1. YAZARLAR

  2. Ali H. Aslan

  3. Obama'nın Türkiye'de demokrasi testi: Ergenekon
Ali H. Aslan

Ali H. Aslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Obama'nın Türkiye'de demokrasi testi: Ergenekon

A+A-

Ergenekon iddianamesine göre bazı generallerin darbe teşebbüslerinin ayyuka çıktığı 2004 yılının ilk ayları. İlker Başbuğ Paşa, Genelkurmay ikinci başkanı sıfatıyla Washington'ı ziyaret ediyor. O zamanlar Türk Silahlı Kuvvetleri'nce Zaman'a reva görülen 'ölümüne akreditasyon' Washington'da henüz uygulanmıyor.

Yani üst düzey askerî yetkililerin Büyükelçilik'te yaptığı toplantılara Zaman muhabiri de davet ediliyor. Dolayısıyla basın toplantısında Paşa'ya ben de soru sorma imkânı buluyorum. Türkiye'nin demokratik Batı ve NATO ittifakındaki yerine ve önemine işaret ettiğim sorunun son cümlesini şöyle bağlıyorum: Bu muvacehede Türkiye'de darbeler döneminin artık kapandığını söyleyebilir misiniz?

Başbuğ'un o gün o soruyu neden geçiştirdiğini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Ama öteden beri anlayamadığım şey, demokrasi ve özgürlük idealleri üzerine kurulu NATO'da 57 yıldır temsil edilen bir ordudan Ergenekon tipi oluşumların hâlâ nasıl çıkabildiği ve barınabildiği; asker-sivil ilişkilerinde Türkiye'nin komünizm cenderesinden geçmiş bazı yeni ittifak üyelerinin bile gerisinde nasıl kalabildiğidir.

Haddizatında, ironik şekilde, antidemokratik çizgileriyle bilinen bazı komutanlarımızın kendilerini en rahat hissettikleri yerlerden birinin, NATO'nun başaktörü ve hür dünyanın lideri konumundaki ABD'nin başkenti olduğunu görmek bana hep ilginç gelmiştir. Mesela Refahyol hükümetinin düşmesine yol açan 28 Şubat 1997 ültimatomundan kısa süre sonra Washington'da yapılan ve ABD'nin üst düzey askerî ve diplomatik erkânının da katıldığı Amerikan Türk Konseyi (ATC) toplantılarında, askerî müdahalenin başaktörlerinden Org. Çevik Bir'in 'balans ayarı yaptık' diyerek göğsünü gere gere dolaşması gözlerimin önünde.

Türkiye'de tanklı tüfekli (hard core) askerî darbeler Soğuk Savaş döneminden sonra ABD için -üstü örtülemeyecek kadar büyük bir günah olacağından- kabul edilebilir bir durum olmaktan çıktı. Ama yumuşak darbeler hâlâ büyük sorun teşkil etmiyor. Washington, askerin şimdikinden de fazla söz söylediği muhtemel siyasi senaryolarda, Türkiye ile ittifakını başlarda nispeten kısıtlı da olsa devam ettirebileceğini düşünür. Bizdeki 'vesayet rejimi'nin en çok dayandığı dış faktörlerden biri işte budur.

ABD'nin NATO operasyonları ve ikili stratejik çıkarlar bağlamında bel bağladığı Türk Genelkurmayı'nı fazla rahatsız etmeme güdüsü, demokrasiye destek çabalarının hâlâ gerisinde kalmaktadır. Amerikan dış politika ve ulusal güvenlik elitinde baskın olan söz konusu davranış kalıbının Obama döneminde dramatik şekilde değişmesini beklemek ve demokrasi mücadelesinde buna bel bağlamak safdillik olur.

28 Şubat 1997'de başlayan süreç, Clinton yönetiminin Türkiye'de demokrasi idealine saygı ve bağlılığını test etme fırsatı vermişti. Washington, o dönemdeki pasif tavrıyla özgürlük yanlılarını hayal kırıklığına uğrattı. Son yıllardaki ikinci büyük test, geçen hafta ikinci sene-i devriyesini idrak ettiğimiz 27 Nisan 2007 e-muhtırası ve akabindeki AK Parti'ye kapatma davasında yaşandı. O dönemde de Bush yönetimi kokmaz bulaşmaz tavırları ile testi geçemedi. Obama yönetiminin demokrasi konusunda samimiyetini test etme noktasında turnusol kâğıdı vazifesini ise kanaatimce Ergenekon darbecilerine yönelik soruşturma ve dava görecek. Maalesef ilk emareler pek parlak sayılmaz.

Gerek Washington'da gerek Türkiye'de görev yapan birçok Amerikalı diplomatla Ergenekon'u konuştum. ABD Dışişleri mensupları, genelde demokrasi konularında Pentagon'dakilerden daha duyarlı olurlar. Ona rağmen şimdiye kadar 'Türk demokrasisi 2003-04 yıllarında amma ciddi badireler atlatmış. İyi ki darbecilerin üstüne gidiliyor' tipi bir ifade işitmedim. Ve buna çok şaşırdım. Aksine, soruşturmada ve davada Türkiye'deki hukuk sisteminin genel arızalarından kaynaklanan bazı sorunları sıkça nazara veriyorlardı. Darbeci teröristlerin dahi insan hakları tabii ki önemli ve korunmalı. Ama insanın 'Hırsızın hiç mi suçu yok?' diyesi geliyor bazen. Belli ki Ergenekon lobisi Amerikalılar üzerinde iyi çalışıyor.

Ergenekon davası, geçen hafta ABD Dışişleri'nce yayınlanan 2008 yılı terör raporuna girdi. Gerçi mızrak çuvala sığmıyor ama, terörle ilgili bir resmi Amerikan belgesine Ergenekon'un dahil edilmesi olumlu. ABD ve Türkiye'deki muayyen kesimler eminim bundan pek memnun olmamıştır. Diğer yandan, raporda Ergenekon'un bir terör örgütü olup olmadığına dair 'tartışma'nın devam ettiği ve davanın detaylarının 'bulanık' (murky) olduğu da öne sürülüyor. 'Bulanık' ifadesi, benim görüştüğüm Amerikalılarda gözlemlediğim zihin bulanıklığı ile oldukça örtüşüyor.

Bu bulanıklığın, Ergenekon sempatisinden kaynaklandığını iddia etmiyorum. Zira Ergenekon, en azından görünürde, Amerikan karşıtı bir ideolojik çizgide. Öte yandan, çok sayıda Amerikalıyla dostluğu olan Kemal Gürüz gibi bazı kimselerin adının bu davaya karışması belki bazı Amerikalıları biraz duygusallaştırmış olabilir. Ama ABD hükümetini bağlayıcı resmi bir belgede, devam eden davaya ilişkin 'bulanık' gibi taraflı bir ifade kullanılması, sanki bana daha çok özellikle TSK yönetimini ve Washington'a mekik dokuyup mazlum edebiyatı yapan bir kısım 'Beyaz Türk' elitini hoşnut etme kaygısının güdüldüğü izlenimini verdi.

Asıl bulanık olan, ayan beyan ortadaki Ergenekon davası delilleri değil, ABD'nin demokrasi konusundaki tutumu. Ve o bulanıklık giderilmeden, Türkiye'de askerin sivil iradenin alanına giren konularda konuşma ve nizamat verme salahiyetini kendinde görmediği hakiki bir Batı tarzı demokrasi idealine ulaşmak biraz daha gecikecek. Umarız Washington, Türkiye'yi bulanık gösteren Soğuk Savaş döneminden kalma antika gözlükleri bir an evvel çöpe atar.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT