Nükleer belirsizlik politikasından nükleer politika belirsizliğine

10.05.2010 04:10

Kerim Balcı

İsrail'in nükleer silahlarının tartışılamazlığı dogması yıkıldı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), 7 Haziran'da yapacağı yönetim kurulu toplantısının gündem taslağına "İsrail'in nükleer kapasitesi" başlıklı bir madde ekledi.

Gündem taslağı üye ülkelere gönderildi bile. İsrail ve ABD'nin baskılarıyla bu madde asıl gündemden çıkarılsa dahi dogma ağır bir darbe almış durumda.

IAEA'nın İsrail'in nükleer çalışmalarını gündemine taşıması Mısır'ın başını çektiği ve ABD Başkanı Barack Obama'nın da desteklediği Nükleersiz Ortadoğu planı ile alakalı bir gelişme. Arap ülkeleri yıllardır İsrail'in nükleer cephanesinin IAEA'nın denetiminde olmamasını ve bu ülkenin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nı (NPT) imzalamadığı gerçeğini kınayıp duruyorlardı. Geçtiğimiz yıl Arap grubu konuyu IAEA'nın tüm üyelerinin katıldığı yıllık konferansında gündeme getirmeyi ve İsrail'in nükleer programını açıktan eleştiren bir kararın alınmasını başarmıştı. Ne var ki yönetim kurulu kararlarının aksine yıllık konferanslarda alınan kararların ne IAEA ne de üye ülkeler üzerinde herhangi bir bağlayıcılığı bulunmuyor.

IAEA Başkanı Yukiya Amano'nun haziran toplantısını beklemeksizin ajansa üye 151 ülkenin dışişleri bakanlarına gönderdiği bir mektup, ajansın bu konuda kararlı olduğunu gösteriyor. Mektupta Amano üye ülkelerden İsrail'in NPT'ye taraf olmaya ikna edilmesi için atılabilecek adımlarla ilgili fikirlerini sunmalarını istiyor. Bilindiği üzere İsrail, Hindistan, Pakistan ve anlaşmadan çekilen Kuzey Kore'yle birlikte NPT'yi imzalamayı reddeden dört ülkeden biri.

Yine İsrail gazetelerine yansıyan bir iddia Amerikalı diplomatların konuyu İsrail yönetimiyle görüşmeye başladıklarını gösteriyor. Bu iddia doğruysa Başkan Obama'nın "Nükleersiz bir dünya" projesinin ilk adımını Nükleersiz Ortadoğu'yu tesis ederek atacağını söylemek mümkün. Böyle bir adım hem İran'ın nükleer emellerine karşı uluslararası koalisyonu güçlendirecek hem de Türkiye gibi "İran'ı eleştirirken İsrail niye unutuluyor?" diye soran ülkelerin haklı eleştirilerine de cevap vermiş olacak.

Bu temaslar bir baskıya dönüşürse İsrail'in geleneksel "nükleer belirsizlik" politikasından vazgeçmesi beklenir. Bugüne kadar İsrail nükleer silah sahibi olduğunu kabul etmedi. Bu konuda kullanılan resmi söylem "İsrail'in Ortadoğu'yu nükleer silahlarla 'tanıştıran' ülke olmayacağı" yönünde. 'Tanıştıran' ifadesinin 'ilk defa bu silahları kullanan' anlamına mı, yoksa 'ilk defa bu silahları edinen' anlamına mı kullanıldığı tasrih edilmiyor. İfadesini bu cümlede bulan nükleer belirsizlik politikasının İsrail için bir dizi faydası var.

Öncelikle İsrail bu belirsizliğin aynı zamanda abartı ve dolayısıyla da makulün ötesinde caydırıcılık sağladığını düşünüyor. İsrail'in elinde bulunan nükleer başlıklı füze sayısını 40'tan 750'ye kadar çıkaran tahminler var. Gerçek rakamın bilinmemesinin İsrail'in düşmanları nezdindeki caydırıcılığını da artırdığını düşünüyor İsrailli politika yapıcıları.

Dahası İsrail'in nükleer cephanesi ABD'nin bu ülkeye yaptığı ekonomik ve askeri yardımları ve silah satışlarını da problemli kılıyor. İsrail'in kendisini "nükleer silah sahibi ülke" olarak ilan etmesi halinde bu ülkeye yönelik Amerikan yardımlarının meşruiyeti de sorgulanabilir hale gelecek.

Bu iki fayda bile İsrail'in nükleer belirsizlik politikasına sarılmasını anlamlı kılmaya yeter. Nükleersiz Ortadoğu hamlesi bu politikayı devam ettirilemez hale getirirse, İsrail'in de bir nükleer politika belirsizliğine kayacağı muhakkak. İsrail'in nükleer cephanesinin sorgulanmasını isteyen Ankara'nın -ve tabii bütün dünyanın- böylesi bir belirsizlik durumunda İsrail'e ne gibi bir politikayı dayatmaya çalışacağına şimdiden karar vermesi gerekiyor.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim