ODTÜ'de özrü kabahatinden büyük faşizm

07.09.2013 13:40

Yasin Aktay

ODTÜ'de başörtülü öğrencilere yönelik kendi hemcinslerinin taciziyle ilgili haberi duymayan kalmadı herhalde. Videosunu bir kaç defa izlediğim hadise ne yazık ki beni fazla şaşırtmadı. Yazık ki, diyorum, çünkü şahsen mezun olduğum ODTÜ'deki ideolojik hegemonyanın ne kadar baskıcı, faşizan bir hal almış olduğuna defalarca içim kan ağlayarak tanık olmuşluğum vardır.

Kuşkusuz bu sözlerim ODTÜ'lülerin tamamını, hatta çoğunu ilzam şeyler değil. Üniversitenin her biri alanında gerçekten önemli başarılara imza atan, ideolojik saplantılardan uzak çok sayıda öğretim üyesi ve öğrencinin olduğunu da biliyorum. Ancak oradaki faşizan ideolojik hegemonyanın oluşumunda o türlerin bir katkıları olmadığı gibi, oluşmasını da engelleyemiyorlar. Neticede solculukları kendilerinden menkul, konuştukça faşizm üreten, ürettikleri faşizmin cenderesi içinde kendini bile tanıyamayacak hale gelen örgütlü yapıların belirlediği bir ortam hakim oluyor.

Videoyu izlemişsiniz. İki kız öğrenci ellerinde taşıdıkları'Dikkat cemaat var' yazılı pankartlarla başörtülü öğrencileri taciz ediyor, onları oradan kovmaya çalışıyor. Başörtülü kızların oralı olmama tepkisine karşılık yanlarına gelen başka kız ve erkek öğrencilerle birlikte başörtülü kızlar bir anda kendilerini neredeyse bir linç ortamında buluyorlar.

Pankartları taşıyan kızlar, belli ki bir alan korumaya çalışıyorlar, hırçın kediler gibi bir hinterlandı korumanın mücadelesini veriyorlar. Kovaladıkları kızlar ne kadar beladan kaçmaya çalışsalar da bunlar büyük bir kahramanlık duygusu içinde kovalayabildikleri kadar kovalıyorlar hemcinslerini.

Olayın bizzat destekleyenler tarafından internete verilmiş olduğu anlaşılıyor ki, burada yapılan işten ne kadar emin olunduğunu gösteriyor. Bir şekilde olay 'ODTÜ'de başörtülülere taciz' diye sunulunca kabahatin kendisinden daha büyük özürler ifade edilmeye başlandı.

Neymiş efendim, pankartlı kahraman kızlarımızın ve onlara alkış tutan arkadaşlarının tepkisi başörtülü olmaya değil, cemaatçi olmaya imiş.

Aslında, başörtüsünün yasak olduğu dönemlerde, başörtülü öğrencilerin itilip kakılmasına karşı bu öğrencilerin abileri ve ablalarının aynen böyle bir şakşakçılık yaptıkları olaylar da fazlasıyla vakidir, hem ODTÜ'de hem de başka üniversitelerde ya bunu geçelim. Bu muamelenin kendisi insanlık dışı, faşizan ve utanç verici bir muamele. Bunu bir cemaat mensubunun hak ettiğini nereden çıkarıyorlar acaba? Kendileri en disiplinli ve hiyerarşik şekilde örgütlenmiş yapılar içinde yer alanların cemaat kavramını bu kadar demonize etmesi de ne oluyor peki?

Öğrenci hakları, öğrenci dayanışması, öğrencinin örgütlenme ve ifade özgürlüğü falan hak getire. Bunların bu kadar ulvi değerlere ayıracak ne zamanları ne de engin gönülleri var. Onlar için üniversitelerin özgürlüğünden kasıt, üniversitelerin kendi faşizan ideolojilerine mülk olmasıdır. Daha aşağısı da kurtarmaz.

Öğrencilerin özgürce örgütlenmesi ve siyaseti özgürce yapması hususunda bin dereden su getirirler ama aslında kast ettikleri bütün öğrencilerin kendi faşizan cemaatlerine mürit olmasından başkası değil. O yüzden başörtülü öğrenci neden taciz edildiğini sorduğunda gayet pişkin ve gayet doğal bir hakkıymış gibi 'biz ODTÜ'de cemaatçilere örgütlenme imkanı sunmuyoruz' diyebiliyor.

Bu nasıl bir kimlik duygusu? Bu nasıl bir şımarıklık? Bu nasıl pişkinlik? ODTÜ gibi bir üniversitede başkalarına bu kadar tahammülsüz bir neslin yetişebiliyor olması tek kelimeyle endişe verici bir durum. İstediklerine örgütlenme imkanı sunabilen, istemediklerine sunmayabilen bir makam bu. Sanırsınız ODTÜ'de bir öğrenci değil, insanlara neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verebilecek bir ilahlık makamı. Sokrates'ten beri (tabi felsefe tarihi itibariyle, yoksa daha kadim bilgelik tarihi itibariyle Hz. Adem'den beri bilinen) bilginin en büyük paradoksu, insanın cehaletini daha fazla artırma ihtimali. Öğrendikçe tevazusu artan, ne kadar şey bilmediğini daha fazla öğrenen bilgeliğin yerini, bu öğrenilmiş cehalet alınca ortaya böylesi bir faşizm çıkıyor. Faşizmin en önemli özelliği zaten kendini, yani sınırlarını, yani haddini bilmez oluşudur.

Aydınlanmış despotizmin, o en kendini bilmez halinin ODTÜ'de ortaya çıkıyor olması bu paradoksun tarih boyunca hep tekrarladığının önemli bir göstergesi. Başka insanlara şu veya bu nedenlerle tahammülsüzlük, ırkçılık, iktidar ve hegemonya duygusu en arkaik insani duygulardır ve ODTÜ'de kendini devrimci görenlerin tam da bu arkaik duygulara esir olduklarını görmek trajik bir durum.

Bu olay ne yazık ki ODTÜ'de münferit değildir, orada kendilerinden başka hiç kimsenin örgütlenmesini hak olarak görmeyen, hatta haksızlık olarak gören örgütsel yapılar var. İsterseniz gidin bir fakültenin ilan panosuna bakın, Selçuk, Erciyes, Muş, 100. Yıl veya başka herhangi bir taşra üniversitesinde görebileceğiniz çeşitliliği görebilir misiniz? Bu tekdüzelik, ODTÜ öğrencileri arasında bu çeşitliliğin olmamasından mı kaynaklanıyor yoksa o örgütlü yapıların faşizan baskılarından mı?

Mezuniyet törenlerinde açılan Gezi parkı eylemleri ile ilgili pankartlar, esasen bu faşizan tutumun ne yazık ki ODTÜ yönetimince de bir hayli cesaretlendirildiğini gösteriyor. O pankartların içeriğine asla katılmayan yarıdan fazla öğrenci vardı ama bütün öğrenciler adına imiş gibi gösterilerek, diğer öğrencileri yok sayan, onları bastıran bir faşizm.

Üstelik bu faşizan dilin en çok tekrarladığı slogan da 'faşizme geçit yok!' tur. Oysa şeytan onlara en kolay yerlerinden yaklaşmış ve onları esir almış bile, haberleri yok, faşizmi başka yerde aramaya da gerek yok.

Yeni Şafak

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim