"Nurettin Topçu ve Hareket Dergisi"

03.04.2012 01:58
Nurettin Topçu ve Hareket Dergisi
Bartın Bilgi-der'de bu hafta “Nurettin Topçu, Hareket Dergisi ve İslam Ruhçuluğu” konusu işlendi.

Bilgi-der’de bu hafta “Nurettin Topçu, Hareket Dergisi ve İslam Ruhçuluğu” konusu Ömer Faruk Karagüzel ile işlendi. Cihat Özdemir’in takdim konuşmasının ardından, Tanzimat ve II. Meşrutiyet dönemleri ile Kemalizm’in modernleşme isteminin arka planını vererek sözlerine başlayan Karagüzel şu sunumu gerçekleştirdi:

Nurettin Topçu’nun gençlik yılları, Türkiye toplumunun tarihi serüveni içinde, bahsedeceğimiz nitelik-nicelik itibariyle geçirdiği değişimlere tanıklığıyla anlamını bulmuştur. Topçunun dünyasını, eserlerinin manasını üzerine söz söylemek, yaşadığı dönemin modernleşme sürecinin ve bir önceki döneme ait modernleşmenin siyasi ve toplumsal hayatın iç içe geçmiş çatışmasında yol almaktan geçecektir.

Ontolojik bir kırılma olarak; Tanzimat ve II. Meşrutiyet ile başlayan ve ardından radikal bir kırılma olarak devam eden Cumhuriyet dönemi modernleşmesi serüveni, Türkiye’deki siyasal, sosyal, ekonomik, fikri, ideolojik sayısız sorunu ardı ardına ortaya çıkarmıştır.

Düşünceden kültür hayatına, toplumsal ve bireysel ahlaki durumdan dine kadar pek çok alanda yozlaşma ve çürüme ile karşılaşan İslam bir millet çaresiz kalmış, kimlik krizlerine girmiştir. Bu kimlik krizlerine çareler üretmek isteyen onarım aşamasına götürülen her kim olursa İstiklal mahkemeleri eliyle idamı hazırlanmıştır.

Avrupa’ya giden Jön Türkler, ulusçuluğu kurulan Türkoloji, Araboloji, Kürdoloji enstitülerinde ırkçılık düşüncesiyle tanışıyorlar ve Türkiye’ye döndüklerinde bunu uygulamaya çalışıyorlar. Mesela 1. Meclis kadrosu bu Jön Türkler çizgisinin devamı olan gruplardan oluşur. Jön Türkle Yusuf Akçura’nın Üç Tarz-ı siyaset uyguluyorlar. Osmanlılık, İslamcılık, 1906 yılından itibaren Türkçülük yapılıyor. Türkçülük yoluyla 1,5 milyon Ermeni’yi buradan sürüyolarlar. Bu değişim ve modernleşme süreci yerini daha radikal olan bir döneme bıraktı. Mustafa Kemal önderliğinde Lozan görüşmeleri ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti süreciyle devam eden ve katılaşan bir modernleşme serüveni.

Osmanlı döneminde Modernleşme düşüncesine Özellikle Mehmed Âkif, Sebilürreşad ve devamı olan Sırat-ı Müstakim dergilerinde mağlubiyetin sebebinin iç çürümemiz olduğu ve dolayısıyla Batı’nın yükselişi karşısında “modernleşmek” yerine “İslamlaşmak” düşüncesinin benimsenmesi gerektiği asıl çare olarak ifade edilmiştir. Fakat Cumhuriyet dönemine gelindiğinde bu düşünüşe “kumda oynanması” tenkit edilerek ardı arkası bitmek bilmeyen sorunlarla toplum karşı karşıya getirilmiştir.

Çok partili sisteme geçirilirken, komünizmin ilerleyişine karşı Anglosakson dünyanın da isteğiyle sistem için büyük tehlike olarak görülen “din” kontrol altında tutularak rahatlatılmıştır. Tek partili döneme nazaran yaşanan özgürlük ortamında, “sığınmacı, gelenekçi ve muhafazakâr” reaksiyonun yükselişi de bu yıllara tekabül eder.

Düşünce ve kültür hayatında ortaya çıkan yozlaşmaya ve kimlik krizlerine karşı bu yıllarda sık duyulmaya başlayan ve hızla yükselişe geçen bir söylem ortaya çıkmıştır: Kendimize dönelim!

Örneğin Peyami Safa Mustafa Kemal döneminde bir güzellik yarışmasının jüriliğini yapmış fakat bu yıllarda yaptıklarından ötürü büyük pişmanlıklar duymuştur. “Türk İnkılabına Bakışlar” adlı eserinde Cumhuriyet modernleşmesine övgüler dizen muhafazakâr düşünür Peyami Safa, övgülerden vazgeçip modernleşmeyle gelen ahlaki çöküntüye karşı, “Ey Batı, sana ırzımızı verdik, bize ırzımızı geri ver”, “bana mazimi geri verin!” haykırışının ve Batı ile Batılılaşma arzusunun kökten olmasa da bazı alanlarda muhafazakârlar tarafından dahi eleştirilmeye başlandığına ve çıkış yolunun yalnızca mazinin yeniden kazanılması düşüncesine şahit oluruz. Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mustafa Şekip Tunç, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Fahri Fındıkoğlu’nun, modernleşelim, fakat modernleşirken geçmişten, Selçuklu ve Osmanlı mirasından, süreklilikten, Bergson düşüncesinden vazgeçmeden modernleşelim söylemlerinin yeniden yükselişe geçişi de bu yıllara denk gelir.

Türkiye toplumu açısından Osmanlı’nın son dönem ve Cumhuriyet modernleşmesinden geriye kalan, Peyami Safa örneğinde olduğu gibi tam manasıyla bir kimlik krizidir. Bu kimlik krizini anlamak, anlatmak ve çareler üretmek için kafa yoranlar, dillerini, kalemlerini ve hayatlarını bu yola seferber edenler eksikleriyle, zaaflarıyla da olsa bir çaba ve tavır sergilemişlerdir. Sebilürreşad ile Mehmed Âkif, Büyük Doğu ile Necip Fazıl, Diriliş ile Sezai Karakoç, Ruh cephesinde yeniden Kurtuluş savaşı parolası ile Fikir ve Sanatta Hareket ile Nurettin Topçu meydana gelen çöküşe gösterdikleri tepkiler örnek olarak gösterilebilir.

nurettin-topcu-ve-mehmet-akif-resmi.jpg

Nurettin Topçu ve Hareket Dergisi

Ortaya çıkan kimlik krizi sorununa çözüm arayışları mücadelesine Hareket Dergisi, Nurettin Topçu’nun başyazarlığında 1939 yılında katılmıştır.

Paris’te eğitim görür. Paris'te psikoloji, sosyoloji, felsefe ve sanat tarihi öğrenimi görür.  Hocaları Blondel ve Masingon’dan oldukça etkilenir. Onun mistisizm düşüncesi Harran ovasında, Hallac-ı Mansur ile alakalı yaptığı çalışmalardan etkilenerek oluşmuştur. Hareket dergisi ismi de, Maurice Blondel’in Hareket Felsefesi’nin Türkiye standartlarına uygulanma çabasıdır. Derginin ismi de Le’faction’dan çeviri olan “hareket”tir.

Nurettin Topçu’nun fikirlerinin oluşmasında birçok etmen sayılabilir fakat en önemli etken olarak, modern dünyaya öykünerek modernleştirilen kendi geleneğine sırt çeviren, çevirmek zorunda bırakılan bir toplumun yaşadığı kimlik krizi ve ahlaki yozlaşmanın onda bıraktığı etki gösterilebilir.

1939 yılında yayınlanmaya başlayan Hareket dergisi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde “Milli Şeflik” rejimine açıktan eleştiri getiren ilk muhalif basın organıdır.

Osmanlı’nın son dönemi ve Kemalist modernleşme sürecinde zorunlu kültür değişimine maruz bırakılan Türkiye toplumunda, kültürün bazı “sert” tarafları dikkate alınmadan değişimi gerçekleştirmeye çalışmaları Topçu’nun dikkatini çekmiştir. Topçu’ya göre bu zorunlu ve sert değişimin sebebi, özü itibariyle Batı’nın ne olduğunun ve Batı’nın değerlerinin nasıl alınacağı konusunda isabetli teşhislerin yapılamamasında yatmaktadır.

Çok partili rejime geçilirken yayınlanmaya başlanan İslami dergilerin aksine, o dönem için olmazsa olmaz olarak yapılan rejimin  önde gelen "sahipleri"nden herhangi birisini övme ciddiyetsizliğinde bulunmamış fakat bu sebeple az sayıda da olsa sıkıntı yaşamıştır.

Hareket dergisi ırkçılığı ön plana çıkaran Türk milliyetçiliği karşısında, kavim ve din unsurlarını bünyesinde yoğuran Türk milliyetçiliğini savunmayı vatandaşlık görevi olarak telakki etmiştir.

Hareket dergisi bu nedenle Ziya Gökalp-Atatürk çizgisinin savunduğu ırkçı ve Turancı milliyetçilik ve batılılaşma idealine karşı; Yahya Kemal, Mükrimin Halil Yinanç, Hilmi Ziya Ülken, Remzi Oğuz Arık vd.'nin oluşturduğu Anadolu milliyetçiliğini ve ayrıca bu çerçevede Nurettin Topçu'nun ısrarla üzerinde durduğu İslam ruhçuluğunu savunmuştur.

Ancak İslam’a olan tüm ilgisine rağmen, Oğuz kavmini İslam ahlakı ile bütünleştirerek Türk kavmini Türk milleti haline getiren Anadolu topraklarını veya Türkiye'nin fiziki değerini ve Türk milliyetçiliğini İslami akımlardan üstün görmüş ve hatta ümmetçiliği milli hedefler için zararlı bir cereyan olarak telakki etmiştir. Milli sınır, milli dil, milli ülkü, milli devlet ile oluşturulan Türk milleti realitesine uygun bir kimlik arayışına başlanmıştı.

Anadolu'daki diğer etnik unsurların varlığını görmemek konusunda T.C. yöneticileriyle aynı tavrı paylaşan dindar okur-yazarlarımız bir müddet sonra Türkiye'nin ve Türk milletinin kurtuluşu için İslam'a sarılmanın gayreti içine girmiştir. Bu noktada sahihliği bulandırılmış da olsa İslam'dan anlaşılanlara göre Türkiye toplumunu yönlendirmek değil, İslam'dan anlaşılanları Türkiye'nin ve Türk milletinin emrine sunma çabası öne çıkmıştı. (Hamza Türkmen, Nurettin Topçu, Haksöz Okulu)

Hareket dergisi bin yıllık tarih kutsamacılığının ilk önemli savunucusu ve "Türk İslamı"nın ilk mimarıdır. Vatan, ulus, devlet kavramlarını savunmuştur. Emperyalistlerin onayından geçen milli sınırları Anadolu olarak benimsemiştir. Bugün Topçu çizgisinin takipçilerine kadar sirayet eden bu düşünce bizi bazı soruları sormaya teşvik etmelidir. Halen Müslümanların dahi elbiselerini temizlemek sorumluluğundan kaçtığıyla karşılaşıyoruz.

Nurettin Topçu’nun sanat, din, tarih, felsefe ve Türk algısından, Hareket ailesine kadar birçok konuya değinen Karagüzel; bugünün İslamcı ve Muhafazakâr kesimle Topçu söyleminin kurduğu ilişki bağlamında bir değerlendirme yaptı. Dergideki bazı çelişkilerin varlığını gün yüzüne çıkarırken; derginin o günün şartları bağlamında elinden ne geliyorsa “iyi niyet” ile yapmaya çalıştığını, fakat üzücü olanın elindeki şartlar ve imkanlar gelişmiş ve çok daha iyiyken günümüz muhafazakar çevrelerin Topçu’nun dönemi itibariyle sığınmacı bir siyasetle fakat kimseye yaranmadan söylediklerinin bir basamak daha üzerine çıkamamış olmasını ifade etti. Müslüman Türk’ün Rönesans’ını gerçekleştirmesi gerektiğini düşünen Topçu’nun ruh cephesi ile kastının ne olduğu üzerinde duruldu. Derinlemesine Müslüman Türk’ün Felsefesi’nin saç ayaklarından bahseden Karagüzel; Nurettin Topçu’nun Tekamülcülük, İslam Ruhçuluğu ve Cemiyet içi İdealizm düşüncesi üzerinde yoğunlaştı.

Nurettin Topçu’nun kapitalizmin ilerleyişine karşı, köy ve sabanı, köylüyü savunduğunu ifade eden Ömer Faruk Karagüzel; “o şehirli insan yerine köylü insanını savunduğunu, liberalizme karşı köy halkının biricik mağduriyetini, taşralı söylemle dile getirdi”ğini ifade etti.

Son olarak, Nurettin Topçu’nun Milliyetçiler Derneği’nde ürettiği sonraları derginin ikinci döneminde 1966 yılında ortaya koyduğu İslam sosyalizmi’ne bazı eleştireler getiren Karagüzel, Topçu’nun “Sosyalizm, çağımızın şeraitidir” söyleminin arka planına dair birkaç şey ifade etti.

Haksöz Haber

31032012283.jpg

  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim