1. YAZARLAR

  2. Sibel Eraslan

  3. Nuh’un Gemisi’nden Jip’e...
Sibel Eraslan

Sibel Eraslan

Yazarın Tüm Yazıları >

Nuh’un Gemisi’nden Jip’e...

A+A-

Jip ve Vip... Son zamanların polemiği haline geldi bu iki kelime...

Halbuki yeni işlerden değil, ne jip ne de vip... Yeni olansa, onları yeni zamanlarda kullananların kimliği... Gerçi biz büyürken seyredilen Yeşilçam filmlerinde, zenginliğin, kötü adamlığın simgesi, mersedes marka otomobillerdi. Genellikle neşeli bir hayat süren, bizim de bir ferdiymiş gibi sevdiğimiz yoksul aileleri gecekondularından çıkartmak isteyen müteahhitlerin alametiydi pahalı otomobiller... Patrona şöyle söylerdi meşhur repliğinde Münir Özkul; “Efendi belki zengin olabilirsin ama ailemi sana ezdirtmem, para ile saadet olmaz!” Filmin tam bu anında Mersedes binen zengin adam, yerle bir olur, seyircilerin hepsi birden Münir Bey’in fakir ama onurlu oğlunun yerine geçiverirdi...

Yeşilçam filmlerindeki otomobiller hakkında sosyolojik bir tez hazırlanabilir pekala... Mesela 60 öncesi filmlerin şoförlü kadillak’ları, geniş şaseli şavrole’leri, hep bir konak veya köşkte yaşayan küçük hanımları taşır. Ve bu zengin yaşam, asla kötülük simgesi olarak tartışılmaz, hatta idealize edilir. Şehir sanki böyle bir şeydir, uşaklı şoförlü arabalarda, konaklarda, balolarda yaşanan bir hayattır.... Bunda çok partili hayata geçişin, demokratların her sokağa bir milyoner tezinin, şehirleşme ve karayolları hamlesinin önemli bir payı vardır... Yetmişlerse, sol hareketin, halkçılığın, ezilenlerin ses yükselltiği siyasetin revaçta olduğu zamanlardır... Dolayısıyla sinemalardan geçen nerdeyse tüm markalı otomobiller, kahrolası patronların, sömürgecilerin, sermayenin simgesidir... Seksen sonrasıysa, derbederdir, uçaklar, kamyonlar geçer bu dönem filmlerinde ama revaçta olan, otomobiller değil trenler ve otobüslerdir daha çok...

Son zamanlardaysa jipe kim binebilir, kim binemez tartışmasını yaşıyoruz. Basında bu konuyu israrla dile getiren, anti kapital söylemin simgesi Atilla Özdür Bey’dir. Kadınlardan ilk kez dillendiren kişiyse Prof.Ümit Meriç’ti. Başı örtülü olduğu halde insanların üstüne üstüne sürdüğü jipinde kurumla salınan kadınları sert olmayan bir tonda eleştiriyordu. Buna ilk destek çıkan kalemler, Cihan Aktaş ve bendenizdim kadınlar cenahından... Ne ki yaşları bizlerden daha genç olan pek çok örtülü kalemden buna itiraz gelmişti. O zamanlar Gerçek Hayat Dergisi yazıişleri müdürü olan Halime Kökçe, “ne yani muhafazakar kesimin erkekleri jip kullandığında sorun çıkmıyor da kadınları kullandığında mı sorun çıkıyor” diyordu mealen yazısında... İlkin jipi onaylıyor gibi gözükse de Halime’nin cevabını; muhafazakar kesimin zenginleşmeyle ilgili meselesini, sadece örtülü kadınlar üzerinden savuşturma kolaycılığına dair bir eleştiri olarak okumakta fayda var...

Fakat böyle bir bakış var şimdiki gençler arasında... Erol Yarar ve İhsan Eliaçık’ın “zenginlik ve yoksulluk” hakkındaki tartışmasından sonra, bir sürü mail aldım. Bunu Balçiçek Pamir’le de paylaştım. Pek çok genç okuyucum, zenginliği niçin bu kadar eleştirdiğimizi, gelişimin ve kalkınmanın uzun yıllar yapılagelen mücadelesini niçin ciddiye almadığımızı soruyordu ve ekliyorlardı: “Hep başkaları mı binecek jip’lere, pahalı otolara? Niçin bizler binecekken suç oluyor?”

Hakkı, adaleti önceleyen, kapitalizm karşıtı İslamcı duruş için bu sorular açık söyleyeyim ki; şok edicidir. Hz. Peygamber’in infak, paylaşım ve kanaatle geçen hayatına sürekli atıf yaparak yaşantısına anlam vermeye çalışan bizim kuşak için, beklenmedik bir sonuçtur bu... Çocuklarımızın, kardeşlerimizin bu şekilde bir rekabetçi ortamı onaylayabileceğini, bu kadar açık ve pervasız bir şekilde zenginleşme taraftarı olacağını hiçbirimiz tahmin etmedik, hâlâ da etmem... Gelin görün ki, şimdi adına muhafazakarlık denilen şey, yıllardır hakaretamiz baskılar ve ayrımcılıklar, dışlamacı, öteleyici girişimlerle merkezden uzaklaştırılmış toplulukların, neredeyse öç alırcasına, çılgıncasına, bir zamanlar kendilerini ezenlerin alfabesiyle konuşması sonucunu resmediyor... Genç insanlar, henüz yirmi yaşına basar basmaz, genç işadamları derneği üyesi oluyor veya sırtlarına derhal takım elbise kravat çekip, parti gençlik kollarında, siyaset hülyasına dalıyor... Paran ve gücün kadar konuş diyor hepsi de... Geniş güvenlikli, kadınlar ayrı, erkekler ayrı ve karışık olmak üzere üç büyük havuzlu, muhakkak spor ve güzellik salonlu, yerden ısıtmalı mescidi de asla unutulmamış yeni yaşama alanları, yeni tecrit edilmiş zenginliği konuşlandırıyor... Konferans için çağrıldığımız kolejlerde, zengin çocuklarının isteksiz ve aşırı tatmin olduğundan dolayı bitik, rengi kaçık gözlerinden başka bir boşluk bulamıyoruz ne yazık ki... Tesettür eskiden sadeliğin ve alçakgönüllülüğün simgesiyken, şimdilerde marka ve biçim üzerinden bir etikete dönüşmüş halde ne yazık ki... Çok değil, on yıl önce, bir toplantıda kimin zengin kimin yoksul olduğu hemen anlaşılamazken şimdi derin duvarlar, kulüpler, gruplar, vakıflar gibi sınıflamalarla zaten bir araya gelmiyor farklı sınıflar. Zenginler zenginlerle düşüp kalkıyor, fakirler fakirlerle... Eylemlere, gösterilere, itirazlara bakın sonra... Bir tek zengin çocuğu, bir tek jipli kız, jipli erkek çocuğu yok sokaklarda, yollarda...

Başarı ve kalkınma dedik hep... Zenginleşirken, içimiz yoksullaştı. Para, güç ve imkanla iyi bir imtihan veremedik...

Uçak, gemi, TIR, jip derken... Bir vasıtayı unuttuk: Nuh’un Gemisi’ni...

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT