1. YAZARLAR

  2. Yasemin Çongar

  3. Obama’nın Vietnamı
Yasemin Çongar

Yasemin Çongar

Yazarın Tüm Yazıları >

Obama’nın Vietnamı

A+A-

Ölümlüler arasındaki kavganın, “Tanrı’nın ruhuyla Şeytan’ın ruhunun çatışmasının sonucu” olduğuna inanan Zerdüştilerin anayurdudur Helmand. Yosun yeşili akan tek bir nehir ortasından geçmese ve uçsuz bucaksız düzlükleri ateşten bir şal gibi örten gelincik tarlaları olmasa, muazzam bir kükürt yatağını andıran limon sarısı bir çölden ibaret kalacak olan üç renkli bir memlekettir...

Yani bir tür cennettir.

Dünya haşhaş ekiminin yaklaşık yarısı burada yapılır; Batı piyasasına çıktığında toplam değeri 30 milyar doları aşan afyon, ortalama dokuz çocuklu Helmandlı bir çiftçiyi, ayda sadece yüz dolar gelirle yoksulluk sınırının altında yaşatır... Yani bir tür cehennemdir.

Helmand’ın bundan üç yıl önce görüp vurulduğum üç rengi, dün CNN ekranını kuşatmıştı. Gözlerine kömürle sürme çekmiş, siyah türbanın altından sarı perçemleri dökülen Helmandlı çiftçi Han Muhammed, tarlasını bırakıp Kabil yakınlarındaki bir mülteci kampına kaçmış, kilden bir kulübenin içinde çömelerek anlatıyordu:

“Amerikan baskısı nedeniyle Helmand’ı terk ettik. Taliban tek kurşun atsa, Amerikalılar bütün bir köyü bombalayarak karşılık veriyor... Amerikalıların memleketimizde ne işi var? Ne diyebilirim ki, takatimiz kalmadı.”


Amerikan Başkanı Barack Obama’nın Afganistan’a 30 bin takviye asker kararını açıklayacağı gün, bir Amerikan televizyonunda yayınlanan bu haber, Helmand’daki kadar Washington’daki huzursuzluğu da yansıtıyordu bence.

Obama, ben bu yazıyı yazarken henüz başlamamış olan kritik konuşmasında “yeni Afganistan stratejisi”ni duyuracak; daha doğrusu Bush’tan miras eski stratejide küçük rötuşlar yaparak Afganistan’daki hezimeti önlemeyi son kez deneyeceğini, bu kelimelerle olmasa bile, anlatmaya çalışacaktı.

Obama’nın, Başkan Yardımcısı Joe Biden ve ABD’nin Kabil Büyükelçisi emekli Korgeneral Karl Eikenberry’nin bütün muhalefetine rağmen aldığı “takviye birlik” kararı, gerçekten de bir “son deneme” olacak.
Ancak bu denemenin, Obama’nın ikinci kez seçilmek için yarışacağı 2012’ye kadar uzaması, akıtılacak kan ve para bakımından da ziyadesiyle pahalıya mal olması kuvvetle muhtemel.

Obama’nın planı özetle şu:

Mayıs 2010’a dek Afganistan’daki Amerikan askeri sayısı toplam 100 bini bulacak...

Bu birlikler, başta Kandahar olmak üzere Taliban’ın kuvvetini pekiştirdiği kentlerde denetimi yeniden ele geçirmeye çalışacaklar. Amerikan ve NATO askerleri, sekiz yıldır diriltilmeye çalışılan ancak hâlâ kendi ayakları üzerinde duramayan Afgan Ulusal Ordusu’yla birlikte operasyonlar yapacak ve nihai amaç olarak, bu ordunun güvenlik görevini her yerde devralmasını hedefleyecek. Ayrıca, mensuplarına para, ulusal orduda iş ve aşiretlerine dönüş imkânı temin edilerek Taliban’ın “altı oyulmaya” çalışılacak. Bu esnada, ABD’nin NATO’dan Afganistan’a daha fazla katkı istemesi, özellikle kritik bölgelerdeki asker sayısının yükseltilmesi için müttefik başkentlere baskı yapması mümkün; baskının müspet sonuç vermesi ise pek kolay görünmüyor.

Esasen, Obama’nın yakın çevresinde Afganistan konusunda derin bir huzursuzluk olması da bu yüzden... Amerikan halkının büyük bir kesimi “daha fazla savaşmak” istemiyor; Amerika’nın müttefikleri, Afganistan’a ölmeye gitmek istemiyor... En önemlisi, birçok uzmana göre, Afganistan’da savaşın daha fazla askerle kazanılabileceği eşik çoktan geçildi, Helmandlı Han Muhammed gibi milyonlarca Afgan vatandaşı, Taliban ile Batılı askerler arasında sıkışıp kalmaktan usandı artık.


İronik olan şu ki “Bush’un Vietnamı” olarak nam kazanan Irak Savaşı’ndakine benzer bir bataklığın şimdi Afganistan’da Obama’yı beklemesi ihtimali giderek kuvvetleniyor. Afganistan’ın birçok açıdan “Vietnam’ın tekerrürü” olduğu tezi, Obama’nın çevresinde rağbet gören bir tez; bu da ironiyi katmerlendiriyor.

Öyle ya, tıpkı Vietnam gibi Afganistan da, ABD bu ülkeye müdahale etmeden önce, bir Avrupa ülkesini on yıla varan savaşta altetmiş, sonraki on yılı da iç savaşla geçirmişti. Tıpkı Vietnam’daki gibi Afganistan’da da, ABD’nin savaştığı kuvvetler, kontrolsüz bir sınırın ötesinde sağlam bir barınağa sahipler. Her iki savaş da, 12 bin kilometreye varan bir hat üzerinde, ABD’nin hareket gücünü sıfırlayan çok zor arazi koşullarında veriliyor. Her iki ülkenin nüfusunun da yüzde 80’i kırsalda yaşıyor, okuma yazma oranı yüzde 10’u aşmıyor.

Dahası, Amerikalılar Vietnam’dan sonra Afganistan’da da Amerikan ordu modeline uygun bir yerli ordu kurabilecekleri yanılgısına düştüler. Ve tıpkı Vietnam’da olduğu gibi, Afganistan’da da, Amerika “düşmanı”nı aslında tanımıyor; Taliban’la savaştığını sanırken, daha ziyade, babası tarlasını terk etmeye zorlanmış, okuma yazma bilmez, silahlı Afgan gençlerini kovalıyor. Tabii, zamanında Saigon’daki ABD destekli hükümet Vietnam halkı nezdinde ne kadar meşru idiyse, Kabil’deki yönetim de bugün o kadar meşru. (*)

Başbakan Erdoğan birkaç gün sonra Beyaz Ev’de, Türkiye’nin Afganistan’daki katkısını artıracağını açıklayarak Başkan Obama’ya jest yaparsa şaşırmam. Erdoğan’ın o konuşmada “Vietnam” kelimesini telaffuz edeceğini ise sanmıyorum ama, edecek olsa, “yeni Afganistan stratejisi”nin başarılı olacağına çok da fazla güvenmeyen Obama ne karşılık verirdi, merak ediyorum doğrusu.

(*) Afganistan-Vietnam karşılaştırmasında, Foreign Policy dergisindeki “Saigon 2009” başlıklı makaleden yararlandım.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum