Öcalan 1 Eylül 1998'de ne demiştii?

02.09.2011 00:21

Murat Aksoy

Dün 1 Eylül Dünya Barış Günü'ydü. Türkiye ne yazık ki bütün çabalara rağmen barıştan uzak. Ortada barış çağrıları var ama sonuç alınamıyor. Eğer bir ülkede bu kadar çok barış çabasına rağmen halen savaş varsa bunun üzerinde düşünmekte yarar var. Geçen yazıda bu çabaların iki nedenden dolayı sonuçsuz kaldığını yazdım. İlki bu çağrıları yapanların, imza kampanyaları düzenleyenlerin dar cemaatçi bakışları ile birlikte STK'cılık hastalığına kapılmış olmaları; ikincisi ise Kürt sorunu özelinde çağrı yapanların taraf olmalarını dikkate almadan yanlış muhataba seslenmelerinin buna yol açtığını yazdım. Bu noktadan devam etmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Bazı yazarlar gelinen noktada Kürt sorunu ile PKK ve terörle mücadele konusunu birbirinden ayrılmaz parçalar olarak görüyorlar. Elbette sebep-sonuç ilişkisi açısından aralarında bir illiyet bağı var ama bugün gelinen noktada artık Türkiye içerde genel olarak demokratikleşme ve özel olarak da Kürt sorununu çözme konusunda adımlar attıkça, PKK'yı var eden nedenler ortadan kalkıyor. Türkiye 1980'lerden, 1990'lardan çok farklı. Elbette bu farkı, 4/4'lük tam demokrasi ile tarif etmek mümkün değil ama en azından hedefin o olduğu bir siyasal hayat başladı. Darbe girişimleri ile yüzleşen, asker-sivil ilişkilerini normalleştirmeye çalışan bir ülkeden bahsediyoruz. Kürt sorunu bu normalleşmenin önemli, olmazsa olmaz parçalarından birisi. Siyaseti reddeden, şiddeti önceleyen ve ona destek veren hiçbir siyasal ve sivil hareketin yaşama şansı yok. Bu BDP ise, onun da yok.

Bu yüzden bu yılın başından itibaren artan PKK şiddetinin nedenini hiç kimse, tek başına Kürt sorununun çözümsüzlüğü olarak açıklayamaz. Artan PKK şiddetinin tek bir anlamı var; Kürt sorunu üzerinde devşirilmiş güç ile inşa edilen yapının geleceğini garantiye alma arayışı. PKK, Öcalan'ın 4 Şubat'taki avukat görüşmelerinde övgü ile bahsettiği Arap Baharı'ndan çıkan tabloyu ne yazık ki yanlış okudu. PKK şunu fark etmedi. Arap Baharı'nı başlatan ilk domino Türkiye'de devrildi. Mart ayından itibaren benzer süreci bölgede başlattı ve bölgeyi terörize etti. Kürtler için değil kendileri için bir savaş istediler. Öcalan'a rağmen kendi küçük iktidarları için kendilerinden büyük bir savaşa girdiler.

PKK'nın başvurduğu bu şiddeti, uluslararası arenada haklı gösterme şansı yok. Tabii PKK'nın hiyeraşik olarak altında olan KCK'nın, DTK'nın ve BDP'nin de. Bakmayın siz Leyla Zana'nın uluslararası kurumlara yazdığı mektuplara. Bu çabalar sonuçsuz kalmaya mahkum, bunu herkes biliyor.

Öcalan 1999'da DGM'de yaptığı savunmaya 1 Eylül 1998'de ilan ettikleri ateşkese atıf yapar ve; "Savaş, eğer çok önemli bir çelişkiden kaynaklanmıyorsa bir çılgınlıktır. Özellikle anlamsız terör, şiddet, insanlık ilişkilerinde asla yer almaması gereken bir olgudur" der. Aynı savunmada Öcalan 'her savaşın bir barışı vardır' kuralını hatırlatır ve devam eder; "Ancak, demokratik çözüm tarzının zenginliği karşısında, ayrı devlet, federasyon, otonomi ve benzeri yaklaşımların bile, geri ve bazen çözümsüzlüğe yol açtığını pratikle görünce; demokratik sistem üzerinde yoğunlaşma, bana çok önemli geldi. Bunda askeri, silahlı güç yolunun giderek tıkanmasının da büyük payı vardır." Bu savunmayı bugün PKK liderlerinin yeniden okumasında fayda var. Tabii savaşı savunanların da.

Demokratikleşen Türkiye'nin önünde yeni anayasa süreci var. Bu süreç Kürt sorununun çözülmesi için de önemli bir fırsat. Kürt sorununu demokrasi ile çözmeyi hedefleyen Türkiye, diğer taraftan terörle mücadele konusunda da yeni adımlar atmaya hazırlanıyor. Belki Türkiye ilk defa terörle gerçek anlamda mücadele süreci başlatacak.

Eğer PKK gerçekten Kürt sorununun daha hızlı çözülmesine katkıda bulunmak istiyorsa başlattığı şiddete son vermeli; Öcalan'ın çağrısını beklemeden silah bırakmalı ve sınır dışına çekilmeli. Bundan sonra yapılacak barış çağrıları da, eğer etkili olmak istiyorsa çağrılarının ana muhatabı PKK olmak zorundadır. Ve bu çağrıların üç hedefi olmalıdır; i)yeniden eylemsizlik, ii)silah bırakma ve iii)sınır dışına çekilme.

Bugün bölgede barış isteyen demokrat Kürtlerin, Batı'da yaşayan ve Türkiye'nin demokratikleşme sürecinin ana aktörünün AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan olmasından rahatsız olan dar cemaatin fikri ve STKcılık üzerinden kurdukları maddi hegemonyadan kurtulması şarttır. Çünkü bu beylerin derdi Kürt sorununun çözülmesi değil, AK Parti'nin iktidardan gitmesidir. Bunu siyaseten yapamadıkları için Kürtler ve Kürt sorunu üzerinden yapmaya çalışıyorlar. Kendi başarısızlıklarını Kürtler üzerinde örtmeye çalışıyorlar. Kürtlere de, Türkiye'ye de yazık ediyorlar. Kürtler üzerine oynanan bu oyunu bozacak iki aktör var; ilki partisiz demokrat Kürtler, ikincisi de eğer varlarsa ve cesurlarsa demokrat BDP'liler.

Ancak dün Kadıköy'de yaşananlar BDP'nin içinde demokratların olmadığını gösterdi.

YENİ ŞAFAK 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim