Nobel’in Barış Anlayışı

12.03.2010 01:29

Ahmet Varol

Bu günlerde Nobel Barış Ödülü adaylarının açıklanması münasebetiyle bu konu uluslararası alanda yeniden gündem mevzusu.

Nobel ödülleri farklı alanlarda veriliyor. Edebiyat, ekonomi, tıp, fizik, kimya ve barış. Fakat en çok siyasi boyutu olan “barış” ödülü olduğundan en fazla tartışmalara konu oluyor. Edebiyat ödülünde de belli bir mesajın öne çıkarılması ve dünya kamuoyuna kabul ettirilmesi amacı söz konusu olduğundan tartışmalara konu olmaktadır. Diğerlerinde daha çok bilimsel çabalar ve başarılar esas alınıyor olsa da yine belli çalışmaların ve kişilerin bayraklaştırılması hedeflenmektedir.
Bu ödüller 1833’te İsveç Stcokholm’de doğan ve 1896’da İtalya’da ölen Alfred Nobel’in kurduğu bir dernek adına veriliyor. Bugün adayların kabulü ve ödül alacak kişilerin belirlenmesi çalışmaları Oslo’daki Norveç Nobel Komitesi tarafından yürütülüyor.
Ödüllerin Alfred Nobel’in vasiyeti doğrultusunda, belirlenen dallarda insanlığa hizmet kriterine göre verildiği iddia ediliyor. Dolayısıyla ödüllendirmeye layık görülen çalışmalarda insanlığın bir bütün olarak ele alınması ve hizmette de bu yaklaşımın öne çıkarılması esas olmalıdır. Fakat 125 yıla varan bu ödüllendirme geleneğinin tarihini incelediğimizde böyle bir anlayışın hâkim olmadığını görürüz. Üzerinde duracağımız örnekler de bunu ortaya koyuyor.
Verilen bilgilere göre bu yıl Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilenlerin sayısı rekora ulaştı. Kişi ve kurum olarak aday gösterilenlerin sayısı 237’yi buldu. Geçen yıl aday gösterilenlerin sayısı ise 205 idi. İlginç olan bir şey de bu yıl kurumsal olarak aday gösterilenlerin arasında Internet’in de yer alması. Internet böyle bir ödüle lâyık görülürse sahibi kim olacak bilmiyoruz. Her ne kadar Internet’in kâşifi veya kâşifleri olsa da bugün kitleselleşmiş, genel anlamda insanlığa katkısı belli bir kişiye ve kuruma mal edilemeyecek hizmet sektörü vasfını kazanmış durumda.
Nobel Barış Ödülü’nün sahibinin belirlenmesinde öne çıkan anlayışın tanınması için örnek olarak birkaç ödül sahibinden söz etmek istiyoruz. 125 yıllık geçmişe sahip bir ödüllendirme geleneğinde ödül alanların tümü hakkında bilgi verilmesi ve fikir beyan edilmesi çok geniş çaplı bir dosya hazırlanmasını gerektirdiğinden sadece birkaç örnekle yetinmek zorundayız. Ama diğerlerinin de gözden geçirilmesi durumunda aynı anlayışın belirleyici etken olduğu dikkatten kaçmayacaktır.
1994’te Nobel Barış Ödülü’ne lâyık görülen kişi işgalci Siyonist devletin Başbakanı İzak Rabin’di. Oysa bu kişi, vatanlarını ve onurlarını savunmak amacıyla işgalci saldırgan askerlere taş atan çocukların kollarının kırılmasını tavsiye eden kişiydi. O yüzden uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından Kemik Kıran Rabin olarak adlandırılmıştı ve bu adla tarihe geçti. Birinci intifadanın başlamasının üçüncü yıldönümü münasebetiyle düzenlenen etkinliklere katılmak üzere Aralık 1990’da Amman’a gittiğimde Rabin’in tavsiyesiyle kol ve bacak kemikleri kırıldığı için tedavi amacıyla Amman’a getirilen çocuklardan bazılarını kendim gözlerimle gördüm.
Rabin’in böyle bir ödüle lâyık görülmesinin gerekçesi ise 1993’te Oslo İlkeler Anlaşması’nı kabul etmesiydi. Oysa bu anlaşma bölgeye barış getirmediği gibi gerçekte barışı hedefleyen bir anlaşma da değildi. Filistinlilerin gasp edilmiş hakları üzerindeki gayri meşru Siyonist işgali meşrulaştırmak ve Filistinlilerin haklı direnişini uluslararası platformda dayanaksız hale getirmek, böylece Siyonistlerin bu direnişi “terör” olarak kabul ettirme çabalarına zemin hazırlamak amacıyla imzalanmış anlaşmaydı. Siyonist işgalle hakları gasp edilen ve mağdur edilen Filistin halkı da zaten bu anlaşmayı kabul etmediği için fiili olarak barışın sağlanması için şartların oluşmayacağı biliniyordu.
Fakat uluslararası emperyalizm söz konusu anlaşmayı dünya kamuoyuna kabul ettirmek, sevimli göstermek, böylece Filistin’de artık barışın sağlandığı, fiili direnişin gerekçesinin ortadan kalktığı kanaati uyandırmak amacıyla böyle bir ödüllendirme yoluna gitti. Ödüllendirmenin en önemli amaçlarından biri de “Kemik Kıran Rabin” isimlendirmesiyle kamuoyu nezdinde iyice imajı kötüleşen Rabin’in bu imajını düzeltmek ve onu sevimli göstermeye çalışmaktı. Tıpkı Sabra ve Şatilla katliamlarının sorumlusu olmasından dolayı “Beyrut Kasabı” adıyla tarihe geçen Ariel Şaron’un imajını düzeltme amacıyla uluslararası boyutta yürütülen medyatik faaliyetlerde olduğu gibi.
Nobel Barış Ödülü’ne layık görülenlerin diğer bazı örneklerinden ve bu ödüllendirmede öne çıkan stratejinin hedeflerinden müteakip yazımızda söz edeceğiz inşallah.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim