1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Ohri Cemiyet-i Hususiye-i İslamiye
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Ohri Cemiyet-i Hususiye-i İslamiye

A+A-

     “Yakın tarihimiz” olarak adlandırdığımız Cumhuriyet tarihini ve son 100 yıllık siyasî geçmişimizi daha iyi anlayabilmek için, bugünkü Makedonya Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan Ohri şehrinin 1907 – 12 arası o kısacık 5 yıllık kesitini çok ama çok iyi bilmek gerekiyor.

     Sadece Anadolu coğrafyasını değil, tüm İslam dünyasını olumsuz yönde etkileyen ve 100 yıldır telafisi yapılamayan o “büyük kırılma”, işte o 5 yıllık kısacık bir süre zarfında, 1907 – 12 arasında Ohri şehrinde yaşanıyor aslında.

     Belki söyleyeceklerim garibinize gidecek ama, şunu rahatlıkla ifade edebilirim: “Yakın tarihimiz” olarak adlandırdığımız Cumhuriyet tarihini ve son 100 yıllık siyasî geçmişimizi daha iyi anlamak ve gerçekten anlamak istiyorsak, bu “anlamaya çalışmak” işine İstanbul’dan, Selanik’ten, Çanakkale’den, Samsun’dan, Erzurum’dan ya da Urfa’dan, Maraş’tan değil, Ohri’den başlamamız gerekmektedir. 1907 yılının Ohri şehrinden başlamamız gerekmektedir.

     Ohri ve çevresi, 19. yy sonu ile 20. yy başlarında, Osmanlı topraklarının hareketli ve hatta “öncü” kısmında yer alıyor. Ohri şehrinde 20. yy’ın ilk birkaç yılında yaşanan olaylar, gerçek anlamda bir ibret vesikasıdır. Birer yıl arayla, biri Selanik’te (bugünkü Yunanistan), biri de Ohri’de (bugünkü Makedonya) olmak üzere iki cemiyet kuruluyor. Bu cemiyetler, biribirlerinden tamamen bağımsız olarak kuruluyor.

     1906 yılında Selanik’te kurulan cemiyetin ismi, “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti”.

     Bu cemiyet, Osmanlı’nın yıkılışından sonra laik – kemalist ve ırkçı bir rejim kuran İttihat – Terakki (İT) hareketinin ilk çekirdeği. Cemiyeti kuran kadro, henüz gerçek niyetini açığa vurmuş değil; bol bol İslamî söylemler kullanıyor ve “Müslüman bir hareket” görüntüsü veriyor. Gizli bir hareket olarak hücre esasına göre örgütlenen cemiyet, kısa sürede Manastır kolunu oluşturuyor. Hızla büyüyen “Osmanlı Hürrriyet Cemiyeti”, bir yıl sonra (1907) Avrupa koluyla birleşerek “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” adını alıyor.

     1906 yılında Selanik’te “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti” kurulduktan bir yıl sonra, 1907’de  Ohri şehrinde başka bir cemiyet kuruluyor: “Cemiyet-i İslamiye”.

     Süleyman Kani Bey’in “Ohri kaymakamlığı” görevi sırasında Mısırlı Yüzbaşı Aziz Bey tarafından Mayıs 1907’de “Cemiyet-i İslamiye” adıyla kurulan ve sonra “Cemiyet-i Hususiye-i İslamiye” adını alan bu cemiyet, gerçek anlamda İslamî bir hareket.

     Cemiyetin kurucu kadrosu içinde Mısırlı Yüzbaşı Aziz Bey, Debreli Muharrem Ağa, Ohrili Sami, Şaban Ağazade Lütfi, İsmail Ağazade ve Sabri Efendi gibi bölgenin ve kendi devirlerinin önemli isimleri var.

     Yüzbaşı Aziz Bey, Bulgar komitecilerinin verdikleri zararlara Müslümanlar’ın da aynı şekilde karşılık vermeye hakları olduğunu her fırsatta dile getiriyor ve ortak bir tavır için teşvikte bulunuyor. Halkın sabrı taşmış olduğundan eşraftan bazı kişilerle Aziz Bey arasında “zarara zarar, kana kan” esasına dayalı bir “Cemiyet-i Hususiye-i İslamiye” kurulması konusunda anlaşma sağlanıyor.

     Cemiyet, önce icraat için 5 kişilik bir İslam çetesi teşkil ediyor ve daha sonra bu sayı 7’ye çıkarılıyor. İlk icraat olarak 22 Temmuz 1907 günü bir Müslüman çiftliğine saldıran üç Bulgar pusuya düşürülerek öldürülüyor. Daha sonra da bu tarz eylemler devam ediyor. Bulgarlar verilen karşılık üzerine Meşrutiyet’in ilanından 3 ay önce saldırılarını bırakmak zorunda kalıyorlar.

     Ohri’deki bu İslam Cemiyeti, Nisan 1908’e kadar faaliyetlerine devam ediyor. Peki neden bu tarihe kadar?

     Çünkü bu tarihten sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti perde arkasından çıkarak işleri doğrudan ele alıyor. İttihat ve Terakki teşkilâtlanma aşamasını Ohri’de bu şekilde takibata uğramadan rahat geçiriyor.

     Bağımsız bir İslamî cemiyet olan ve aslında Balkanlar’daki Hristiyan saldırılarına karşı Müslümanlar’ın direniş kıvılcımını ilk ateşleyen hareket olan Cemiyet-i İslamiye, o dönemde henüz gerçek kimliğini ortaya koymamış, ırkçı ve laik yüzünü gizleyen, İslamî bir cemiyet görüntüsü veren İttihat – Terakki’nin içinde KENDİ ARZUSUYLA eriyip gidiyor; bu cemiyetin bir alt cemiyeti haline geliyor.

     Direnişi Cemiyet-i İslamiye başlatıyor ama İttihat Terakki perde arkasından gelerek ipleri eline alıyor.

     İttihat Terakki, Balkanlar’daki Müslümanlar’ın Ohri şehrinde başlayan İslamî direniş hareketini kırıyor aslında ama Cemiyet-i İslamiye o dönemde bunun kesinlikle farkında değil. Ohri mahrecli Cemiyet-i İslamiye, Selanik mahrecli İttihat ve Terakki’yi bir “kardeş cemiyet” olarak görüyor ve kendi arzusuyla bu cemiyete eklemleniyor.

     Şimdi burada ister istemez şöyle bir soru aklına takılıyor insanın: Eğer Ohri’de Cemiyet-i İslamiye’yi kuran Müslümanlar biraz daha basiretli olsalardı veya İttihat ve Terakki’nin gerçek yüzünü o dönemde görebilseydiler, o zaman tarihin akışı nasıl seyrederdi?

     Ben şahsen böyle bir durumda bile Osmanlı’nın mukadder yıkılışının gerçekleşeceğini düşünüyorum, ve fakaaat, kimbilir, herşeyin en doğrusunu bilen Allâh’tır, belki de Balkanlar’da başlayan ve Anadolu’nun kaderini belirleyen direniş hareketinin öncülüğünü Cemiyet-i İslamiye yapacaktı.

     Osmanlı yine yıkılacaktı ama, Osmanlı’nın yerine belki de ırkçı – laik bir rejim değil, İslamî bir devlet kurulacaktı.

     Başka bir ifadeyle, Osmanlı’nın yıkılış sürecinde “Selanik eksenli bir dönüşüm” değil de “Ohri eksenli bir dönüşüm” yaşamış olsaydık, belki de şimdi çok daha farklı bir ülkede yaşıyor olacaktır, kimbilir.

     Belki.

sediyani@gmail.com

 

HAMİŞ:

Yukarıdaki makale, yaklaşık 10 aydır devam ettirdiğimiz Balkan Dosyası’nın son yazısıdır.

Böylece 11 Aralık 2010 tarihinde başlattığımız Balkan Dosyası’nı, “Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri” adlı 21 bölümlük gezi yazısı, Arnavutluk hakkında 5 makale, Makedonya hakkında 5 makale ve bir de “Balkan Teşekkürü” başlıklı bir teşekkürname olmak üzere toplam 32 yazıyla tamamlamış bulunuyoruz.

Kitaplaştırma amacıyla kaleme aldığımız ve 1912 tarihinin 100. yıldönümü olan 2012 senesine sadece 3 ay kala tamamlandığı için aslında tam da en uygun bir zamanda hazırladığımıza inandığımız Balkan Dosyası’na 10 ay boyunca gösterdiğiniz ilgi ve teveccüh için can-ı gönülden teşekkür ediyorum.

Bu Seyahatname’de “şiir ülkesi”ni gezdik ve “şiir gibi bir gezi” yaptık. Bir sonraki Seyahatname’de başka bir “şiir ülkesi”ni gezecek ve yine “şiir gibi bir gezi” yapacağız.

Fakat bir sonraki gezide Türkiye’deki dünyada her şeyden daha çok sevdiğim ve her şeyin en güzeline layık olan siz sevgili kardeşlerime Batı’dan değil Doğu’dan sesleneceğim. Bu kez konumumuz öncekinin tam tersi; siz bana göre “batıda” olacaksınız, ben de size göre “doğuda”.  

Aynı “sevgi inancı”na sahip olan ve aynı “gönül dili”ni konuşan bizler için önemli değil bu.

Doğu da Allâh’ındır, Batı da.

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum