1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Neyin Taraf’ı
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Neyin Taraf’ı

A+A-

Çarşamba gecesi sosyal medyadaki Cemaat trolleri ve gazetecileri yine ortalığı ayağa kaldırdılar. Söylediklerine bakılırsa Taraf gazetesi perşembe sabahı “100 yılın manşetiyle” çıkacaktı.

Gazetenin ilk sayfası gece yarısından önce internete düşünce, sabahı beklemeden “100 yıllık manşeti” öğrenmiş olduk. Gazetenin daha ziyade yalanlanan haberleriyle gündeme gelen Ankara Temsilcisi’nin haberine göre “Süleyman Şah Türbesi IŞİD’e veriliyor”du!

“Yaklaşık iki buçuk ay önce Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndaki 49 personeli rehin alan IŞİD, bunların serbest bırakılması karşılığında 928 yıllık Süleyman Şah Türbesi’ndeki Türk askerlerinin çekilmesini istedi… Hükümet, IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ne olası saldırı ihtimaline karşılık, türbenin boşaltılması gerektiğini Karargâha iletti. Genelkurmay da, hükümetten gelen talimat üzerine, çekilme için bir ön hazırlık yaptı. Ancak çekilme işlemi henüz başlamadı. Kamuoyuna da, olası bir çatışmanın önlenmesi için boşaltıldığı yönünde mesaj verilecek.”

Dün öğle saatlerinde bir açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı ise gazetenin iddialarına sert tepki verdi:

“Böylesine hassas bir konuda gazetecilik ve basın ahlakına uygun hareket edilmeli, mesnetsiz, spekülatif ve sorumsuzca yayınlarla kamuoyunun ? yanlış yönlendirilmesinden özenle kaçınılmalıdır. Tüm basın-yayın kuruluşlarını bu konuda gereken duyarlılığı göstermeye, kamuoyumuzu da bu tür yayınlara itibar etmemeye davet ediyoruz!”

Peki, nereden tutsanız elinizde kalacak bu haberle amaçlanan neydi?

Evet, tahmin ettiğiniz üzere, AK Parti’de Tayyip Erdoğan sonrası görevi üstleneceği kesinleşen Ahmet Davutoğlu’na karşı panikle ellerindeki son mermiyi de sıktılar. Haberi AK Parti MYK’sında Davutoğlu’nun adaylığının açıklanacağı güne denk getirip, yeni Başbakanla ilgili iç ve dış kamuoyunda başlayacak tartışmayı manipüle etmeye çalıştılar.

Elbette söz konusu saldırı, bu kurusıkı haberi yayınlayan gazeteyle sınırlı bir operasyon değil. Muhtemelen, devlet içerisindeki ulusal güvenliği ilgilendiren gizli görüşme ve yazışmaları hukuk dışı yöntemlerle takip eden paralel yapı elde ettiği verilerden kendince bir senaryo yazıp en kullanışlı mecra vasıtasıyla dolaşıma soktu. Kurguya zemin oluşturacak malzemelerin edinilmesinde bazı istihbarat servislerinin de kendilerine yardımcı olduğu iddia ediliyor.

Basın özgürlüğü mü?

Haberin yayınlanmasının ardından savunmaya geçen Cemaat çevrelerinin ve ilişiklerinin konuyu basın özgürlüğü bağlamında bir tartışmaya çekme çabaları ise minderin dışına çıkmaktan başka bir anlam taşımıyor.

Hadi ulusal güvenlik ve gizlilik gibi kriterleri şimdilik bir kenara koyalım. Dünyanın hiçbir yerinde onlarca insanın hayatını tehlikeye atacak bir haberin ve yorumun meşruiyeti, kamunun haber alma hakkıyla gerekçelendirilemez. Öyle ya, açıkça yalanlandığı halde haberin doğru olduğunu kabul etsek bile, bir devletin, 49 sivil vatandaşının hayatını kurtarmak için geliştireceği formülleri, stratejileri deşifre etmenin kamu yararıyla ne ilgisi olabilir?

Bu tarz haberler, IŞİD gibi terör örgütlerinin her şeyden çok ihtiyaç duyduğu güç ve presti propagandasından başka neye hizmet eder?

Ayrıca, daha dün, hükümeti, IŞİD tarafından ele geçirilen Musul Konsolosluğu’nu erken boşaltmadı diye eleştiren sizin yazarlarınız değil miydi? Dün doğru bulduğunuz ve önerdiğiniz bir stratejiyi bugün “ihanet” diye değerlendirmeniz nasıl bir mantığın ürünü?

Her şeyden öte, bir devlet, 49 sivilin canını, sembolik değeri olan tarihî yapılardan daha çok önemsiyorsa, bu takdir edilecek bir davranış sayılmaz mı?

Haklısınız vicdan, mantık, tutarlılık, gazetecilik umurlarında mı? Söz konusu nefret ettikleri siyasi hasımlarına çamur atmaksa, 49 can teferruattan başka bir şey değil onlar için. Malzemeyi bulunca, benim diyen ulusalcı-milliyetçi gazetenin pabucunu dama atacak bir kimliğe bürünmekte tereddüt bile etmiyorlar işte.

Yine Yeniçağ’ı, Ortadoğu'yu, Sözcü'yü aratmayan dünkü haberinde olduğu gibi, bölgede çıkan bir çatışmayı “çözüm süreci sekteye uğradı” spotuyla duyurabiliyorlar.

Gazetenin, bir dönem yaptığı yayıncılıkla kazandığı krediyi artık sıfıra indirdiğini, yazar ve editoryal kadrosunu tasfiye edip cemaat çevreleri ve ulusalcılardan ibaret bir okur kitlesine sıkıştığını hepimiz biliyoruz. Ancak eskinin hatırına bu yayını takip eden kimi demokrat, Kürt, dindar okurlar artık her gün bir yeni örneğine şahit olduğumuz bu tarzı nasıl içlerine sindiriyorlar, gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum.

Düşünmek bu olmasa gerek!

TÜRKİYE

YAZIYA YORUM KAT