Öcalan'ın anlama sorunu

25.07.2011 04:46

Yasin Aktay

Silvan'daki PKK saldırısının aynı zamanda Öcalan'a karşı bir darbe olduğu söylendi. Çünkü Öcalan kısa bir süre önce devletle görüşmelerin iyi gittiğini, sorunun çözümü hususunda hükümetten güçlü bir irade beyanı almış olduğunu söylemiş ve bu yüzden 14 Temmuz'da bitmesi beklenen eylemsizlik sürecinin devamını emretmişti.

Yıllardır "Öcalan'ın iradesi irademizdir" çizgisini iyi-kötü hem devlete hem Türkiye kamuoyuna kabul ettirmiş olan PKK'nın tam bu isteği gerçekleşmişken Öcalan'ın iradesinin aksine en sansasyonel ve provokatif eylemliliğe geçmesi doğal olarak Öcalan'ın iradesini hiçe saydığının açık bir işareti sayıldı. Gerçi, Kandil'den Cemli Bayık, bir yandan Öcalan'ın ifadelerindeki bazı muğlâklıklara sığınırken bir yandan da Öcalan'ın devlet tarafından yanıltıldığı veya oyalandığı, dolayısıyla bu muğlâklığın kendisinin de ayrı bir mesaj içerdiğini söyleyerek kendi eylemle Öcalan'ın şahsı arasında bir uzlaştırma yoluna gitti. Böylece aslında Öcalan'ın her ne kadar eylemsizliğin devamını ister gibi görünse de bu konuda KCK'nın durum değerlendirmesi yaparak inisiyatif geliştirebileceğinin anlaşıldığını söyledi. Silvan saldırısı ile Öcalan'ın yansıyan iradesi arasındaki ilgiye dair ilk algılar Öcalan'a karşı bir darbenin gerçekleştirildiği yönünde olmasına karşılık kısa süre içinde "Öcalan iradesiyle ilgili algı" Kandil iradesi doğrultusunda restore edildi.

Aslında bu olay Öcalan'ın nasıl bir fenomen haline gelmiş olduğunu gösteren mükemmel bir örnek oldu. Öcalan tutuklandığı gün itibariyle Kandil'de baş gösteren "düşman elinde tutsak önderlik makamının ne kadar dikkate alınabileceği" yönündeki tartışma kısa süre içinde Öcalan otoritesi lehine sonuçlandırılmıştı. Bunun nasıl gerçekleşmiş olduğunu bizzat avukatlarının anlattıkları göstermişti. PKK üzerinde bir Öcalan otoritesi lazımdı ve bu otoritenin Öcalan'ın şahsıyla uzaktan yakından ilgisi olmayacaktı. Öcalan bir semboldü ve bu sembolden yararlanılarak PKK ve Kürt ulusalcılığı idare edilecekti.

Bugün Öcalan'ın yaşanmakta olan Kürt veya PKK sorunu konusunda tek otorite olduğu ısrarla anlatılmak istense de Öcalan'dan yansıyan iradenin sonuçta birkaç süzgeçten geçen bir muğlâk metin olduğuna kimse dikkat etmiyor. Öcalan'ın avukatlarına anlattıklarından tutulan notlar birkaç süzgeçten geçirilerek adeta yeniden yazılıyor ve istenilen metinler Fırat News aracılığıyla kamuoyuna duyuruluyor. Bu metnin Öcalan'ın niyetiyle ne kadar ilgisi kaldığıyla ilgilenecek hal kalmamışsa, herkesi bir ideolojik cinnet hali yakalamış demektir.

Özellikle ölmüş şahıs kültüne dayalı ideolojilerde bu durum çok olağandır. O şahsın söylemleri üzerinde bir yorum tekeli vardır. Adına ortodoksi denilen bu yorum tekelini elinde bulunduranlar kendi yorumlarını "aslına en uygun anlam" olarak sunarlar, o ideoloji adına bir statükoyu da tesis ederler. Oysa biraz irdelendiğinde adına konuştukları şahsın hiçbir önemi yoktur. Onu istedikleri gibi kendileri konuştururlar.

En yakından yaşadığımız örneklerden biri Kemalizmdir. Kemalizmi bir ideoloji olarak tesis edenler Atatürk'ü istedikleri zaman istedikleri şekilde yeniden yorumlamış ve ondan istedikleri zaman faşist bir figür, istedikleri zaman da sosyalist, ulusalcı, halkçı, darbeci figürler üretmişler. Darbe yapmak istedikleri zaman Atatürk'e dayanmışlar, Batıcı bir yaşam tarzı veya politikalar uygulamak istediklerinde ona uygun bir Atatürk söylemi işletmişler. Atatürk'ün bu kullanışlılığını keşfeden bazı muhalifler kendi Atatürklerini üretmeye cüret edince ortodoksinin silahlı koruyucuları "hop" demişler. "Atatürk'ün doğru yorumunu yapmak sizin harcınız değil". 28 Şubat döneminde "Atatürk yaşasaydı Refahçı olurdu" diyen Erbakan'a karşı Çevik Bir'in verdiği sert tepkiyi hatırlayalım.

Oysa Atatürk'ün ne kemalizmle ne de bütün bu söylemlerle hiçbir ilgisi yoktu. O yaşadığı dönemde belli olaylar karşısında kendi sınavını iyi-kötü vermiş biriydi ve öldükten sonraki hadiseler karşısında bir tutum alması sözkonusu olamazdı. Oysa her olayın karşısında statükocuların durduğu yerin hemen bir yanına bir Atatürk koltuğu ayırmaları ritüel bir rutin haline geldi.

Manastır rahiplerinin kendi diktikleri putların arkasından, o putlar adına halka kendi mesajlarını vermesi de tipik bir putperest görüntüsü. Bu putun kimi temsil ediyor olduğu çok önemli değil. Ne yazık ki bazen çok iyi insanlar da (mesela Hz. İsa, Hz. Musa gibi peygamberler bile) bu putperest otorite kurma yolunun araçları haline getirilebiliyorlar. Tabii ki onlar kendilerini putlaştıranların davranışlarından masumdurlar.

Bugün Öcalan'ın şahsına yapılan da aynı şey. Onun ne söylediği hiç önemli değil. Önemli olan hangi şartlarda ona ne söyletildiğidir ve Öcalan'ın şahsının kendisi adına ne söyletildiği üzerinde bir kontrolünün olduğunu hiç sanmıyorum.

İşin Öcalan açısından trajik olan tarafı, diğer bütün ortodoksi figürleri öldükten sonra, yani kendi ifadelerinin nasıl anlaşılacağı üzerinde hiçbir kontrollerinin kalmadığı bir andan itibaren bu araçsallığa düçar oluyo. Oysa Öcalan daha diri diri bu muameleye maruz kalıyor. Ölmeden önce onun putu dikilip o puta istenilen her şey söyletiliyor. Ona söyletilen şeyler işe yaramadığında da söylediği sanılan şeyler hemen yok sayılıp istenilen şekillerde yorumlanabiliyor. Ulaştırıldığı kutsallık düzeyi dolayısıyla hiç kimse onunla doğrudan çatışmaya giremiyor, girenler bile onunla uzlaşacak farklı bir yorumla bu işi göze alabiliyor.

Tabii ki bu çekingenliğin tek kaynağı kutsallık değil, o kutsallığı dayatan bir silahlı güç de var tabi, tıpkı bütün ortodoksilerin en ham hallerinde olduğu gibi...

YENİ ŞAFAK 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim