Obama ile 'umuda yolculuk'!

13.10.2009 12:41

Nuray Mert

Obama'dan da, Nobel'inden de fazlasıyla sıkıldık, ama geçiştirilecek şey değil. Bu öyle tuhaf bir olay ki, dünyayı pembe gören veya göstermeye çalışanlar bile ne diyeceklerini bilemediler...

Obama’dan da, Nobel’inden de fazlasıyla sıkıldık, ama geçiştirilecek şey değil.

Bu öyle tuhaf bir olay ki, dünyayı pembe gören veya göstermeye çalışanlar bile ne diyeceklerini bilemediler, ‘Nobel Barış Ödülü umuda verildi’ diye kompozisyon yazmak zorunda kaldılar.

Obama’nın, seçildikten sonra hiçbir vaadinde başarılı olamadığı halde, ‘umut vaat eden genç lider’ unvanını koruması, bu açıdan yaşı geçse de ‘genç lider’lik unvanını koruyan politikacılara benzemesi ve hatta bir nevi ‘Küçük Emrah’lık yolunda hızlı adımlarla ilerlemesi başlı başına hazin bir olay.

Daha da hazin olan, eşi görülmemiş bir hızla yarattığı hayal kırıklığına rağmen, hâlâ umut vaat ettiği için bir de Nobel Barış Ödülü alması.

Nobel Barış Ödülü, hiç de tartışmasız değil ve ilk kez tartışma yaratmıyor. Ama bu kez, ödülü alan bile şaşırıyor, eziliyor. O kadar ki, insanın ‘Obama’cı olası, ‘Bırakın adamcağızın yakasını, bunca yük altına sokmayın!’ diyesi geliyor.

Ben Obama’nın vaat ettiklerini gerçekçi bulmak bir yana, yeterli ve ikna edici bulmayanlardandım. Irak’tan çıkışı vaat ediyordu, ama Afganistan’a daha da yüklenmekten, hatta Pakistan’a askeri müdahaleden söz ediyordu. Yani, aslında başından beri öyle çok da barış güvercini değildi. Guantanamo’yu boşaltmaktan bahsediyordu, ama Guantanamo, ABD’nin hukuk şemsiyesi dışında tuttuğu gözaltı merkezlerinden sadece biriydi, diğerlerinden söz etmiyordu. İsrail-Filistin sorununun çözümünden söz etmesi yeterli değildi, somut hiçbir önerisi yoktu. Obama’yı tüm bunlardan dolayı eleştiriyorduk, ama ben bile bugün gelinen noktayı tahmin edemeyecek kadar iyimsermişim. Adamcağız, yetersiz, belirsiz dediğimiz şeyleri bile hayata geçiremedi.

Bu koşullar altında, Nobel Barış Ödülü’nün olsa olsa teselli olarak verildiği düşünülebilir. O belki teselli bulmuştur, ama dünyanın hali açısından teselli olabilecek şeyler giderek azlıyor. Bu koşullar altında, ‘insanın, nasıl bir dünyada yaşıyoruz?’ sorusuna vereceği cevap, karardıkça kararıyor. Öyle ya, Obama’nın hayal kırıklığı olması bir yana, demek ki öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, hayaller kırılsa da başka umut yok. Yani, kırılanı zoraki tamir etmek, yola bu kırık dökük hayalle devam etmekten başka çare yok. Oysa, ‘hayal’ veya ‘umut’ öyle hafife alınır şeyler değil. Her şeyin bittiği yerde, onlara sarılmak durumundayız.

21. yüzyıla çok karanlık bir tablo ile girdik. Afganistan ve Irak’ta bitmeyen savaşların ucu görünmüyor. Neredeyse tüm Afrika kıtası, sadece yardım programlarının konusu olan bir bilinmezlik içinde. ABD tek süpergüç olma gücünü yitirdi ama henüz çok merkezli bir dünyadan söz etmek de mümkün değil. Bu durum, İran başta olmak üzere birçok kriz merkezini patlamaya hazır gerilim hatarında tutuyor. Nihayet, özellikle, İsrail-Filistin barış girişimlerindeki son başarısızlık ortamı, uluslararası kurum ve normların meşruiyetini geri dönülemez ölçülerde zedelemiş vaziyette. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, hayal ve umut adına da ortada belli ki, Obama’dan başka bir şey yok. 11 Eylül’den sonra ilk hatırladığım, Gandi’nin ‘Batı medeniyeti için ne düşünüyorsunuz?’ sorusuna verdiği büyük cevaptı. Gandi ‘Batı medeniyeti mi? İyi bir fikir olabilirdi!’ demişti. O günden sonra, bu sözü sık sık hatırlamak durumunda kaldık, belli ki artık daha da sık hatırlayacağız. Peşinen ödülü verilse de, belli ki çok yakında, ‘Obama mı? İyi bir umut olabilirdi!’ demeye başlayacağız.

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim