Nijerya’da Neler Oluyor?

07.03.2010 12:09

Süleyman Ceran

Ağaçlık alana doğru kaçtılar. Yüzlerce kişiydiler. Bir umut, kurtulmak için palaların soğuk, keskin, ölümcül çeliğinden. Yanlarında silah yok, güm güm atan kalplerinden başka. Korku, en yakın oğulları gibi yanı başlarında. Siyah tenleri, bıngıl bıngıl tere boğulmuş. Geniş burunları, hızlı hızlı açılıp kapanmakta. Bembeyaz dişleri sıkı sıkıya kapalı. Şu ana kadar şanslılar çünkü önlerinden gidenlerin pek çoğu lağımlara düşüp boğuldu. Yakılarak öldürülenleri az evvel gözleriyle gördüler; kutunun içine Musa gibi bırakılmış o bebeğin nasıl kavrulduğunu da.

Ellerinde kaleşnikoflar, tabancalar ve palalarla düzinelerce adam kuşattı etraflarını. Kuru Karama’da kuyudan çıkarılan yüz elliden fazla kardeşlerinin haberleri hâlâ taze. Kolları, bacakları, uzuvları ağaçlar gibi budanmış Müslümanların çığlıkları sanki kulaklarında. Fıkıhta, "cinayet madûnen'nefs" olarak adlandırılan ve öldürmeden daha aşağı olan cinayetlere verilen bu benzetme oralarda yaşananların bir tanımı aslında; aşağılık katliamlar bunlar. Oysaki, Müslümanların yaptıkları tek şey geçen sene yakılan camilerinden sadece birini tekrar onarmaktı, o kadar. Bazıları katliamları yapan Hıristiyan askerlerin buradan değil, yanı başlarındaki Nijer’den getirildiğini söylüyor ama papazlar tarafından yönlendirildikleri iddia edilen grupların saldırıları sonucu içinde 11 aylık bir kız çocuğunun dahi olduğu onlarca çocuk can verdi. Burası Jos şehri, evet. “İsa’nın şehri” anlamına geliyor, tamam. İsa, Müslümanların da sevgili peygamberi. Ama tüm bunlar bütün güvenlik güçlerinin Hıristiyan olmasını anlamalarını sağlamaz. Sadece o da değil, ordu görevlilerin erkekleri toplayıp kadınları ve çocukları camilerde toplaması da katliamın organize olduğunu da gösteriyor.

   Daha geçen aylarda Nijerya polisi, Boko Haram cemaati üyelerinden bine yakın insanı öldürmüştü. Sokak ortasında yerlere yatırıp öldürülen Müslümanların görüntüleri yeni yeni çıkıyor. “Ömer Muhtar” filminde General Grasyani’nin subaylarının yaralı Libyalıları yerlere yatırıp öldürdükleri sahneler ete kemiğe bürünmüş, şimdilerde Nijerya’da sergilenmekte. Kameralar önünde, Nijerya polisinin, sakat Müslümanları yaralı atları vurur gibi, yere yatırıp sükûnetle öldürmeleri, izlerken bile katlanılmaz bir durum. Resmi dini İslam olan Nijerya’da sistematik bir biçimde Müslümanlar katlediliyorlar. Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü, yaşananların tam olarak "Müslümanlara yönelik planlanmış bir katliam" olduğunu söyledi, soruşturma başlatılmasını istedi ama korkunç manzaralara karşı insanlık yine sus pus.

   Bir İslam ülkesi olan, Afrika’nın en büyük nüfusuna sahip, geniş coğrafyası ve petrol rezervleriyle dünyada başına belayı almada ilk sıralarda yer alan Nijerya’da Müslümanlar feci şekillerde katlediliyorlar, camileri ve evleri yakılarak mülteci konumuna düşürülmekteler. Devlet başkanı Ömer Musa Ya'ardua'nın rahatsızlığı nedeniyle aylardır Suudi Arabistan’da tedavi görmesi ve yardımcısı Hıristiyan asıllı Goodluck Jonathan’ın da olaylara tarafsız yaklaşmaması nedeniyle sorunlar gittikçe büyümekte.

   Halkı Müslüman ülkeler coğrafyasının her tarafı yangınlarla dolu; ümmet, dört yandan ateşe veriliyor. İhvan-ı Müslimin’in münbit tohumlarının yeşerttiği Nijerya’da kan gövdeyi götürüyor. 2 yıl önce devasa gösterilerle “Dünya Kudüs Günü”nü kutlayan Müslümanlar, sorgusuz infaz kurbanları şimdilerde.

İki ehl-i kitap toplum arasında yaşanan bu çatışmalar, sosyolojik olarak incelenmeli, üzerinde çalışılmalı. Geçmiş dönemlerde iktidarlar arasında olmakla birlikte halklar arasında pek olmayan bu kavgaların artması, dünyayı sancılı bir sürecin beklediğini de gösteriyor. İktidarların, politik karar alma organlarının başındaki insanların yönlendirmesiyle yaşanan sıkıntıların tabana yayılması, halkların kendi içinde din savaşı vermeleri felaketlerle sonuçlanabilir.

2002 yılında Filistin’de Ramallah, Kalkiliya, Tulkarim, Beytüllahim ve ardından işgal edilen Cenin'de pek çok direnişçi öldürülmüştü. İsrail’in yoğun saldırılarından kaçan yüzlerce Filistinli de Hz. İsa’nın doğduğu iddia edilen Doğuş (Nativitas) Kilisesi’ne sığınmıştı. Günlerce burada kalan, rahipler tarafından ihtiyaçları giderilen direnişçiler daha sonraki günlerde anlaşmalar sonucu güvenli bir şekilde buradan ayrılmıştı; ama o zamana kadar kafasını kiliseden çıkaran Filistinliler, işgalci keskin nişancılar tarafından öldürülmüştü. Kilise, bir mabet olarak görevini yapmıştı.

Ağaçların arkasına saklanan yüzlerce insan, insafsızca öldürüldü, kuyulara atılan, binaların altında kalan ve yakılan diğerleri gibi. Nijerya’da, ateşli silahlarla ve palalarla öldürülen insanların vebali, dünyanın sırtındaki kamburlardan bir kambur artık. Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında çıkan bir mesele de faturanın yalnızca Müslümanlara çıkartılması da büyük haksızlık. Lokal yaraları o ülkenin akil adamlarının çekip çevirmesi, sorunun bölgeselleşmesine müsaade edilmeden çözülmesi gerekiyor. Necaşi’nin yaptığını yapabilme olgunluğunu göstermek ehl-i kitap üyelerinin şiarı olmalı. Nijerya’da var olan Hıristiyan-Müslüman çatışmaları dünyanın hayrına değil. Filistin’de mabetlerinin kapılarını bir sığınak gibi açan rahiplere, meydanlarda eline aldığı taşı işgalcilere fırlatan Edward Said gibi Hıristiyan entelektüellere, Lübnan’da saldırgan İsrail tehdidine karşı güç birliği kararı alan Hıristiyan gruplara, dünyanın öteki ucu Venezüella’dan emperyalistlere kafa tutan Chavez gibi ehl-i kitap üyelerine ihtiyacımız var. Dünyayı şu an katlanılmaz hâle getirmeye çalışan Siyonistlere ve Evangelistlere karşı direnen Müslümanların ve insanlığın yeni bir çatışmayı kaldıracak mecali yok artık.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim