Obama’nın sınırları

09.06.2009 08:00

Mustafa Özcan

Obama’nın konuşmaları artık referans noktası oluyor. Prag Konuşması, Ankara Konuşması ve Kahire Konuşması gibi. Bu konuşmalar daha önce yapılan tarihi konuşmalarla karşılaştırılıyor.

Bu konuşmalardan birisi, Truman’ın Soğuk Savaşın ilanı olan meşhur konuşmasıdır. 1947 yılında Harry Truman meşhur bir konuşma yapar ve bu konuşma Soğuk Savaşın habercisi olur. Aradan 40 yıl geçer ve Sovyetler Birliği Afganistan’da havlu atar ve Reagan Soğuk Savaşın kalbi olan Berlin’de 1987’de bir konuşma yapar ve bu konuşma Soğuk Savaşın bitişini ilan eder ya da zafer ilanı mesabesindedir. Zaten 2 yıl sonra Demir Perde’nin Batı Duvarı, Berlin’de çöker. 9/11 (2001) yeni bir milattır ve Woosley’e göre, İslami hareketlere ve teröre karşı yeni bir dünya savaşı veya dördüncü dünya savaşının başlangıcıdır. Thomas Friedman ise bu yeni savaşı, üçüncü dünya savaşı olarak tanımlayacaktır. İşte üçüncü dünya savaşı veya dördüncü dünya savaşının ABD, Müslümanlar karşısında ilk raundunu kaybetmiştir. Afganistan ve Irak’ta baltayı taşa vurmuş ve 2007 itibarıyla büyük bir ekonomik kriz içine yuvarlanmıştır. General Motors bile bu yıkımdan veya ekonomik kıyametten kendisini kurtaramamıştır. Bundan dolayı Bush’a istihlaf eden Obama, İslam dünyasıyla ateşkes ilan etmek durumunda kalmıştır. Lakin bu, zahirde bir ateşkestir. ABD zahirde ateşkes ilan ederken gizliden gizliye Afganistan ve Pakistan ve Irak’ta operasyonlarına devam etmektedir. Lakin Ankara’da ve ardından da Kahire’de ‘İslam ve Müslümanlar ile savaş halinde değiliz’ diyecektir. Bununla da kalmayarak İslam ABD’nin bir parçasıdır diyecektir. Dolayısıyla Obama’nın Ankara’dan sonra Kahire’de yaptığı konuşma bir ateşkes konuşmasıdır. Lakin İslam ile ABD ilişkilerinde ‘İslâm is part of America’ tanımı yanlış bir terkip ve formüldür. Doğrusu şu olmalıdır: America is part of İslâm. Formülün doğrusu budur. Zira ABD değil, İslam kuşatıcıdır. Aksini savunmak manipülatiftir. Evet, küçük Bush’un İslam dünyasına yönelik olarak açmış olduğu sıcak ve soğuk savaşlar başarısızlığa mahkum olmuş ve Kartaca’dan sonra sıra Roma’ya veya SSCB’den sonra sıra ABD’ye gelmiştir. Ve bu mukadder akibetten kendisini kurtarması da mümkün değildir.

Obama Kahire Üniversitesi’ndeki tarihi konuşmasında ideolojik zıtlıklardan ziyade ortak çıkarlar üzerinde durmuş ve vurgusunu buna göre yapmıştır. Kimilerine göre, taraflardan birisinin yok olması hesabı yerine, stratejisini ortak zemin ve kazan kazan üzerine kurmuştur. Lakin İslam alemi Obama’nın konuşması üzerine üç gruba ayrılmıştır. Kabulcüler, retçiler ve şüpheciler. Şüphecilerin başını İran çekmektedir ve basında bunu temsil edenlerden birisi de El Kuds el Arabi Yayın Yönetmeni Abdulbari Atvan’dır. Abdulbari Atvan, Müslümanların Obama ile balayı dönemlerinin uzun sürmeyeceğini zira bu mesut izdivacın arasına kara kedi olarak İsrail’in girdiğine inanmaktadır. Obama’nın da aradan kara kediyi savuşturma gücü yoktur. Bu kara kedi Çin ile ABD arasındaki Tayvan sorununa da benzememektedir. Obama da bu hususta kendi kendisini bağlayan açıklamalarda bulunmuştur. Obama’nın Bush’dan tek farkı, yerleşim yerleri konusunda açıkça muhalefet etmesidir. Lakin sorun yerleşim merkezleri değil işgalin kendisidir. Yerleşim yerleri meselesi işgalin türevlerindendir ve bunu gündeme getirmek işi hafife almaktır. Hatta çift devlet çözüm modeli de Bush’a ait bir formüldür. Aksine Amerikalılar İsrail için nasıl İran’a karşı üçüncü bir cephe açmak istemiyorlarsa Filistin meselesi yüzünden de Obama İsrail ile yüzleşmek istemiyor. İslam dünyasıyla ABD arasında ihtilafları kaldırmaktan bahsederken ihtilafın temelinde yer alan İsrail hakkında şunları söylemekten kendisini alamayacaktır: “In his speech, which was designed to heal rifts between the U.S. and the Muslim world, Obama described America's ties to Israel as “unbreakable.” / İsrail ile ABD kopmaz bağlarla birbirlerine bağlıdırlar. Şüpheciler kervanında yer alan İran ise sözler eyleme çevrilinceye kadar mevcut kanaat değişmeyecektir yaklaşımı içinde. İran Dini Rehberi Hamaney, Obama’nın adını vermeden konuşmasına temas ederek şunları söylemiştir: “Müslüman milletler Amerikalı yetkililerin samimiyetine karar vermek için onların sözlerini fiillere çevirmesini bekliyorlar, aksi takdirde güzel sözler (Arapların deyimiyle kelam ma’sul) bizi kanaatimizden döndüremeyecektir...”

Elbette kabulcüler de var. Bu kabulcülerden ikisinden birisi Time dergisine konuşan Amr Musa, diğeri de Newsweek’e konuşan Suud Dışişleri Bakanı Suud El Faysal’dır. Bunlar Obama’nın konuşmasına alkış tutmuşlardır. Cüneyt Ülsever ve benzerlerinin Arap yakasındaki izdüşümü ve karşılıklarından olan Memun Fendi ise bunun altın bir fırsat olduğunu söylemiş ve Arapların bu fırsatı da tepmeleri halinde bir daha böyle bir fırsat ele geçiremeyeceklerini ileri sürmüştür. Peşin retçilerden birisi ise Kaide’nin ikinci adamı Eymen Zevahiri’dir. Lakin esasında Obama’nın Kahire konuşması Obama’nın manevra sınırlarını da tayin etmiştir. Onun ötesinde iyimserlerin veya kötümserlerin görüşleri şahsi kalmaya mahkumdur. Vakıa ortadadır. Dolayısıyla Obama ne zehir ne de panzehir veya Arapların deyimiyle ne belsem ne de tiryaktır.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim