'Nobel Barış Ödülü ile patoloji arasında' Ağa takılanlar barışa adanmış

03.04.2010 04:35

Nazife Şişman

Bu yıl Nobel Barış Ödülü için aday gösterilenler arasında alışılmadık bir isim var. Bilmem haberdar oldunuz mu? Being Digital kitabının yazarı Nicholas Negroponte ve onun çıkardığı Wired dergisi, "diyalog, tartışma ve görüş paylaşımına yaptığı katkı" nedeniyle interneti Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdi. Birkaç yıl önce Nobel Barış Ödülü alan İranlı insan hakları savunucusu Şirin Abadi de komite adına onay kararını açıkladı. Ödülün bir insana değil de bir kuruma verildiği olmuştu. Mesela 1965'te UNICEF'e verilmişti. Fakat bu defa bir kuruma değil, bir teknolojiye ödül verilmek isteniyor.

Bu başvuru İran'daki seçimlerden sonra muhalefetin sesini sosyal paylaşım ağı Twitter üzerinden duyurması münasebetiyle destek buldu belki. Ama Twitter, Facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinin barışla alakasının nasıl kurulduğu pek net değil. İnsanların özel bilgi ve görüntülerini paylaştıkları, kahvehane muhabbetini klavye üzerinden aktardıkları bu paylaşım sitelerinin, barış ve demokrasiye katkısı konusundaki iddiaların pek sağlam temelleri olduğu söylenemez.

İnternet teknolojisi 1990'lı yıllarda bir barış ve demokrasi havasının esmesine neden olmuştu. Online oy uygulaması, Wikipedia gibi paylaşım siteleri üzerinden bilginin demokratikleşmesi, iletişimin hızlanması, sivil toplum ağlarının internet üzerinden çok kolay ve hızlı organize olabilmesi vb. Tüm bunlar internetin demokrasi, sivil toplum ve insan hakları ile ilgili alanlardaki araçsal önemine işaret eden uygulamalar olarak görüldü. Hatta TRT'yi kuşatıp ekrandan Hasan Mutlucan türküleri söyletmenin askerî darbelerin sembolü olduğu ülkemizde, televizyon kanallarının sayısının fazlalığı ve internet erişiminin sınır tanımazlığı üzerinden totalitarizm karşıtı pembe hayallere kapılanlar oldu.

Kamusal alanın demokratik paylaşımı, sivil toplum, hukuk ve internet arasındaki ilişki hakkında kuramsal çalışmalar yapılmaya başlandı son yıllarda. Saskia Sassen, sosyal bilimlerde yeni bir alan olarak tanımladığı internet teknolojilerinin siyaset, iktisat ve ilişkiler üzerindeki etkilerini, sebep olduğu transformasyonları ele alıyor son çalışmalarında (Digital Formations). Manuel Castells ise enformasyon çağındaki toplumu "Ağ toplumu" olarak niteliyor ve kültürden iktisada her alanda bunun izdüşümlerini ele alıyor. İnternet, iletişimimizi, iş yapış ve düşünüş tarzımızı etkileyen yeni bir teknoloji.

Bu yüzden ben barış ödülüne aday gösterilen internetin, tam aksine tutsak edici boyutuna işaret etmek istiyorum. Facebook'un görünerek var olmaya yaptığı vurguyla mahremiyetin tanımını değiştirmesi, Twitter'in gevezeliğin yeni bir türü olması (tespit Nuh Yılmaz'a ait) bile, internetin gündelik hayatı nasıl dönüştürdüğünün sorgulanmasını gerekli kılan göstergeler. Ama insanlığın başını ağrıtan kadim patolojilere "siber fuhuş" ve "sanal kumar" gibi yeni formatlar kazandıran ve hastalık, sapkınlık ya da "bireysel tercih", nasıl tanımlanırsa tanımlansın bu uygulamalara her yaştan her tabiattan insanın ulaşmasını mümkün kılan bu yeni teknoloji, sorunsuz bir iletişim-etkileşim-demokrasi sahası değil. Bu nedenle online olma bağımlılığından, kumar ve sapkın cinsellik bağımlılığına kadar farklı düzeylerde nelere yol açtığının tespit edilmesi ve çözümler üretilmesi gerekiyor.

'İnternet bağımlılığı, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı gibi bir hastalık mıdır?' sorusu üzerinde bir tartışma var son yıllarda. Dr. Kimberley Young'un 1996'da Amerikan Psikiyatri Derneği'ne sunduğu bir araştırma, internet bağımlılığının madde bağımlılığı gibi olmasa da kumarla kıyaslanabilecek bir bağımlılık olduğunu ortaya koyuyordu. Ama bunun aksine, zaten bağımlılığa eğimli, depresyondaki kişilerin internet kullanımında aşırıya gittiğini söyleyen ve aracın kendisinin sorumlu tutulamayacağını iddia edenler de var.

McLuhan'ın "araç mesajdır" şeklinde sloganlaşan ve teknolojik araca aşırı derecede belirleyici bir rol veren yaklaşımı artık eleştiriliyor. Bu eleştirinin elbette haklı yönleri var. Fakat doğrudan araç sorumlu olsun ya da zaten eğilimi olan kişiler bu araca bağımlı olsun, sonuç değişmiyor. İnternet bağımlılığı literatüre geçen bir hastalık. Amerika'da ve Avrupa'da internet bağımlılığını tedavi eden rehabilitasyon merkezleri var, Çin'de ise bu tür merkezlerde çok sert tedavi yöntemlerinin uygulandığı biliniyor.

Peki, bu kadar önemli bir sorun mu bu bağımlılık? İnsanların bilgisayar başında biraz fazla zaman geçirmelerinin, nette sörf yapıp on-line oyunlar oynamalarının kime ne zararı olabilir?

Bu soruya Güney Kore'den bir haberle cevap verelim. Geçtiğimiz günlerde bir aile, bütün gece süren on-line oyun seansları için internet kafe'de vakit geçirdiklerinden evde bıraktıkları bebekleri açlıktan öldü. İşin acı tarafı, anne-babanın oynadığı oyundaki karakterin, beslenip büyütülen sanal bir kız çocuğu olması. Bir başka örnek, çocuğu havuza düşen bir kadının atlayıp çocuğu kurtarmak yerine Twitter'daki ağ grubundan dua istemesi. Beslenme yetersizliğinden hastalananlar, klavye başından kalkıp tuvalete gitmediği için zehirlenip ölenler... Her geçen gün bu örneklerin sayısı artıyor.

Aslında internet bağımlılığı, herhangi bir zehirleyici madde kullanılmaksızın ortaya çıkan bir dürtü kontrol bozukluğu olması bakımından, patolojik kumar bağımlılığına benzer özellikler gösteriyor. Sonuçları bakımından ise diğer bağımlılıklara benziyor: Okul başarısızlığı, çalışma hayatına uyumsuzluk, evliliklerin sona ermesi, antisosyallik, dışlanma vb.

Mesela öğrenciler ilgisiz web sitelerinde zaman geçirerek, chat odalarında oyalanarak, interaktif oyunlar oynayarak interneti pek de öğrencilikleriyle uyumlu bir istifade aracı olarak kullanmazlar. Bu da ders başarısızlığına, anti-sosyal kişiliğe ve bunlarla bağlantılı pek çok olumsuz sonuca yol açar. Negroponte'nin "her çocuğa bir laptop" kampanyasına ve Milli Eğitim Bakanlığı'mızın bilgisayarı, eğitimin her düzeyine sokma çabasına rağmen bu konuda hem öğrencilere, hem öğretmenlere hem de velilere bir bilinç ve eğitim verilmediğinde, sonuç internetin büyülü dünyasında kaybolan çocuklar oluyor.

İnternetin aşırı kullanılması evlilikleri, ebeveyn-çocuk ilişkilerini ve yakın arkadaşlıkları da olumsuz etkiler. Bağımlılar kompüter önünde, netle bağlandıkları sanal dünyada daha fazla vakit geçirdiklerinden, gerçek dünyadaki insanlara ayıracak zamanları kalmaz. Gündelik hayattaki sorumluluklarını ihmal ederler. Güney Koreli aile, bu ihmalin doruk noktasına bir örnek.

Zygmunt Bauman, Akışkan Aşk adlı kitabında geç modern dönemin sorumluluk ve bağlılıktan korkan kısa süreli ilişki anlayışının, internet bağlantısı üzerinden ifade edilebileceğini söyler. Bilgisayar ortamında DELETE tuşuna basarak her şeyi yok edebilen çağdaş birey, mahrem ilişkilerinde de her gün yeni ve sıfırdan, sorumluluk gerektirmeyen bir hayata başlayabilmek için, sanal "ilişkileri" tercih eder. Bu durum, günümüzde evlilik ve aileyi tehdit eden en önemli hususların başında geliyor.

Çünkü bireysel hoşça zaman geçirme ve romantik sohbetlerle de sınırlı kalmıyor internetteki bu ortam. Özellikle bağımlılar için. Müstehcen görüntülerin sergilenmesi ve romantik sohbetler, fiziksel temas söz konusu olmadığı ve taraflar belki de birbirinden binlerce mil uzakta olduğu için zararsız gibi görülebilir. Halbuki on-line ilişkilerini sürdürmeyi önceleyen bağımlılar, bir müddet sonra hem duygusal hem de sosyal olarak evliliklerinden, aile ortamından koparlar.

Online ilişkilerin bağımlılık ve sorumluluk gerektiren gerçek ilişkilere tercih edilmesinin nedeni, 'delete' tuşuna basınca hayatından çıkartabilmenin mümkün olmasıdır. Gerçek hayatta ise boşanmak mümkün olsa da eski eşinizi, çocuklarınızı ve ailenizi hayatınızdan tamamen çıkaramazsınız. Onları hiç yaşanmamış gibi kişisel tarihinizden silemezsiniz. Ağ toplumunda ilişkilerin bu etkilere maruz kalması sadece bağımlılarla sınırlı değil. Ama bağımlılar söz konusu olduğunda bu durum daha fazla belirginlik kazanıyor.

Kadınların büyük oranda Facebook gibi paylaşım sitelerinde zaman geçirdiği (eskiden chat odaları daha yaygındı kadınlar arasında), erkeklerin müstehcen sitelerde gezinip sanal kumarla meşgul olduğu, çocukların bilgisayar oyunlarına kapılıp Sadık Yemni'nin hikâyesindeki gibi "sokaklarda hayat" olduğunu unuttuğu düşünüldüğünde, internetin diyalog, tartışma ve görüş paylaşımına katkısı sebebiyle barış ödülüne aday gösterilmesini anlamak zor.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim