1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. BANGLADEŞ

  4. Nizami'nin İdamı ve Muhtemel Sonuçları Hakkında
Nizami'nin İdamı ve Muhtemel Sonuçları Hakkında

Nizami'nin İdamı ve Muhtemel Sonuçları Hakkında

Bangladeşli yazar Mohammad Hossain’in yazısı, Cemaat-i İslami’yi hedef alan sözde “ihanet-i vatan” davası ve şehit Mutiurrahman Nizami’ye da dikkat çekici vurgu ve tespitler içeriyor.

A+A-

Nizami'nin İdamı ve Muhtemel Sonuçları Hakkında

Mohammad Hossain / Worldbulletin – Dünya Bülteni

Bangladeş Cemaat-i İslami Partisi'nin emiri Mevlana Mutiu'r-Rahman Nizami 11 Mayıs 2016 gecesinde Dakka Merkez Hapishanesi'nde idam edildi. Ülkesinde ve uluslararası camiada tanınan bir isim olan Nizami, 2001-2006 arasında Bangladeş'in Sanayi Bakanlığı'nı da yapmıştı.

Amerika'daki Kraliyet İslam Strateji ve Araştırma Merkezi'nin (The Royal Islamic Strategic Studies Centre) 2009'da yayınladığı "Dünya'nın En Etkili 50 Müslümanı" listesinde kendisine de yer verilmişti. Sonucunda Bangladeş'in müstakil bir devlet olarak Pakistan'dan ayrıldığı 1971'deki Hindistan-Pakistan Savaşı'nda işlediği suçlar iddiasıyla Bangladeş hükümeti tarafından hayli tartışmalı ve kusurlu bir yargılamanın ardından idam edildi.

Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi insan hakları kuruluşları, yabancı hükümet yetkilileri ve hatta Yusuf Kardavi gibi seçkin İslam alimlerinin telkinlerine rağmen, adil yargılama standartlarının sağlanması yahut tutarsızlıkların gözden geçirilmesi namına hiçbir teşebbüs gerçekleşmedi.

Nizami, devlet başkanlığı affına da başvurmayı reddetti, sonrasında da başı dik ve hatalı yargılandığı mücadelesinden taviz vermeden idam edildi.

Bu hassas dönemde, Nizami'nin idamının Bangladeş'te artışa geçen sözde İslami terörist saldırılarla alakalı olduğu şeklindeki iddialar ışığında ele almamız önemlidir; bilhassa Bangladeş hakkında malumatlı bir tahlil yapılacaksa.

Aslında Nizami'nin idam edilmesinde öne sürülen gerekçenin asıl mahiyeti, yani güya Bangladeş'in kutsal ulusal ve seküler kimliğini, sözüm ona geçmişte ve şimdi işlenen suçların yegane sorumlusu olan İslami köktencilere karşı muhafaza etme şeklindeki gerekçe rahatsız edici bazı şeylerin ispatı. Nizami'nin davası adil olmayan bir adalet sistemini, adil bir yargılama yerine bir kan davası güdüldüğünü afişe etti. Mahkemenin arka planında dönen oyunlar bugün Bangladeş'te liberal demokrasi adı altında hüküm süren şedit bir otokrasisin gerçek yüzünü göstermiştir.

Nizami'nin idamı, 1971'de işlendiği söylenen savaş suçlarını cezalandırılması adına yapılan bir adaletsizlik değildi sadece. Aynı zamanda, hala da devam eden, toplumun belli bir kesimine karşı devlet destekli terörizm kampanyasının bir parçasıydı. Devlet destekli bu "savaş suçlusu" retoriğini sorgulayan binlerce insan Nizami'nin cenazesi için Pabna'da bir araya gelirken Bangladeş'in birçok yerinde gıyabi cenaze namazları kılındı. Hakeza Avrupa, Kuzey-Güney Amerika, Ortadoğu, Asya ile Afrika'daki başkentlerde ve büyük şehirlerde de gıyabi cenaze namazları kılındı. Bangladeş'te ise hükümet bir taraftan halka karşı sert tedbirler almaya devam etti. Nizami'nin yasını tutanların megafon kullanması yasaklanırken Nizami için gıyabi cenaze namazının kılındığı Dakka'daki Beytü'l-Mükerrem Camii'nde su kesintisi yapıldı. Cemaatin hareket alanı yüzlerce güvenlik kuvveti ve çok sayıda barikat tarafından kısıtlandı, namaza iştirak edenler bezdirilmek istendi. Chittagong şehrinde polis gıyabi cenaze merasimine katılanları dağıtmak için orantısız bir güç kullanırken hükümet taraftarlarına da namaza gelenlere karşı gerçek cephane kullanma izni verdi.

Mevlana Nizami'nin naaşının defnedildiği Pabna'da polis, merhumun infazından günler önce cenazeye katılımı sınırlı tutmak için tutuklamalara ve tehditlere başlamıştı. Böyle hadiseler Bangladeş'teki istisna değil, mevcut iktidarın vatandaşlarını mahkum ettiği alışılagelmiş bir eziyet halini alan bir kural sanki.

Maalesef dünya Bangladeş'teki mevcut vaziyete karşı ilgisiz kalırken daha ziyade blog yazarlarının öldürülmesine yoğunlaşan bir diplomasi ve medya seferberliği var ki bu da Bangladeş'te hukuk ve düzenin gittikçe kötüleşmesi bağlamında değil de, ülkede artan sözde İslami cihat terörizmi çerçevesine oturmuş vaziyette. İslam ile Batı arasındaki medeniyet çatışmasını benimseyen yabancı düşmanı bir dünya görüşünün "biz demiştik" türünden bir mesuliyeti yerine getirmesi.

Resmin tamamını görmek istemeyen kasıtlı bir teşebbüs, etkili hükümetler, iştahla Batılı seküler değer ve normların reklamı peşinde koşan uluslararası haber ve medya ajansları üç maymunu oynuyorlar, mevcut hükümetin muhaliflerini bastırma ve sindirmek için kullandığı acımasız zorba yöntemleri destekliyor; adaleti ise Bangladeş'teki hassasiyetleri ve sosyal değerleri incitmek pahasına seküler liberal değerlerin reklamını yapan ve bağlantıları sayesinde uluslararası şöhrete kavuşan blog yazarlarının öldürülmeleri için savunuyorlar. Bu yapılanlar doğru değil, ama Mısır, Irak, Suriye, Filistin ve nice başka yerde aynı liberal değerlerin avukatlığını yapanların ikiyüzlülüğünü düşününce, şaşılacak bir şey de yok.

Açıkçası Bangladeş'teki en büyük İslami partinin lideri Mevlana Motiur Rahman Nizami'nin idamı bir bildiri. Şeyh Hasine'nin şahsi ajandasıyla güttüğü kan davasının hakim olduğu hükümetten geri dönüş olmadığını gösteren bir işaret. Artık şurası açık ki Bangladeş'in mevcut adli ve idari kurumlarından adalet ve hesap verme beklentisi olan birisi bunda muvaffak olamayacaktır. Bir kez daha anlaşılmıştır ki demokratik normlar, adalet ve hukuk devletinin artık Bangladeş toplumunda bir karşılığı yok. Eğer acele edilmezse, insanların kanunları kendilerinin tatbik edeceği, mevcut siyasi partilerin bölünüp tabanlarında kontrolü kaybedeceği, bölünmelerin derinleşeceği ve yabancı menfaatlere hizmet edildiği vb. Bangladeş için felaket demek olan sosyoekonomik ve politik istikrarsızlığın öngörülebilir sonuçları olacaktır. Şimdilik Bangladeş tekinsiz bir yolda intiharına doğru ilerlemeye devam ediyor.

HABERE YORUM KAT