Ravadîye Kürt aşîretinin Şadî koluna mensubdur. Sonradan, Selçuklu sultanı Mûhâmmed Tapar zamanında Iraq'a göç eden bu aşîret, Tikrit şehrine yerleşir. 12. yy'ın başlarında, Selâhaddîn Eyyubî'nin dedesi Şadî ibn-i Mervan başkanlığında Iraq'ta Selçuklu emîrlerinden Behruz'un hizmetine girerler. Şadî ibn-i Mervan, İran sarayında yüksek rütbeye, Selçuklu prenslerinin özel öğretmenliğine yükselir ve Bağdad şehrinin valiliğine getirilir. Şadî ibn-i Mervan'ın oğlu Necmeddîn Eyyub ibn-i Şadî ibn-i Mervan el- Kûrdî ise ( Selâhaddîn Eyyubî'nin babası ) Tikrit'e vali tayin edilir.

     Selâhaddîn Eyyubî, babası Necmeddîn Eyyub el- Kûrdî'nin Tikrit valiliği sırasında, 1138 yılında dünyaya gelir. Asıl ismi "Yusuf" olan Selâhaddîn Eyyubî, "Selâhaddîn" adını sonradan alır. İslâm'a yaptığı hizmetler ve İslâm sancağının dalgalanması uğruna yaptığı cihâdlarda ortaya koyduğu üstün askerî başarılardan dolayı, Arapça'da "dînin onuru" anlamına gelen "Salâh'ed- Dîn" ismi kendisine sonradan verilir.

     Daha sonra Tikrit'ten ayrılan Eyyubî âîlesi Musul'a yerleşir. Selâhaddîn Eyyubî'nin çocukluğunun en güzel yılları Musul'da geçer.

     Eyyubî âîlesi, daha sonra Selçuklu emîri Nureddîn Mahmud Zengî'nin hizmetine girip, Suriye'nin bugünkü başkenti Dîmeşk ( Şam ) şehrine yerleşirler. Selâhaddîn Eyyubî, Şam'da ilîm tahsîl eder. Cihâd rûhunu da bu şehirde kazanır.

     Eyyubîler silsilesinin Okçu Yusuf ile başlayan süreç ile ilgili elimizde doyurucu bir mâlumat yoktur. Kesin olarak bildiğimiz, Okçu Yusuf’un Şadî aşiretinin kurucusu olduğudur. Şadî Beg ise Selâhaddîn Eyyubî’nin dedesinin adıdır, aşiret O’nun adıyla anılmıştır. Okçu Yusuf ise dedesinin adını taşımaktadır. Zira Selâhaddîn Eyyubî’nin gerçek ismi Yusuf’tur.

     Okçu Yusuf ile ilgili tarihî kayıtlar, O’nun Haçlı Seferi’ne katılan Eyyubîler içinde yer almadığını ve Iraq Kürdistanı’nda kaldığını söylemektedir. Esasında benim de bu konudaki bilgilerim bu yöndeydi. Ancak Haziran ayında Mısır’a yaptığım gezide, Okçu Yusuf’un başkent Qahîre’de yaptığı eserleri, bıraktığı izleri, "Mescîd'ul- Kûrdî" ( Kürt Câmiî ) isimli câmiîleri görünce, bu bilgilerin yanlış olduğu kanaatine vardım. Okçu Yusuf’un Mısır’da yaşamış ve eser bırakmış olması demek, O’nun dedesi S. Eyyubî ile birlikte cihâda katılmış olması demektir. ( Okçu Yusuf’un Mısır’daki eserlerinden "Dünyada En Çok Merak Edilen Ülke: Mısır" adlı gezi yazımızda bahsetmiştik )

     Okçu Yusuf sonraki yıllarda İran’ın Horasan bölgesine yerleşir ve uzun yıllar Horasan’da yaşar. Eyyubî İmparatorluğu’nun kuruluşunda askerî komutanlık yapmış olan Okçu Yusuf’un Horasan’a niçin yerleştiği bilinmemektedir. Ancak Horasan’da çok uzun yıllar kalır ve orayı yurt edinir.

     Anadolu’ya tüm göçlerin doğudan yapıldığı, Cengiz Han ve Moğollar’ın komşularına saldırmaları ve rahatsız etmeleri üzerine, saldırıdan kaçan Horasan halkının büzük bir kısmının Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldığı bilinmektedir.

     Horasan’dan yola çıkan halk, kitleler halinde Anadolu’ya hîcret eder. Bu göçmenlerin içinde Okçu Yusuf ve yakın arkadaşı ( belki de akrabası ) olan ve sonradan "Sultan’ul- Ulemâ" ( âlîmlarin sultanı ) lakabını alacak olan Welat da vardır. Welat, Mewlânâ Celaleddîn-i Rûmînin babasıdır ve Horasan’dan Anadolu’ya göç ettiklerinde Mewlânâ henüz 6 – 7 yaşlarında bir çocuktur.

     Okçu Yusuf ve Welat’ın Anadolu’da ilk yerleştikleri yer, Erzincan ( Erzîngan ) vilâyetidir. Bir süre orada kaldıktan sonra Konya’ya göç ederler. Mewlânâ ve babası Welat Konya’da temelli kalırlar, ama Okçu Yusuf orada da durmaz ve Ankara ( Engurî )’nın Haymana ilçesine yerleşir, Haymana’yı kendisine asıl yurt edinir. ( Ocak 2005’te Hacc farîzasını yerine getirirken, Mekke-i Mükerreme’deki el- Azîzîye semtinde kaldığımız otelde, Ankara’nın Haymana ilçesinden gelen Kürt hacılarla tanışmıştım ve yaptığımız sohbetlerde, bu Haymanalılar, Haymana’da da "Okçular" adında bir köyün olduğunu, bu köyün de Okçu Yusuf tarafından kurulduğuna inanıldığını ve Okçu Yusuf’un adının dilden dile dolaştığını söylediklerinde hayretler içinde kalmıştım. )

     Okçu Yusuf, Selçuklu İmparatorluğu’nun okçu kuvvetlerinin komutanı olur. Selçuklular’ın başkenti olan ve bizzat Sultan Alaaddîn Keykubat tarafından kendi adı olan "Alaîyye" ( bugünkü Antalya’nın Alanya ilçesi ) adıyla kurulan Alanya ( Alaîyye )’de ikamet eden Alaaddîn Keykubat’ın en güvendiği ve en sadık komutanlarından biri olur. Okçu Yusuf’un müthîş bir ok atma yeteneği vardır; havadaki bir kuş sürüsü içinde istediği kuşu istediği gözünden vurabildiği söylenir. Kendisine "Okçu" sıfatını veren de Selçuklu İmparatoru Alaaddîn Keykubat’tır.

     Okçu Yusuf, Bizans’a karşı bölgenin korunması için Alaaddîn Keykubat tarafından Behr’un- Nehreyn ( Mezopotamya )’e gönderilir. Okçu Yusuf, bugünkü Mardin ( Mêrdîn ) ilinin Derik ( Derika Çîyayê Mazî ) ilçesine yerleşir. Görevi, İpek Yolu’nun güvenliğini ve emniyetini sağlamaktır.

     Okçu Yusuf, adı sonradan gelecekler için "soyisim" olacak olan İpek Yolu’nun korunmasında büyük kahramanlıklar gösterir. Görevi bitince, memleketi olan Ankara’nın Haymana ilçesine geri dönmek ister. Ama Alaaddîn Keykubat buna izin vermez. Çünkü Sultan Keykubat O’na bölge komutanlığı vererek, orada kalmasını ister. Okçu Yusuf bu konuyu Konya’da bulunan Mewlânâ’ya danışır. Mewlânâ da O’nun bölgede kalmasını uygun görmektedir. ( Tarihte bu bölgeye "Kürdistan" ismini ilk verenler Selçuklular’dır )

     Okçu Yusuf, bugün Karakoçan’ın bir köyü olan, ancak Selçuklular zamanında eyâlet başkenti durumunda bulunan Bağîn Kalesi’ne yerleşir ve orada büyük bir zât olan Pîr Cemal Abdal ile tanışır. Pîr Cemal Abdal dönemin büyük bir âlîmidir ve şu anda Üçbudak ( Delıkan ) köyünde gömülüdür.

     Okçu Yusuf’a Alaaddîn Keykubat tarafından, bölgede bir mıntıka hediye olarak verilir. İşte burada Okçu Yusuf, kendi namıyla anılacak olan Okçular ( Oxçîyan ) köyünü kurar. Okçu Yusuf, beş kardeşi ile birlikte oraya yerleşir. Sonra bu kardeşler de Oxçîyan yakınlarında köyler kurarlar ve kurdukları bu köyler kendi adlarıyla anılır. Okçu Yusuf’un kardeşlerinden, Hamza’nın kurduğu köye "Hemzelîyan" ( şimdiki adı Hamzalı ), Çakır’ın kurduğu köye "Çakan" ( şimdiki adı Akarbaşı ), Kızıl’ın kurduğu köye "Kızılca" ( ismi halen öyledir ), Bahadır’ın kurduğu köye "Badran" ( şimdiki adı Çayırgülü ) adı verilmiştir. Bunlar bugün Elâzığ ( Mezrâ ) ilinin Karakoçan ( Dep ) ilçesine bağlı köylerdir.

     Okçu Yusuf’un oğulları olan Seyyîdhan, Gül Hüseyin ve Karahan’ın isimleri ise, bugün Okçular köyünün mezrâlarına verilmiştir. "Sêdiyan" ( Gelincik ) isimli mezrâ, Okçu Yusuf’un oğlu Seyyîdhan’ın çocuklarıdır. Bu isim mezkur zâtın sadece ismidir. Bazı kaynaklarda iddiâ edildiği gibi "seyyîdlik" ile herhangi bir ilgisi yoktur.

     1230 – 40 yılları arasında kurulduğu tahmin edilen Okçular ( Oxçîyan ) köyü, bölgenin renkli yerleşim yerlerinden biridir. Okçu Yusuf’un kabri bu köyde, "Mezar-ı Selçuk" denen yerdedir. Halen bölge insanı tarafından ziyaret edilmektedir.

     İslâm’a ve "Anadolu’nun Anadolulaşmasına" yaptığı olağanüstü hizmetlerine rağmen ne yazık ki batıda fazla tanınmayan Okçu Yusuf hakkında "doğrusuyla yanlışıyla" elimizdeki bilgiler bunlar.

     Her şeyin doğrusunu ve en güzelini Allâh bilir. Gerçek bilgi ancak ve ancak O’nun katındadır.

     Bir sonraki yazımızda İstanbul – Fatih’teyiz. Sizleri, Özgür – Der’in düzenlediği "Başörtüsüne Özgürlük" gösterisine götüreceğim.

     Kalın sağlıcakla.

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim