1. YAZARLAR

  2. Oral Çalışlar

  3. Öcalan etkeni ve toplumsal algı
Oral Çalışlar

Oral Çalışlar

Yazarın Tüm Yazıları >

Öcalan etkeni ve toplumsal algı

A+A-

PKK’nın silahları bırakması için Öcalan’ın tayin edici bir aktör olduğu belliydi. Bunu devlet de biliyordu, bizler de söylüyorduk. Yıllarca hep çok ağır ifadelerle anılmış bir ismin “meşru bir aktör”e dönüşebilmesi için farklı bir psikolojik rüzgârın esmesi gerektiğinin de farkındaydık.

Çözüme odaklandığınızda, doğal olarak, “aktör”leri o gözle incelemeye ve değerlendirmeye başlıyorsunuz: Öcalan’ın “çözümde etkili” olabileceğinin kabulüyle, devlet içinde “sorunu halletmeye karar verme iradesi”nin oluşması, birbirine paralel ilerledi.

Tabii sorun “Öcalan’ın PKK üzerindeki etkisinin netleşmesi”yle bitmiyor. Uzun süreden beri üzerinde çalışıldığı bilinen “yol haritası”nın yol kazalarından korunabilmesi için birçok açıdan özen gerekli.

Olumlu olumsuz aktörler

PKK/BDP tarafında da, devlet tarafında da, değişik aktörler var. Tüm aktörlerin gerçek bir uyum içinde hareket etmesi ve bütün sürecin denge içinde yönlendirilebilmesi, elbette kolay değil.

Sonuçta, “İmralı’ya BDP’den kimin gideceği”nin bile sorun olduğu bir süreçten söz ediyoruz... Neredeyse 15 gündür bu tartışıldı, spekülasyonlar yapıldı. Araya yine Öcalan’ın girmesiyle engelin aşıldığına tanık olduk.

Öcalan, kendi tarafındaki aktörleri “bir düzen içinde tutma” bağlamında şimdilik duruma egemen. Devlet tarafından etkili bir kısıtlama gelmezse, giderek süreci bütünüyle yönetebilecek konuma gelebilir. PKK içinden bazı itirazlar gelebilse de, bunların gelişmeleri engelleyecek büyüklükte olabileceğini sanmıyorum.

Devlet içinde de şu anda bir uyumdan söz edilebilir: Hükümet, asker, güvenlik ve istihbarat güçleri uyumlu davranıyor. Muhalefet partilerinden de son günlerde yol haritasını sabote edebilecek bir engelleme gelmiyor.

Başbakan Erdoğan, toplumun “yolculuk”a iknası açısından kritik bir özne. Kemikleşmiş alışkanlıkları sarsarak barış düşüncesine somut bir temel oluşturabilecek ağırlığa sahip. Kendine özgü iletişim tarzı, risk almayı ve sürprizleri seven, sert ama toplumun önceliklerini algılayabilen dili önemli. Milliyetçiliği reddettiğinde, barış için riskleri göze aldığını ifade eden bir duruş sergilediğinde, ülkedeki psikolojiyi şekillendirebiliyor.

Risklere gelince: Türkiye’de siyasetin esneklik katsayısı ne yazık ki çok düşük. Dil sertleşebiliyor, ânında köprüler atılabiliyor, farklılıkların zenginlik değil tehdit olarak algılandığı “otoriter psikoloji” kolayca zemin kazanabiliyor.

Önümüzde, toplumun bütün katmanlarının dikkate alınması, en uçta olanların bile tarafsızlaştırılması, tavırlarının yumuşatılması gibi psikolojik yoğunluğu yüksek meseleler var... Duyguların yerine gerçeklerin, hayallerin yerine toplumsal olguların öne çıkması gereken bir zamandayız.

Barışın kıymetini en çok savaşanlar bilebilir. Özgürlük düşüncesini, en çok, özgürlüğü kısıtlananlar olgunlaştırabilir... Öcalan 14 yıldır tek kişilik hücrede, özgürlüğün ne olduğunu en iyi bilebilecek yoksunlukları yaşadı. Mandela 27 yıl kalmıştı hücrelerde. Öcalan bir Kürt gerçeği... Tıpkı Mandela’nın Güney Afrika gerçeği olduğu gibi.

Şimdi hedef çözüm... Yenilikçi çözüm adımlarının, farklı bir bilincin eşiğindeyiz. Değeri sonraki yıllarda daha iyi anlaşılabilecek “kapılar”ın açılış sancılarını yaşıyoruz.

oralcalislar1@gmail.com

TARAF

 

YAZIYA YORUM KAT