O kilimi çekiyorlar Sayın Başbakan

20.12.2011 14:37

Melih Altınok

Ergenekon ve balyoz davalarındaki “gönülsüzlük,” savcılara ve yargıçlara yönelik “yıldırma” girişimleri derken, 90’lardaki faili meçhullerin zanlıları bir bir tahliye ediliyor.

Hükümetin reform ve geçmişle yüzleşme motorunu rölantiye aldığının kanıtı sayılan bu gelişmelerin nedenleri üzerine çeşitli senaryolar üretiliyor.

Sanırım akla en yatkın olanı da, geçen cuma yazdığım gibi, AK Parti’nin, 2023 vizyonuyla direksiyonuna geçmeyi planladığı devlet aygıtının fazla yıpratılmasından kaygılanması.

Ancak Başbakan Erdoğan’ın ve partisinin ileri unsurlarının, AK Parti ile özdeşleşen misyonu heba edeceği aşikâr böyle bir hatanın cazibesine nasıl bu denli rahat kapıldıklarını anlamak zor.

Anlamak için, işin kolayına kaçmadan, yani sivil vesayet paranoyalarına kapılmadan, bu rota değişikliğinin olası nedenleri üzerinde durmak gerektiğini düşünüyorum.

Hükümet cephesinden görüşlerini aldığım bazı isimler yine denge politikasından dem vurup, “zamana yayılmış reform” güzellemesi yapıyorlar. Ancak konuşmalarında reform dönemini geriye döndürme hevesini kaybetmeyen güçlerin etkinliğine dair göndermeler de “hâlâ” var.

Ve bence bu örtülü yakınmanın işaret ettiği bürokratik oligarşinin, ağırlıklı olarak kendini yargı alanında hissettiren “duraklama” devrindeki sorumluluğu yabana atılamayacak kadar ciddi.

Öyle ya tıpkı müdahil oldukları İnternet Andıcı davasının sanıkları ya da tutuklanmalarının siyasi faturasını üstlendikleri Balyozcularla olduğu gibi 28 Şubat’ın da yolunu döşeyen katil kontralarla ne AK Parti’nin ne de tabanının ortak kümesi var.

Peki, o halde referandum öncesi “yargı kararlarını ve zihniyetini” kıyasıya eleştiren Başbakan ve kurmayları, şimdi niçin haklarındaki onca tanıklığa ve delile rağmen üstelik de yurtdışı yasağı olmaksızın Susurlukçuların tahliye edilmesi karşısında suspuslar?

Aralarında savcıların da bulunduğu yargı camiasından görüşlerini aldığım isimler, Adalet Bakanlığı bürokrasisindeki bazı unsurların, eskiye dönük kritik davalarda “fiili” engellemeleri olduğunu söylüyorlar.

Abartıyorlar mı, bakalım.

Susurluk’un aktörlerinin üzerine giden savcılara, Hopa ve benzeri davaların da verilmesinin anlamı ne? Başka savcı mı yok? Derine dalmasınlar, enerjilerini soruşturmaya kanalize edemesinler diye mi uğraşılıyor?

Mehmet Ağar hakkında mahkûmiyet kararı veren, davadaki polisleri tutuklatan hâkimi görevden alan HSYK’nın amacı ne?

Tüm bunlar, savcıların bakanlık bürokrasine dair ima ettikleri “yıldırma” girişimlerinden mi kaynaklanıyor?

Arşivden, “yetmez ama evet” dediğimiz referandumun hemen ardından yazdıklarıma baktım.

“Bütün iktidar sivillere” mottosuyla bitirdiğim “AKP uyuma, bürokratlarına uyma” başlıklı yazıdaki bir yargı mensubundan aktardığım şu kaygıların acı meyvelerini tatmaya başlıyoruz galiba. “Seçim” öncesini “Köşk” öncesi diye değiştirin kâfi.

“Hükümet seçim öncesi belli kazanımlarını konsolide edip, bir de yargıyla uğraşmayayım diyor. Bu durumun farkında olan Adalet Bakanlığı bürokrasisi de, tabanının gücünü ve konumunu hükümete karşı bir koz olarak kullanıyor. AKP’ye ‘Tamam sizin istediğiniz gibi süreci yöneteyim ama ben yöneteyim’ diyor. Böyle davranarak da hükümete ve yargı içerisinde temsil ettiği tabanına tuzak kuruyor. Bu tavır bürokrasinin klasik refleksidir. Hükümet de bu oyuna geliyor.”

Merak ediyorum Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin, mesela, Ergenekon sanığı Bedrettin Dalan’ın iade dosyası üzerinde kafa yoruyor mu? Yoksa o da, bazı Dışişleri bürokratlarının siyasi iradeden habersiz olarak Hrant Dink hakkında AİHM’e verdikleri utanç verici savunmada olduğu gibi, kasıtları “fahiş hata” olarak görme eğiliminde mi?

 Peki, ya sözünü ettiğimiz bu son uzlaşı tahliyelerinde, bakanlığının bürokrasisinin rol oynamış olabileceğine dair bizzat yargı çevrelerince dillendirilen iddialar için savcılarla konuşmayı düşünüyor mu acaba?

Üstelik, Başbakan’ın da bu tehlikenin fazlasıyla farkında olduğunu biliyoruz. 12 Eylül referandumu öncesi Kocaeli’ndeki konuşmasını heyecanla alkışlayan kalabalıklara aynen şunları söylemişti kendileri:

“Bürokratik oligarşinin bu ülkede kesinlikle terbiye edilmesi ve oturması gereken yere oturması gerekiyor... Bakan arkadaşlarıma söylüyorum, ‘Aman ha, şu altınızdakilere dikkat edin. Ve bunlara çok ciddi takip koyun. Ve bunlar farkında olmadan kilimi ayağınızın altından alırlar’. Evet. Vaka budur.’’

Evet, vaka budur.

Yalnızca reformların ve siyasi iradenin değil, hepimizin ayağının altındaki kilim çekiliyor Sayın Başbakan. Amacınız ne bilemiyorum ama bugünkü sessizliğiniz, inanın yarın suça ortak olduğunuz iddialarını güçlendirir.

Hakkındaki onca ciddi ithama rağmen bir akşam nöbetinde tahliye ediliveren eski Özel Harekâtçı Enver Ulu, tutuklanırken, son dönemlerin en başarılı polis-adliye muhabirlerinden Arzu Yıldız’a “Kafanı yorma sen, rahat ol” demişti.

Sahi bu adamlar haklı mı? Kafa yormamız, rahatsızlığımız boşuna mı; alan almış, satan satmış mı?

melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim