Obama'nın elini sıkmanın bedeli

07.04.2009 04:43

Nuray Mert

Obama’nın Türkiye’ye gelişi gibi olaylar, taşıdıkları siyasi önem ve mahiyetin ötesinde, beni fazlasıyla sıkar, bunaltır. Tüm medyanın pop star görmüş genç kız hallerinden, Obama’lı etkinliklere bir şekilde bulaşma imkânı olanların ‘star çarpması’ içinde, her zeminde sahne alma çabalarına kadar her şey, beni sıkmakla kalmaz, utandırır, ruhumu daraltır.

Üstelik, Obama adlı dev prodüksüyon, diğer devlet başkanı ziyaretlerinin ötesinde, bu türden sahnelere fazlasıyla açık. Bir önceki ABD Başkanı’nın Türkiye’ye gelmesi de büyük olaydı, ama sabık başkan, malum, kolay sempati duyulacak biri değildi. Bir göz temasına nail olmak veya elini sıkmak için sırada bekleyenler bile bu heyecanı kalplerine gömmeye mahkûmdu.

Tabii, Bush zamanında Bush, Obama gelince sıkı Obamacı olacak kadar kıvrak olanları kastetmiyorum. Her neyse, Obama’ya, ‘dünyayı kurtaracak adam’ gözüyle bakıldığı için, taşkın heyecanların ortaya dökülmesi daha kolay ve ölçüsüz olacak.

Gelelim, bu mühim ziyaretin anlam ve mahiyetinin değerlendirilmesine. Obama daha gelmeden, Türkiye’nin NATO Genel Sekreterliği konusunda Rasmussen’e itiraz krizini, ‘garantör’lük ederek çözdüğü haberi ile sempati rüzgârı esmeye başladı. Türkiye’nin sözde esip savurduğu bir ‘diplomatik çıkış’ ardından, Obama ziyareti, büyük ölçüde Türkiye’nin dış siyaset başarısı olarak algılanıyor.

Bakın, Türkiye’nin dış politikasındaki son gelişmeler konusunda, (birçok bazı konuda olduğu gibi) yine bir ifratla tefrit sarmalına girmiş durumdayız. İktidar çevresine baksanız, Türkiye dünyanın en önemli dış politika aktörlerinden biri olmuş ve bunu mevcut hükümet başarmış vaziyette. Muhalefetin en azından bir kısmına göre ise, Türkiye birtakım karanlık oyunların piyonu olmak durumunda ve bu yolda ulusal çıkarlardan taviz verilmekte.

Oysa, Türkiye’nin önemli bir aktör haline gelmesi, kendi gücü ve hamle yapma kabiliyeti ötesinde, her şeyden önce uluslararası gelişmelerin, bölge dengelerinin geldiği noktanın sonucu. Diğer taraftan, Türkiye, Batı merkezli uluslararası sistemin bir parçası olarak, ister istemez, bu sistem içinde kurulan oyunun oyuncusu olacak, (ben de çok arzu ederdim ama) bu sistemin tamamen dışına çıkmak mümkün değil. Bu koşullar altında, Türkiye’nin artan önemini, Türkiye’nin bağımsız rolü olarak görüp/gösterip ego patlaması yaşamanın da, ‘durdurun dünyayı inecek var’ mantığı ile dış politika muhalefeti yapmanın da ciddi bir karşılığı yok.

Obama’nın Türkiye ziyaretinin merkezi konusunun, İran odaklı Ortadoğu ve artık ‘Afpak’ sorunu denen Afganistan-Pakistan çıkmazı olduğu malum. Bu konularda, doğrudan pazarlıklara ne zaman girilir bilmem, ama aciliyeti dolayısıyla Afganistan’a asker takviyesi konusunda Türkiye’ye talepte ısrar edilip edilmeyeceğini görmek için fazla zaman gerekmeyebilir. Diğer taraftan, hem Irak, hem Afganistan’daki operasyonlar için İncirlik üssünün daha geniş kullanımı konusunda taleplere kesin gözüyle bakılıyor. İki hafta önce Stephen Kinzer, ‘Kırgızistan’daki üsten daha fazla destek sağlanamamasının İncirlik’i hiç olmadığı kadar hayati kıldığı’nın altını çizmişti.

Türkiye’nin Afganistan-Pakistan sorununda bunca ön almasının, diplomasi dışında yükümlülüklere girmeden hiçbir anlamı olmadığı açık. ABD’nin Irak’tan tedrici çekilme planının da, hem Irak kaosunun devamı açısından, hem çekilme sürecinde yine kapımıza dayanma şeklinde, Türkiye’nin başına binbir gaile açacak işler olduğunu hatırlamakta fayda var.

Kısacası, Obama’nın, elimizi sıkarken avucumuza ateşten toplar bırakıp gideceği aşikâr. O nedenle, iktidar olarak da, muhalefet olarak da, daha gerçekçi bir zemin yakalayıp, bu topları ne yapacağımızı kara kara düşünmeye başlasak çok iyi olur.

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim