1. YAZARLAR

  2. Nuray Mert

  3. Obama, İran ve Türkiye
Nuray Mert

Nuray Mert

Yazarın Tüm Yazıları >

Obama, İran ve Türkiye

A+A-

'İran Dışişleri Bakanlığı, Başbakan Erdoğan'ın 'Türkiye Tahran-Washington arasında arabulucu olsun' önerisine 'olumlu' yanıt verirken, iki ülke arasındaki sorunların çok daha derin olduğunu duyur'muş. (Milliyet, 18 Kasım 2008)
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Hasan Kaşkavi, pazartesi günü basın toplantısı düzenleyerek, Türkiye'nin iyi niyet ve komşuluk ilişkilerinden kaynaklanan çabalarını engellemeyeceklerini, ancak iki ülke arasındaki çatışmanın 'derin' olduğunu hatırlatmış.
Başbakan Erdoğan'ın arabuluculuk çıkışı önemli. Obama'nın başkan seçilmesinin Türkiye üzerindeki etkisi tartışılırken, en çok üzerinde durulan konu Ermeni meselesi konusundaki tutumunun Türkiye'yi zora sokacağıydı. Oysa, Türkiye'yi en çok etkileyecek konuların en önemlisinin, İran konusunda nasıl bir tutum alacağı olduğunu artık kavramamız gerekiyor. ABD'nin Ortadoğu düğümünü nasıl çözeceği, nasıl bir politika izleyeceği bölgenin kaderini belirleyecek, bu düğümün merkezinde İran var. İran konusunun ne kadar merkezi bir önemi olduğunu es geçmek veya Obama'nın İran ile diplomatik çözümü telaffuz etmesine güvenip rahatlamak tam bir yanılgı olur.
İran halihazırda bölgedeki tüm dengeleri belirliyor ve ABD'nin İran'dan duyduğu rahatsızlık, sadece nükleer güç olma girişimi değil, bölgede oluşturduğu siyasi güç. İran'ın siyasi gücü, Irak'taki Şiiler üzerindeki etkinliği ve diğer taraftan Suriye ile ittifakının ötesinde, İsrail'e karşı direniş örgütleri olarak öne çıkan Lübnan Hizbullah'ı ve Filistin Hamas'ına verdiği destekten kaynaklanıyor. Dahası, 'ABD ve İsrail'e karşı direniş' söylemi dolayısıyla, Şii bir İslam ülkesi olmasına rağmen bölgedeki Sünni ülkelerin kamuoyları nezninde, ideolojik bir nüfuz alanı oluşturuyor. Bu gücünden vezgeçmesini veya taviz vermesini beklemek gerçekçi değil. Diğer taraftan, ABD'nin, bu duruma, sonsuza kadar seyirci kalmasını beklemek de hiç gerçekçi değil. Her iki tarafın da, konuyu bu terimlerle ifade etmesi söz konusu değil, ancak İran Dışişleri'nin ifade ettiği sorunların derinliği mevzusu bu arka plan çerçevesinde değerlendirilebilir.
Bu koşullar altında, Obama'nın İran ile diplomatik çözümden söz etmesi, fazla umut bağlanacak bir vaat değil. Nitekim, Obama'nın bir yandan diplomasi ve diyalogdan söz ederken, İran'a 'hükümet' değil 'rejim' diye hitap etmesi, bu rejimin 'hepimiz için tehdit' oluşturduğunu söylemesi (Johathan Steele, The Guardian,
6 Kasım 2008) dikkat çekmişti. Dahası, İran'a karşı olası bir müdahale, her zaman girişilmesi çok çetrefil ve zor bir hamle olacak, ancak Obama'nın böyle bir hamle yapması veya yapmak zorunda kaldığını iddia etmesi durumunda, arkasında Bush'un hiçbir şekilde hayal edemeyeceği bir uluslararası destek bulacak.
İlk aşamada askeri bir müdahele söz konusu olmasa da, İran'a karşı ağır yaptırımlar gibi bir hamle sandığımızdan daha yakın bir ihtimal olabilir ve İran'a ne şekilde yüklenilirse yüklenilsin, Türkiye bu durumda, çok ağır bir baskı ile karşı karşıya kalacak. Afganistan müdahalesi öncesi Pakistan'a yapılan uyarıyı hatırlatmak yanıltıcı olabilir, çünkü benzerlikler yanı sıra ciddi farklılıklar söz konusu, ama yine aklımızın bir yanında bulunmasında yarar var. 
Bu koşullar altında, Türkiye'nin konunun diplomatik biçimde hallolmasını ümit etmesi, bu yönde çaba sarfetmesi son derece makul, ancak meselenin, İran Dışişleri'nin hatırlatma ihtiyacı duyduğu 'derinliğini' kavramak zorundayız. Ayrıca, keşke arabuluculuk koşulları oluşsun, bu denli önemli bir krizin çözüm rayına girmesinde arabulucuğa çok hevesli çıkacak.

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT